TMMOB Maden Mühendisleri Odası

24. ULUSLARARASI KÖMÜR KONGRESİ VE SERGİSİ 23 EYLÜL 2026 TARİHİNDE AÇILIŞ KONUŞMASI İLE BAŞLAMIŞTIR.

24. ULUSLARARASI KÖMÜR KONGRESİ VE SERGİSİ 23 EYLÜL 2026 TARİHİNDE AÇILIŞ KONUŞMASI İLE BAŞLAMIŞTIR.
TÜRKİYE 24. ULUSLARARASI KÖMÜR KONGRESİ VE SERGİSİ
23–25 EYLÜL 2026 | ZONGULDAK
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubemiz tarafından düzenlenen Türkiye 24. Uluslararası Kömür Kongresi ve Sergisi, 23 Eylül 2026 tarihinde Zonguldak Dedeman Otel’de gerçekleştirilen açılış töreniyle başladı.

Kongrenin açılışına; TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Yüksel, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Levent Yağcıoğlu, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Hüsnü Meydan, KESK-ESM Genel Başkanı Cemalettin Sağtekin, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkan Yardımcısı İsa Mutlu, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Genel Müdürü Muharrem Kiraz, Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ulusoy, akademisyenler, sektör temsilcileri, madencilik alanında uzmanlar ve çok sayıda davetli katıldı.

Açılış konuşmalarında; kömür madenciliğinin ülkemiz açısından önemi ve geleceği, madencilik sektörünün mevcut durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmeler, madencilikte işçi sağlığı ve güvenliği, çalışma yaşamı, kamu madenciliğinin güçlendirilmesi, Türkiye Taşkömürü Kurumu ve Zonguldak madenciliğinin geleceği, maden mühendisliği eğitimi ile sektörde yaşanan güncel sorunlar ele alındı.

Kongrede ayrıca, kömür madenciliğinin teknik, ekonomik ve sosyal boyutları ile sektörde yaşanan gelişmelerin değerlendirilmesi, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin madencilik uygulamalarına yansımaları ve sektörün geleceğine yönelik görüş ve öneriler paylaşılmaktadır.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ayhan Yüksel’in açılış konuşması aşağıdadır;

TÜRKİYE 24. ULUSLARARASI KÖMÜR KONGRESİ VE SERGİSİ AÇILIŞ KONUŞMASI

Sayın Milletvekilleri,
Sayın Belediye Başkanları,
Sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve TMMOB ve bağlı Odalarımızın değerli başkan ve yöneticileri,
Üniversitelerimizin değerli akademisyenleri,
Sevgili meslektaşlarım,
Kıymetli konuklar ve basın emekçileri,
Hanımefendiler, beyefendiler,

Hepinizi TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu adına sevgiyle, saygıyla ve dostlukla selamlıyorum.

Türkiye Kömür Kongresi’ne ve emeğin başkenti Zonguldak’a hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Kongremizin hazırlanmasında emeği geçen Zonguldak Şube Yönetim Kurulumuza, Kongre Yürütme ve Bilim Kurullarına, bildirileriyle katkı sunan bilim insanlarına, meslektaşlarımıza, madencilik kurum ve kuruluşları ile Oda çalışanlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

Değerli Konuklar, Sevgili Meslektaşlarım,

Zonguldak’ta kömür üzerine konuşmak, yalnızca bir enerji kaynağını konuşmak değildir.

Kömür; emektir, üretimdir, mühendisliktir, sanayileşmedir ve aynı zamanda büyük bir bedel ödemektir.

Kozlu’yu, Karadon’u, Soma’yı, Ermenek’i, Amasra’yı ve ülkemizin dört bir yanında yaşanan maden facialarında kaybettiğimiz binlerce maden emekçisini ve meslektaşımızı saygıyla anıyorum.

Onları anmak elbette önemlidir. Ancak bizim asıl görevimiz, aynı acıların bir daha yaşanmamasını sağlayacak bir düzen kurmaktır.

Madencilik doğası gereği riskli bir sektördür. Ancak ölüm madenciliğin kaderi değildir.

Grizu kader değildir.
Göçük kader değildir.
Yangın kader değildir.
Bilimin ve tekniğin gerekleri yerine getirilir, yeterli yatırım yapılır, mühendislik hizmetleri eksiksiz uygulanır ve bağımsız denetim sağlanırsa kazaların büyük bölümü önlenebilir.

