TMMOB Maden Mühendisleri Odası

7. Maden Mühendisliği Eğitimi Çalıştayı Başladı.

7. Maden Mühendisliği Eğitimi Çalıştayı Başladı.

Üniversitelerimizin Maden Mühendisliği Bölüm Başkanları ve yetkililerinin katıldığı, açılış konuşmalarını Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Özdağ ve Oda Başkanımız Mehmet Torun`un yaptığı 7. Maden Mühendisliği Eğitim Çalıştayı 10 Aralık Cumartesi günü Eskişehir`de Başladı.

Oda Başkanımız Mehmet Torun‘un Çalıştay Açılış Konuşması:

21. yüzyılda yaşanacak teknolojik gelişme hızı, gelişmekte olan ülkelerin bu alanda politikalar üretemedikleri sürece çok hızlı bir şekilde geride kalacaklarını ortaya koymaktadır. Bütün bu koşullar, Türkiye‘nin çağdaş mühendislik eğitimini yaygınlaştırmasının yanı sıra sanayileşmeden, teknolojik öngörüden teknoloji üretiminden, araştırma ve geliştirmeden, üniversite-sanayi işbirliğinden yana politikalara duyduğu gereksinimi çok açık bir şekilde göstermektedir. Bu nedenle ülkemizdeki mühendislerin daha donanımlı birikimli ve bilinçli olarak yetiştirilmesinin yanı sıra toplumsal ve teknik iş bölümü içerisinde mesleki eğitimleri ile uyumlu üretken bir konuma sahip olmaları için gerekli politikaların uygulanması da çok büyük bir önem ve öncelik taşımaktadır.

Neo-liberal politikaların tüm yaşamımıza entegre edildiği günümüzde, ülkemize biçilen roller irdelendiğinde görülmektedir ki; eğitim ve öğretim hizmetlerinin piyasaya açılması ve sermayenin hizmetine sunulmasıyla eğitim metalaştırılmaktadır. Aynı şekilde eğitim alanında dayatılanlar, şirketleşen üniversite anlayışının gelişmesine neden olmaktadır. Üniversite yapısındaki değişim, "şirket" ve "müşteri odaklı" bir tarza yönelmekte ve "müfredat" buna uygun biçimde yeniden yapılandırılmaktadır.

Bu gelişmelerin bir ürünü olarak, bazı öğretim elemanları üniversite-sanayi işbirliği adı altında piyasaya iş yapmakta ve kendilerini mensubu oldukları kurum ve öğrencilerinden çok sermaye gruplarına karşı sorumlu hissetmekte, bunun sonucunda öğrenciler kendi hallerine terk edilmektedir. Öğretim elemanı sayısının niteliği ve niceliği,eğitimin kalitesini düşürmekte ve ekonomik koşullar öğretim elemanlarının ek işlerle uğraşmasına neden olmaktadır. Öğretim görevlilerinin ekonomik, sosyal ve mesleki sorunlarının çözülememesi bahsedilen olumsuz tabloyu daha da büyütmektedir.

Aynı şekilde, özelleştirmeler eğitim alanını da sarmakta ve eğitim hizmetlerinin bütünlüklü yapısı parçalanarak yurt, yemekhane, temizlik gibi hizmetler taşeron firmalara ihale edilmektedir. Bütçe kısıntıları bahanesiyle devlet üniversitelerine kaynak aktarılmazken, özel üniversitelere bedelsiz arazi tahsisi ve para yardımı gibi teşvikler sağlanmaktadır. Sonuçta üniversite eğitimi bilimsel içeriğinden yalıtılarak, düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, edilgen bir insan tipi oluşturmaktadır.

Planlama dışı oluşturulan yüksek öğrenim sistemi ile öğrenciler mezuniyetlerinin ardından işsizlikle karşı karşıya kalmakta, iş bulabilenler ise kuralsızlaştırılmış (esnek) çalışma koşullarında düşük ücretlerle çalışmaktadır. Sorunların çözümü planlamacı bir anlayışla, toplumsal gereksinimleri, üretimi, istihdamı ve yaşam boyu eğitimi, ülkenin bilim ve teknoloji yeterliliğinin güçlendirilmesini temel alan ulusal eğitim politikalarının yaşama geçirilmesi ile olasıdır.

