NİKEL RAPORU
Son dönemde yapılan bazı madencilik faaliyetleri toplumda tartışma konusu olmaktadır. Bu çalışmalara karşı çıkanlar da destekleyenler de birbirlerini suçlamaktadır. Bu tür yaklaşımlar anlamlı bir tartışmanın önüne geçerek belirli noktalarda ortaklaşabilecek kesimleri bile karşı karşıya getirebilmekte, sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır. Madenler; yenilenemeyen ve üretildiklerinde tükenen kıt kaynaklardır. Ekonomik rezervler belli bölgelerde yoğunlaşmıştır. Bu nedenle, madencilikte yer seçme şansı yoktur ve madenin bulunduğu yerde üretilmesi zorunludur. Yapıldığı bölgelere sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlayan madencilik sektörü, emek yoğun bir istihdam gerektirdiğinden kırsal kesimden göçleri önleyici ve gelir dağılımını düzenleyici bir etkisi bulunmaktadır. Aranmaları, üretim için gereken yatırımlar ve işletilmeleri büyük mali kaynak ve zaman gerektirir. Buna karşılık, madenciliğin her aşaması riskli, yatırımın geri dönüş süreci uzundur.
Madencilik sektörü; sanayi başta olmak üzere, ekonominin diğer sektörlerinin temel hammadde gereksinimlerini sağlamaya ilaveten, yatırım bedelinin çoğu makine, elektrik ve inşaat kalemlerini oluşturduğundan, ekonomik kalkınmayı başlatan sanayileşmenin lokomotifi konumundadır. Madencilik sektörünün tüm alt sektörlerinde üretim artırılırken söz konusu üretimin hedefi hammadde olarak dış satım değil, ülke sanayi sektörleri olmalıdır. Madencilik sektörünün ülke kalkınmasındaki kritik önemi, fazla miktarlarda üretilip yurt dışına satılarak döviz elde edilmesinde değil, yerli sanayiye düşük maliyette ve kaliteli girdi sağlamasındadır. Bu çerçevede, madencilik sektörünün planlanmasında ülke sanayi sektörleri ile entegrasyon ön planda tutulmalıdır. Mevcut kaynakların en iyi şekilde kullanımı, kaynakların atıl durumda bırakılmaması ve bilinmeyen kaynakların belirlenerek üretilmesi ile ülke sanayisinin gelişmesine hız verilmesi gerektiği tartışılmaz bir gerçektir. Fakat, bir ülke kendi kaynaklarının yurt içinde işlenip nihai ürüne yönelik politikalar geliştirip uygulayamıyorsa; bu ülke sanayileşmiş ülkelere ucuz hammadde sağlamaktadır. Diğer bir deyimle ülke zenginliklerini gerçek değerlerinin çok altında yurt dışına aktarmaktadır.
Yaşanan küreselleşme süreci ile; çok uluslu şirketlerin kar paylarını artırmak, sermayenin ve mal dolaşımının önündeki tüm engellerin kaldırılması amaçlanmıştır. Bu gelişmeler; sahip oldukları bilgi birikimi, sermaye kaynakları, ekonomik ve politik güçleri sayesinde dizginleri ellerinde tutan gelişmiş ülkelerin lehine olmaktadır. Ülkemizde 80’li yıllardan bu yana izlenen neo-liberal politikalar ile; pek çok sektör gibi madencilik sektörü de çok büyük yıkım görmüş, özelleştirme uygulamaları ile bu ulusun dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu kamu işletmeleri yok pahasına yerli ya da yabancı sermaye gruplarına satılmak suretiyle elden çıkarılmıştır. IMF ve Dünya Bankası reçeteleriyle ülkemizde kamu madencilik kuruluşlarının özelleştirilmesi veya kapatılması madencilik sektörünün daralmasına ve yok olmasına neden olmuştur. Yatırım yapılmayarak üretimden çekilmek zorunda bırakılan kamu madencilik kuruluşları son aşamada sermayesi güçlü yabancı şirketlerin eline geçmekte ve kaynaklarımızın kullanımı da bu güçler tarafından değerlendirilmektedir. Ülkemizin sanayileşememesi ve mamul madde üretiminin yeterince yapılamaması madenlerimizin hammadde olarak ihracı sonucunu doğurmaktadır. 2011 yılında tüm madenlerimizden elde edilen ihracat gelirimiz yaklaşık 4 milyar dolar olmuştur. Aynı yıl sadece ithal kömüre ve demire 3 milyar dolara yakın döviz ödenmiştir. Bu tek örnek bile yanlış bir politika izlendiğinin açık bir göstergesidir.