Bu nedenle bir kez daha söylüyoruz:

İşçi sağlığı ve iş güvenliği bir maliyet değil, üretimin temel koşuludur.

Üretim baskısının güvenliğin önüne geçirilmesini kabul etmiyoruz.

Personel azaltılmasına, taşeronlaşmaya, güvencesiz çalışmaya ve mühendislik hizmetlerinin kâğıt üzerinde bırakılmasına karşı çıkıyoruz.

Bir kaza olduğunda bütün sorumluluğun birkaç işçiye ya da sahada çalışan birkaç maden mühendisine yüklenmesini de kabul etmiyoruz.

Maden mühendisleri günah keçisi değildir.

Sorumluluk bütün sistem içinde aranmalıdır. Yatırım kararlarına, işletme politikalarına, üretim hedeflerine, personel yapısına, denetim düzenine ve kamu yönetimine birlikte bakılmalıdır.

Denetim sistemi gerçekten bağımsız ve etkin hale getirilmeli; mühendislerin ve iş güvenliği uzmanlarının işverene ekonomik bağımlılığı sona erdirilmelidir.

Mühendislerin teknik kararlarına müdahale edilmemeli, her vardiyada yeterli teknik personel bulunmalı, risk değerlendirmeleri kâğıt üzerinde kalan belgeler olmaktan çıkarılmalıdır.

Grizu, havalandırma, yangın, toz, tahkimat ve su baskını riskleri sürekli izlenmeli; gerekli teknolojik yatırımlar maliyet hesabına kurban edilmemelidir.

Kaza olduktan sonra sorumlu arayan değil, kazadan önce riski ortadan kaldıran bir sistem kurulmalıdır.

Değerli Konuklar,

İşçi sağlığı ve iş güvenliği aynı zamanda bir hukuk ve demokrasi sorunudur.

Çünkü hukuk yalnızca mahkeme salonlarında değil, işyerlerinde de yaşar.

İşçinin yaşam hakkı, örgütlenme hakkı, itiraz etme hakkı ve güvenli çalışma hakkı korunmuyorsa, iş güvenliği kuralları da kâğıt üzerinde kalır.

Bugün seçilmiş yöneticilerin görevden alınıp yerlerine merkezi idare tarafından kayyum ve butlan atanması, halkın iradesini yok sayan bir anlayışın göstergesidir.

Kayyum uygulaması yalnızca belediyelerin yönetimiyle ilgili değildir; seçmenin iradesine, yerel demokrasiye ve kamu yönetiminde hesap verebilirliğe müdahaledir.

Seçilmişlerin yerine atanmışların getirilmesi, halkın karar süreçlerinden dışlanması ve kamu kurumlarının demokratik denetimden uzaklaştırılması çalışma yaşamında da otoriter anlayışı güçlendirir.

İşyerinde işçiyi dinlemeyen, sendikayı etkisizleştiren ve meslek örgütlerini karar süreçlerinin dışına iten anlayışla, halkın iradesini yok sayan kayyum anlayışı aynı zihniyetin ürünüdür.

Biz nasıl ki maden işçilerinin can güvenliğini yöneticilerin keyfî kararlarına bırakamazsak, halkın iradesini de atanmışların keyfî yönetimine bırakamayız.

Demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gitmek değildir.

Demokrasi, seçilmişlerin görev süresi boyunca halkın iradesine saygı göstermesidir.

Hukuk yalnızca suç işleyenleri cezalandırmak değildir. Kamu gücünü kullananların da hukukla bağlı olmasıdır.

Bu nedenle kayyum uygulamalarına, seçilmiş iradenin yok sayılmasına, hukukun siyasallaştırılmasına ve demokratik denetimin zayıflatılmasına karşı çıkıyoruz.

İşçi sağlığı için bağımsız denetim ne kadar gerekliyse, demokratik toplum için de bağımsız yargı, özgür sendikalar, güçlü meslek örgütleri ve halkın seçme-seçilme hakkı o kadar gereklidir.

Saygıdeğer Konuklar, Sevgili Meslektaşlarım,

Bugün kömür madenciliğini konuşurken dünyadaki enerji dönüşümünü görmezden gelemeyiz.

İklim değişikliği gerçektir.

Dünyada fosil yakıtlara dayalı enerji sisteminden daha düşük karbonlu bir yapıya geçiş yaşanmaktadır.

