TMMOB Maden Mühendisleri Odası

MADEN İŞLETMELERİNDE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

MADEN İŞLETMELERİNDE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Adana Şubesi ile Çukurova Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü tarafından düzenlenen sempozyum, 21-22 Kasım 2013 tarihlerinde Adana‘da gerçekleştirilmiştir.

Ülkemiz madenciliğinin önemli bir sorunu olan, her yıl yüzlerce insanımızın hayatını kaybetmesine ve binlercesinin sakat kalmasına neden olan iş kazaları, meslek hastalıkları ele alınarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği politikaları ve uygulamaları sempozyum süresince tartışılmış, sektördeki bilimsel ve teknik bilgi üretimi araştırmacı ve uzmanlar tarafından paylaşılmıştır.

216 kişinin resmi 156 kişinin katılımcı olarak yer aldığı Sempozyuma toplam 372 delege katılmıştır. 28 bildirinin sunulduğu sempozyum süresince açık tutulan "Maden İşletmelerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Donanımı Sergisi" çok sayıda ziyaretçi tarafından ilgiyle izlenmiştir. Sempozyumda "6331 Sayılı İş Güvenliği Yasası ve Madencilik Uygulamaları" konulu bir de panel düzenlenmiştir.

Yaşama hakkı en temel insan hakkıdır. ILO kaynaklarına göre her yıl 1,2 milyon kadın ve erkek, iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla hayatını kaybetmektedir. Yine aynı kaynaklara göre; her yıl 250 milyon insan iş kazaları, 160 milyon insan ise meslek hastalıkları sonucu ortaya çıkan zararlara maruz kalmaktadır.

İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu gerek maddi ve gerekse manevi kayıplar gelişmekte olan ülkelerin kalkınma çabaları önünde önemli bir engel teşkil etmektedir. Ödenmesi gereken fatura ise bu ülkelerin Gayrı Safi Milli Hâsılalarının (GSMH) önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. Bazı kaynaklarca, endüstrileşmiş ülkelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin, bu ülkelerin Gayrı Safi Milli Hâsılalarının % 1 - % 3‘ü oranında değiştiği belirtilmektedir.

Ülkemizde ise en iyimser yaklaşımla, iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin yılda yaklaşık 3 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu maddi ve manevi kayıplar, ülke ekonomisi açısından fevkalade önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu nedenle ülkemizde de işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında ciddi tedbirlerin alınması zorunludur. Daha sağlıklı ve daha güvenli işyeri ortamı, daha verimli bir çalışmanın da ön koşuludur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde işçi sağlığı ve iş güvenliği, toplumsal kalkınmanın belirleyici unsurları arasında yer almaktadır.

Devletin, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında araştırma yaptırmaktan, üretim süreçleri konusunda tarafları bilgilendirmeye, ulusal mevzuatı günün gereksinimlerini karşılayacak bir biçimde güncellemekten, insan sağlığını her şeyin üstünde tutarak işyerlerini etkili bir biçimde denetlemesine kadar pek çok sorumluluğu vardır. İşverenlerin büyük bir bölümü, çalışanların korunmasını, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasını maliyet unsuru olarak görmektedir. Yasanın, yönetmeliğin zorunlu kıldığı önlemleri almak, sağlık kurullarını oluşturmak konusunda işverenlerin sorumluluklarını kendiliğinden yerine getirmeleri beklenmemelidir. Son yıllarda, taşeronlaşma veya bir başka söylemle alt işveren uygulamaları yaygınlaşıp hızla artarak işyerleri küçük birimlere bölünmekte ve çalışan işçiler sendikasızlaştırılmaktadır. Bunların sonucu olarak, denetim zorlaşmakta ve alınması gereken önlemler takip edilememektedir.

Madencilik sektörü; zor, yıpratıcı, yüksek oranda risk taşıyan ve bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren, dünyanın en ağır iş koludur. Buna rağmen, madencilik kuruluşlarımızdaki mevcut deneyim birikiminin yok edilmesi, maden işletmeciliğinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi veya kuruluşlara bırakılması; kısa sürede yüksek kâr sağlamak amacıyla yapılan üretim projeleri, hızlı ve yüksek kazanç için yapılan üretim zorlamaları, bir yandan yetersiz, liyakatsiz kişilerin siyasal amaçlarla kilit mevkilere atanması ve diğer yandan da kamusal denetimin iyice gevşetilmesi kazaların kaçınılmaz hale gelmesine neden olmaktadır.

Maden kazaları son yıllarda belirgin olarak artmaktadır. Son 5 yılda toplam 400 maden emekçisi yaşamını yitirmiştir. Söz konusu kazalarda maden mühendisi meslektaşlarımız da hayatını kaybetmiştir. Bu vesileyle maden kazalarında yaşamlarını yitiren meslektaşlarımızı ve tüm maden emekçilerini bir kez daha saygıyla anıyor, yakınlarına sabır diliyoruz.