2010 yılı Mart ayında yaptığımız Odamızın 42.Genel Kurulu açılışında şöyle demişiz:

"Üniversitelerde gerici kadrolaşmalarla gelecek kuşakların beyinlerini esir alma çalışmaları bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük olacaktır. Bilimin ve üniversitelerin insanlık tarihi boyunca yüklendiği esas görevin, inanç sistemlerinin dogmalarına karşı çıkmak, doğaya ve toplumsal yaşama ait tüm süreçlerin nasıl gerçekleştiğini bilimsel temelde ve akıl süzgecinden geçirip incelemek ve sorgulamak olduğu bilinmektedir.Eğitim, öğretimle ilgili sorunları çözmek ve üniversiteleri bir bilim ve teknoloji üretme merkezleri yapmak yerine, buraları çağın gerisine düşüren karanlık düşünceleri kabul etmek mümkün değildir. Yapılması gereken; bağımsız, özgür, laik, kardeşçe yaşanan, gerçek demokrasinin yaşandığı bir sosyal hukuk devletinin yaratılması olmalıdır." Bugün bu tespitlerin doğruluğu daha da netleşmiş, AKP iktidarı YÖK marifetiyle üniversiteleri ele geçirmiş, akademisyenleri ve öğrencileri susturmaya çalışmaktadır.

Devlet üniversitelerinin paralı hale getirilmesi ve paralı üniversitelerin açılması bir başka önemli soruna daha neden olmuştur. Bilimsel araştırma merkezleri olması gereken üniversiteler, böylece ticarethaneye dönüştürülmektedir. Bugün üniversitelerimiz bilim-teknik alanında eğitim-öğrenim ilişkisinin yaşanacağı ortamlar olması gerekirken, "öğrenci ilişkisi"nden uzaklaşılarak, müşteri ilişkisi kurma yolunda hızla ilerlenmektedir.

Bir başka sorun üniversitelerin kendi kimliğinden ve niteliğinden uzaklaştırılarak adeta lise seviyesine indirildiği gerçeğidir. Bugün üniversitelerimiz bağımsız bilimsel araştırma çalışmalarından önemli ölçüde uzaklaştırılmıştır. Üniversite öğreniminin ezberci, tek yanlı, bilimsel olmayan içeriği, soran-sorgulayan öğrenci yapısından uzaklaşılması, öğrenciyi de dışlayan, anti demokratik öğrenim ve idari yapısı, üniversitelerimizi olması gerekenin çok gerisine düşürmüştür.

Sonuçları itibarıyla bütün bunlar kadar önemli bir başka soruna değinmeden geçemeyeceğim. Bu sorun da üniversitelerin,ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal vb. sorunlara yaklaşımı, yaşanılan çok boyutlu sorunlar karşısında durduğu siyasal yer, aldığı tutumla ilişkilidir.

Tüm dünyada üniversite ve üniversiteli kimliği,toplumun diğer kuruluşlarından ve bireylerinden bir anlamda önemli bir farklılaşmanın ifadesi olmuştur. Çünkü üniversiteler insanlığın genel gereksinimleri doğrultusunda bilimsel araştırma yapma, bilimsel bilgi toplama,üretme ve yayma merkezleri olarak düşünülür. Bunu sağlamanın yollarından biri,belki de en önemlisi üniversitelerin ve yetiştirdikleri öğrencilerinin niteliğiyle ilgili olanıdır.

Yani, üniversiteler içinde bulunulan tarihsel-toplumsal dönemi anlayan ve algılayan, yaşadığı toplumun sosyal, siyasal vb. sorunlarına duyarlı olan, bu sorunlara toplumun ve insanlığın genel çıkarları doğrultusunda çözümler arayan ve sorunların çözümü konusunda sosyal ve siyasal olarak taraf olabilen bireyler yetiştirmek zorundadır.