Ancak enerji dönüşümü yalnızca teknik bir konu değildir. Milyonlarca insanın işi, geliri, yaşadığı kent ve geleceği bu dönüşümden etkilenecektir.

Bu nedenle “adil geçiş” ya da “kömürden adil çıkış” kavramını özellikle vurguluyoruz.

Adil çıkış, “kömür ocaklarını yarın kapatalım” demek değildir.

Yıllarca ülkenin sanayisi ve enerji ihtiyacı için yerin yüzlerce metre altında çalışan madencileri işsiz bırakmak adil bir dönüşüm değildir.

Bir dönüşüm olacaksa bunun bedelini maden emekçileri ödememelidir.

Zonguldak ödememelidir. Soma ödememelidir. Kütahya, Çayırhan, Elbistan ve kömürle yaşayan diğer bölgeler de ödememelidir.

Kısacası halkımız ödememelidir.

Kömürden çıkışın bir takvimi varsa, işçinin geleceği için de bir takvim olmalıdır.

Türkiye’nin bölge bölge hazırlanmış uzun vadeli bir Adil Dönüşüm Planına ihtiyacı vardır.

Bu planda yeni iş alanları, sanayi yatırımları, eğitim programları, sosyal güvenlik, emeklilik ve bölgesel kalkınma birlikte ele alınmalıdır.

Bu planlar birkaç bürokrat tarafından hazırlanıp bizlere dayatılmamalıdır.

Maden işçisi masada olmalıdır.
Sendikalar masada olmalıdır.
Maden mühendisleri masada olmalıdır.
Üniversiteler, meslek örgütleri, yerel yönetimler ve bölge halkı da sürece katılmalıdır.

Çünkü adil dönüşüm, halk için halka rağmen yapılamaz.

Değerli Konuklar,

Türkiye’nin enerji alanındaki en büyük sorunlarından biri plansızlıktır.

Enerji ve madencilik politikaları günlük siyasi tercihlere ve ranta göre belirlenemez.

Bir yandan “yerli ve milli enerji ve madencilik” politikasından söz edip diğer yandan kömür ithalatına daha fazla bağımlı hale gelmek ciddi bir çelişkidir.

Zonguldak taşkömürü, özellikle demir-çelik sanayimiz için stratejik öneme sahiptir.

Buna rağmen yıllardır TTK’nın üretim kapasitesini artıracak yatırımlar yapılmadı. Kurumun personel yapısı zayıflatıldı, sahalar parçalandı ve rödövans uygulamaları yaygınlaştırıldı.

Sonra da kamu kurumlarına dönülüp “Neden yeterince üretmiyorsunuz?” diye soruldu.

Biz de soruyoruz:

Yeterli işçi almadığınız, mühendis kadrolarını güçlendirmediğiniz, yatırım yapmadığınız ve hazırlık çalışmalarını zamanında tamamlamadığınız bir kurumdan nasıl daha fazla üretim bekliyorsunuz?

Önce kamu kurumunu küçültüp sonra “verimsiz çalışıyor” diyerek özelleştirmeyi çözüm olarak sunmak, yıllardır uygulanan yanlış politikanın özetidir.

Odamızın görüşü nettir:

Yerelde TTK, genelde tüm madencilik kurum ve kuruluşları kamusal anlayışla güçlendirilmeli; üretim sahaları bilimsel havza planlamasıyla değerlendirilmelidir.

Yeterli sayıda nitelikli işçi ve mühendis istihdam edilmeli, teknolojik yatırımlar yapılmalıdır.

Arama, hazırlık, üretim ve kömürün kullanım alanları birlikte planlanmalıdır.

Doğal kaynaklarımız şirketlerin kısa vadeli kâr hesaplarına göre değil, toplumun uzun vadeli çıkarlarına göre yönetilmelidir.

Madenciliğin gerçek sahibi halktır.

Biz buna kamuculuk diyoruz.

Buna planlama diyoruz.

Buna kamu yararı diyoruz.

Değerli Konuklar,

Ne yazık ki ülkemizde uzun yıllardır farklı bir anlayış uygulanıyor.

Özelleştirme, taşeronlaştırma, rödövans ve piyasalaştırma uygulamaları madencilik politikalarının temel araçları haline getirildi. Kamu kurumları küçültüldü, kurumsal birikimleri zayıflatıldı, liyakat ilkesi aşındırıldı.