Ülkemizde; yüksek risk taşıyan, kuralsız ve denetimsiz çalışan, mühendislik bilim ve tekniğinden uzak, teknik elemanın gözetim ve denetimi olmaksızın, tamamen ilkel koşullarda çalışan pek çok maden işletmesi bulunmaktadır. Bu işletmelerde her an kaza olma olasılığı mevcuttur. Kazaların kader olmadığı, mühendislik bilim ve teknolojisinin uygulanması ve gerekli önlemlerin alınması sonucunda engellenebileceği bilinen bir gerçektir.

Ancak 6331 sayılı İş Güvenliği Yasası ile işçi sağlığı ve iş güvenliği; mesleki risklerin ve tehlikelerin önceden belirlenerek gerekli önlemlerin alınması sonucu iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi ilkesinden uzaklaşarak kayıt ve belgelere dayalı hormonlu bir rant ekonomisine dönüşmüştür. Mevcut durum yakın zamanda kontrol altına alınamaz ise bu durum çalışma hayatının tüm taraflarının önemli sorunlar yaşanmasına neden olacaktır.

Sonuç olarak,

1)Ülkemizin maden potansiyeli ile çok tehlikeli kapsamda yer alan madencilik faaliyetleri ve sonrasında karşılaşılan problemler nedeniyle oluşan yüksek iş riski "Madencilik Bakanlığı"nın kurulmasını ve iş güvenliği mevzuatının; meslek odalarının, sendikaların ve ilgili kuruluşların önerileri dikkate alınarak yediden gözden geçirilmesini gerektirmektedir.

2)Ucuz işgücüne dayalı ve örgütlenmeyi engelleyen alt işverenlik ve rodövans uygulamaları kaldırılmalıdır.

3)Sektörün özelliği göz önüne alınarak kapsamlı bir risk haritasının ilgili Bakanlıklarca hazırlanması ve denetimlerin buna göre yapılması gerekmektedir.

4)Teknik nezaretçi ve iş güvenliği uzmanı ücretini, denetlemek durumunda olduğu işyeri sahibinden almakta olup, bu durum teknik nezaretçinin uzmanın işletme ile ilgili kararlarında özgür davranmasını engellemektedir. Bu açıdan, teknik nezaretçinin ve iş güvenliğinden sorumlu mühendisin özgürce karar verebilmesi ve görevini layıkıyla yerine getirebilmesi amacıyla, ücretini oluşturulacak bir fondan alması için gerekli yasal düzenlemeler kamu sektörü de göz önüne alınarak acilen yapılmalıdır.

5)İş güvenliği uzmanlarının mevcut çalışma süreleri yetersiz olup bu süre sektörün içerdiği riskler göz önüne alınarak artırılmalı ve maden işletmelerinde görevlendirilecek uzmanların mutlaka maden mühendisi olma zorunluluğu getirilmelidir.

6)İşçi sayısına bakılmaksızın tüm maden işletmelerinde yeterli sayıda maden mühendisi bulundurulma zorunluluğu getirilmelidir.

7)Kazaların önlenebilmesi için bilimsel ve teknik yatırımların yanı sıra, örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması, çalışma yaşamı ile birlikte çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamlarının da iyileştirilmesi zorunludur.

8)İşçi sağlığı ve iş güvenliği yatırımları teşvik edilerek desteklenmeli ve iş güvenliği ekipmanları ile kişisel koruyucu donanımlar gümrük ve katma değer vergilerinden muaf tutulmalıdır.

9)İş güvenliği denetiminden birinci derecede sorumlu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş kazalarının önlenebilmesi için iş güvenliği denetimini tam olarak yerine getirmelidir. Yasal mevzuatlarda yapılacak düzenlemelerle denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekirken, hazırlanmakta olan "İş Teftiş Tüzüğü" ve "İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği" taslakları ile uzmanlık gerektiren iş güvenliği denetimlerinin neredeyse yok sayılarak Genel Denetimler içerisinde basitleştirildiği ve yüzeyselleştirildiği görülmektedir. Bu düzenleme yapılırken ilgili meslek odalarının görüşleri dikkate alınarak bu yanlıştan dönülmelidir.

10)Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan 6331 sayılı İş Güvenliği Kanunu ve ilgili yönetmelikleri, madencilik sektöründe etkin denetlemenin yapılabilmesi bakımından yetersiz olup ciddi sakıncalar içermektedir. Söz konusu mevzuat, yeniden gözden geçirilerek madencilik sektörünün özellik arz eden sorunları da göz önüne alınarak yeniden düzenlenmeli, denetim elemanı olarak yararlanılacak maden mühendisi kadroları artırılmalıdır.

11)Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın madencilikten sorumlu birimi olan Maden İşleri Genel Müdürlüğü‘ne, yasa ile "madencilik faaliyetlerinin işçi sağlığı ve iş güvenliği ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme" görevi de verilmiştir. Bu kuruluş, madencilik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden yapılandırılarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili taşra denetim birimleri oluşturulmalı, personel kadrosu nicelik ve nitelik bakımından geliştirilmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

TMMOB

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

YÖNETİM KURULU

Okunma Sayısı: 1242
Yayın Tarihi: 28.11.2013