Günümüzde çok yaygın olarak karşılaştığımız, dar anlamda kendi geleceğini düşünen, bireyci, toplumsal sorunlara algılamaktan uzak, bu sorunlara tavır almaktan korkan, tüketici, kolaycı, apolitik, ya da ırkçı-gerici-kafatasçı öğrenci yapısı üniversite ve üniversiteli kimliğini yozlaştırmakta, onları sınırlı eğitime sahip sıradan bireyler haline getirmektedir. Oysa üniversiteler ve üniversiteli gençler, öğrendikleri bilgi ve taşıdıkları enerji ile toplumun en aydın kesimi, yol göstericileri, liderleri olmak durumundadır.

Bu düşüncelerle;

- Küreselleşmenin ve sermayenin isteklerine göre üniversitelerin yapılandırılması uygulamalarından vazgeçilmelidir.

- Eğitim, her kademede eşit ve parasız olmalıdır.

- Üniversite eğitimi; bilimsel,özerk ve demokratik ortamlarda sürdürülmelidir.

- Belletme ve ezbercilik yerine öğrenme; verileri kabul etmek yerine araştırma yeteneğini geliştirmek; teknik eğitim yanında sosyal ve kültürel eğitimleri de tamamlamak; eğitimde; sorgulayan, düşünen, dayanışma duygusuna sahip, bilimsel kriterleri önemseyen, aydınlanmış öğrencilerin yetişmesini sağlama en temel amaç olmalıdır.

- Uygun nitelik ve sayıda öğretim üyesi yetiştirilmelidir.

- Üniversitelerdeki öğretim üyelerinin eğitim dışında ticari faaliyette bulunması engellenmeli, eğitim hizmetini üreten öğretim üyelerinin ekonomik, sosyal ve mesleki sorunları çözülmelidir.

- Öğretim üyelerinin düşüncelerinden, sendikal eylemlerinden ve demokratik taleplerinden dolayı karşılaştıkları her türlü ceza ve sürgün uygulamalarına son verilmelidir.

- YÖK tüm kurumlarıyla kaldırılmalı, Üniversitelerarası Kurul ve üniversiteler, özerk ve demokratik bir anlayış temelinde yeniden düzenlenmeli, üniversitenin bütün bileşenlerinin yönetim ve karar sürecine katılmaları güvenceye alınmalıdır.

- Üniversitenin üç temel bileşeni olan öğretim üyeleri, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversite yönetimine katılmaları sağlanmalıdır.

- Çok sayıda niteliksiz mühendis yetiştirmek ve yine çok sayıda donanımsız üniversite ve bölüm açmak yerine, ülke ihtiyaçlarını gözeten yeterli eğitim kadrosu ve kütüphane, derslik,laboratuar, yurt vb. alt yapısı tamamlanmış kuruluşlar oluşturulmalı; şimdiye kadar açılmış bulunan üniversitelerin eğitim düzeyi arttırılmalı ve kalite eşitsizliği ortadan kaldırılmalı, eksik alt yapıları tamamlanmalıdır.

- Mühendislik ile ilgili yükseköğrenimin planlanmasında yeni fakülte ve bölümlerin açılmasında, eğitim programlarının oluşturulmasında TMMOB‘nin görüşü ve onayı alınmalıdır.

- Eğitimde kalite standartları oluşturulmalı mühendislik bölümlerinin kalitesi bu kriterlere göre denetlenmelidir.

- Genel bütçeden eğitime aktarılan pay yeterli seviyeye getirilmeli ve üniversite bütçelerinde bilimsel araştırmalara ayrılan pay artırılmalıdır.

- Harç, ikinci öğretim, yaz okulu gibi uygulamalar kaldırılmalıdır.

- Stajyer alan firmaların üniversiteler tarafından denetlenmesi ve stajyerlere mesleki bilgilerin aktarılması sağlanmalıdır. Meslek Odalarının denetimi ve üniversitelerin yürütücülüğünde öğrencilere staj imkanları sağlanmalı, bu amaçla Staj Yasası çıkarılmalıdır.

Çalıştayın bu doğrultuda başarılı geçeceği inancıyla, katkı koyan bilim insanlarına, Eskişehir İl temsilciliğimize ve emek veren herkese teşekkür ediyorum.

Okunma Sayısı: 1430
Yayın Tarihi: 10.12.2011
Fotoğraf Galerisi