Bilim insanlarının, mühendislerin ve meslek örgütlerinin görüşleri karar süreçlerinin dışında bırakıldı.

Bir ülkenin yer altı kaynaklarını yalnızca piyasanın insafına bırakamazsınız.

Çünkü madenler yeniden üretilemez. Bir kez çıkarılırlar.

Bu nedenle soru yalnızca “Bu madeni nasıl çıkaracağız?” değildir.

Asıl soru; “Bu kaynağı kim için, ne kadar ve hangi yöntemle çıkaracağız? Topluma ne kazandıracak? Gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuz ne olacak?”

Planlama tam olarak budur.

Değerli Konuklar, Sevgili Meslektaşlarım

Biz kömürü kutsamıyoruz.

Ama kömürü şeytanlaştırmanın da doğru olmadığını söylüyoruz.

İklim gerçeğini reddetmeden enerji güvenliğimizi, sanayimizin ihtiyaçlarını, çalışanların geleceğini ve bölgesel kalkınmayı birlikte düşünmeliyiz.

Türkiye’nin ihtiyacı ne plansız bir kömür politikasıdır ne de plansız bir kömürden çıkış politikasıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı bilimsel, kamucu ve toplumcu bir enerji planlamasıdır.

Bu planlamada güneş de olacaktır, rüzgâr da olacaktır, hidrolik kaynaklar da olacaktır. Enerji verimliliği ve yeni teknolojiler de bu planın bir parçası olacaktır.

Geçiş sürecinin gerektirdiği ölçüde, ülkemizin ekonomik ve teknik koşulları doğrultusunda yerli kömür kaynakları da değerlendirilecektir.

Ancak bütün bunlar birbirinden kopuk biçimde ve sermaye gruplarının tercihlerine bırakılarak yönetilemez.

Enerji bir kamu hizmetidir.

Enerji politikası da kamu yararına göre planlanmalıdır.

Sevgili Meslektaşlarım,

TMMOB Maden Mühendisleri Odası olarak dün olduğu gibi bugün de bilimin, tekniğin ve emeğin yanında olacağız.

Kamu yararını savunacağız.

Doğal kaynaklarımızın halkın ortak zenginliği olduğunu söylemeye devam edeceğiz.

Meslektaşlarımızın ve maden emekçilerinin haklarını savunacağız.

Başka bir madenciliğin mümkün olduğunu biliyoruz.

İnsanı merkeze alan, doğaya saygılı, bilimsel, planlı, güvenli ve kamucu bir madencilik mümkündür.

Başka bir enerji politikası da mümkündür.

Ülkemizi dışa bağımlılıktan kurtaran, kaynaklarımızı akılcı kullanan ve iklim krizini dikkate alan bir enerji politikası mümkündür.

Bu politikada işçi ve halk, dönüşümün bedelini ödeyen değil, dönüşümün öznesi olmalıdır.

Zonguldak’ın küçülmesini değil, gelişmesini istiyoruz.

TTK’nın tasfiye edilmesini değil, güçlendirilmesini savunuyoruz.

Madencinin işsiz bırakılmasını değil, geleceğinin güvence altına alınmasını istiyoruz.

Maden mühendisinin suçlanmasını değil, bilgisinin ve emeğinin karar süreçlerinde karşılık bulmasını savunuyoruz.

Kömürden bir gün çıkılacaksa bile madenciden vazgeçilemez. Halkımızdan vazgeçilemez

Zonguldak’tan vazgeçilemez. Hiçbir havzadan vazgeçilemez.

Bilimden, mühendislikten, emekten ve kamusal planlamadan vazgeçilemez.

Türkiye Kömür Kongresi’nin ülkemiz madenciliğine, bilim dünyasına, meslektaşlarımıza ve maden emekçilerine katkı sunmasını diliyorum.

Kongremizin düzenlenmesinde emeği bulunan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.

Hepinizi TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu adına sevgiyle, saygıyla ve dostlukla selamlıyorum.

Saygılarımla;

Ayhan YÜKSEL
TMMOB Maden Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu Başkanı

23 Eylül 2026, Zonguldak

TÜRKİYE 24. ULUSLARARASI KÖMÜR KONGRESİ VE SERGİSİ
23–25 EYLÜL 2026 | DEDEMAN OTEL | ZONGULDAK
TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi
Okunma Sayısı: 63
Yayın Tarihi: 22.09.2026
Fotoğraf Galerisi