Nikel, diğer madenlerimiz gibi yeraltı zenginliklerimizden birisidir. Nikel madeninin aranması ve üretilmesinin diğer metal madenlerinden fazlaca bir farkı yoktur. Son zamanlarda gündemde yer alan bu konu ya işletme teknolojisi ve çevre ya da ekonomik boyutuyla gündeme getirilmiştir. Ancak sorun, bir bütünsellik içinde ulusal madenciliğimizin temel tercihleri ve politikalarının neler olması gerektiği açısından yeterince değerlendirilmemiştir. Sorunların farklı temellerde tartışılması çözümü daha da zorlaştırmıştır.
Hiçbir ülkede toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bol üretim yapmak mümkün olmadığına göre, üretimde kullanılacak kıt kaynaklar konusunda tercih yapmak bir zorunluluk olabilmektedir. Böyle bir tercih yapıldığında yapılan tercihin rasyonel sayılabilmesi için, feda edilen değerlerin, alternatif maliyetlerinin yapılan tercihten fazla olmaması gerekir. Örneğin; nikel madenciliğinin tercih edilmesi, o yöredeki tarım, turizm vb. gibi alternatiflerden daha çok ve daha uzun süreli ekonomik avantajlar sağlamalıdır. Bu nedenle her nikel madeni için ayrı ayrı alternatifler ortaya konulmalı, alternatif maliyet analizleri yapılmalı ve bu verilere göre tercihte bulunulmalıdır. Yapılacak tercihlerde sosyal maliyetlerin de gözetilmesi gerekmektedir. Kaynak kullanımı çok alternatifli, çok parametreli bir sorunu ifade etmektedir. Bu durum nikel madenciliği için de geçerlidir.
Nikel madenciliği, pek çok ülkede gerekli önlemler alınarak yapılmaktadır. Günümüzde çevreye karşı çok duyarlı birçok ülkede sadece nikel değil her türlü yeraltı kaynağı, (maden, petrol, doğal gaz, endüstriyel hammadde) yerüstü zenginliklerine ve çevreye en az zarar verecek şekilde planlanıp işletilebilmektedir. Dolayısıyla bazı özel durumlar (arkeolojik alan, sit alanı, milli park, vb.) dışında madencilik, uygun bir planlamayla çevre ile barışık olarak yapılmaktadır. Çevre faktörü göz ardı edilerek madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi, içinde bulunduğumuz yüzyılda mümkün değildir. Madenciliğin çevreye etkileri yadsınamaz. Ancak, madencilik sektöründe, çevre dostu teknoloji ve yöntemlerin kullanılması, madencilik süreçlerinde ya da sonrasında çevrenin korunmasına ya da yenilenmesine yönelik önlemlerin alınması bir zorunluluktur. Bu konuda gelişmiş ülkelerdeki olumlu örnekler ülkemizde de uygulanmalıdır. Yerel halkın onayını almamış hiçbir ekonomik girişimin ülkeye yarar getirmesi beklenemez. Madencilik sektörüne ilişkin alınacak kararlarda ilgili yöre halkının da katılımı sağlanmalıdır.
Burada asıl sorun, tüm alanlarda olduğu gibi madencilik sektöründe de kamu denetiminin gevşetilmesi ya da denetimin özelleştirilmesidir. Bu nedenle yasalarda belirtilen denetimler dahi yeterince yapılamamaktadır. Önlemlerin alınıp alınmadığı denetlenememekte, sonuç olarak genel anlamda bir güvensizlik ortamı oluşmaktadır. Meslek Odalarının da devre dışı bırakılarak, kamusal denetimin göz ardı edilmesiyle piyasa mantığı gereği “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” düşüncesi her alanda egemen olmaktadır. Toplumsal, ekonomik ve çevresel bakımdan sürdürülebilir bir madencilik sektörünün gelişimi; devlet, sektörde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar ile demokratik kitle örgütlerinin yapıcı iş birliği ile mümkündür. Söz konusu tarafların doğrudan katılımları olmaksızın hazırlanacak herhangi bir sektör planının ya da plan uygulamasının başarılı olması mümkün görülmemektedir. Gerçek sahibi halkımız olan ve yenilenemez ve tükenme özelliğinden dolayı gelecek nesillerimizin de hak sahibi olduğu tüm stratejik madenlerimiz kamu yararı doğrultusunda işletilmeli, kamu denetimi mutlaka sağlanmalıdır.
Bu çalışmada, Nikel madenciliği tüm boyutlarıyla incelenmiş ve ülkemizdeki rezervler ile üretim boyutu irdelenmiştir. Raporun editörlüğünü yapan ve çalışmada büyük emekleri olan Sayın Dr. Mehmet KARADENİZ başta olmak üzere, katkı koyan akademisyenlere ve meslektaşlarımıza teşekkürlerimizi sunarız.
Kasım 2012
YÖNETİM KURULU