Enerji ve Kömür Raporu
Üretimin en temel girdisi olan enerji, uluslararası alanda önemini giderek artırmaktadır. Dünya genelindeki toplumsal ve ekonomik büyüme, artan gereksinimler daha fazla üretmeyi getirmekte, bu durum enerji kaynaklarına olan talebin daha da yükselmesine neden olmaktadır.
Enerji talebinde yaşanan bu belirgin artışa karşın birincil enerji kaynakları hızla azalmaktadır. Verili ekonomik yapı içerisinde temel birincil enerji kaynağı petrol olarak gözükmektedir. Petrole ilişkin bitiş senaryoları ekonomik ve toplumsal kaygıları ve uluslararası gerilimleri artırmakta, ülkeleri çeşitli arayışlara yöneltmektedir.
Artan enerji talebine karşın birincil enerji kaynaklarındaki azalma, enerji kaynaklarını kontrol eden ülkeleri ekonomik güç olmalarının yanında politik güç olma yollarını da açmaktadır. Çünkü enerji kaynaklarını kontrol eden ülkeler, bu enerji kaynağına bağımlılığı olan diğer ülkelere yönelik kısıtlama ve engelleme politikaları uygulayarak dünya hegemonyasını ellerinde tutmaya yönelik avantaj sağlamaya çalışmaktadır.
Bugün yaşanan uluslararası sorunların başında enerji kaynaklarına sahip olma, onları kontrol etme politikası gelmektedir. Bölgesel savaşlara yol açma potansiyeli olan ABD’nin Afganistan operasyonu, Körfez Krizi ile Irak’ın işgali, İran üzerine planlanan senaryolar, enerji kaynaklarını kontrol etme politikalarının doğrudan sonucudur.
Yeterli enerji kaynağı bulunmayan ve enerji kaynaklarını kontrol edemeyen gelişmiş ülkeler, birincil enerji kaynaklarının hızla azalması ve uluslararası alanda yaşanan enerji politikalarının sonuçları gibi etkenleri dikkate alarak birincil enerji kaynaklarına olan talebi ve bağımlılıklarını azaltmaya çalışmaktadır. Bu nedenle son yıllarda artan oranda enerji tasarrufu ve verimliliği uygulamaları ile yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme çabaları ağırlık kazanmaktadır.
Tüm teknolojik ve ekonomik sorunlarına karşın yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları, yakın gelecekte temel enerji kaynağı olmaya aday görünmektedir. Son 20 yılda özellikle rüzgâr ve güneş enerjisinde yaşanan ilerleme bu yargıyı kuvvetle desteklemektedir.
Enerji kaynaklarının uluslararası politikanın temel bir aracı haline gelmesi, enerjide dışa bağımlılık sorununu ciddi olarak yeniden gündeme getirmektedir. Birincil enerji kaynaklarından olan kömür, petrole oranla dünya üzerindeki daha dengeli dağılımı ve daha uzun ömrü nedeniyle yeniden önem kazanmaktadır.
Ülkemiz enerji kaynakları açısından kendine yeterli olmayan, %70’i aşan oranda dışa bağımlı ve bağımlılığı her geçen gün artan bir ülkedir. Bu bağımlılığın azaltılması için her şeyden önce tüketim odaklı enerji politikalarından vazgeçilmelidir. Bu tüketim odaklı politika devam ettirildiği sürece enerji kaynaklarında dışa bağımlılığın azaltılması olanaklı değildir.
Bağımlılığın azaltılması konusunda önemli yaklaşımlardan biri enerji tasarrufu ve verimliliği politikalarıdır. Enerji tasarrufu ve verimliliği uygulamaları ülke koşullarına uygun hale getirilerek içselleştirilmelidir. Yapılan hesaplamalarda ülkemiz, binalarda %30, sanayide %20, ulaşımda %10 tasarruf potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel halen kullanılamamaktadır.
Bağımlılığın azaltılmasında diğer bir etmen “yerli kaynaklara” ağırlık verilmesidir. Yerli kaynaklar arasında sayılabilecek yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme çabaları artırılmalıdır. Bu kapsamda jeotermal, rüzgâr, güneş, hidrolik gibi mevcut yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarını daha iyi kullanmalı, bu alandaki yeni teknolojilere ve AR-GE çalışmalarına kaynak ayrılmalı ve bu kaynakların kullanımı desteklenmelidir.
Yerli kaynaklar arasında bulunan kömür kaynaklarının öneminin özel olarak vurgulanması yerinde olacaktır. Güvenilir bir enerji kaynağı olan kömür, bugünkü teknolojiler ile temiz ve verimli olarak kullanılabilme olanakları giderek genişlemektedir.
Türkiye açısından dışa bağımlılığın azaltılmasında son derece önemli bir potansiyel taşıyan kömür, ne yazık ki ülkemizde gereken önemi bulamamış, günübirlik politikalar nedeniyle ihmal edilmiştir. Bu ihmali gidermek için bir yandan kömür rezervlerini ortaya çıkartmak için arama çalışmalarına ağırlık verilirken, diğer yandan kömüre dayalı elektrik üretiminin artırılması temel bir politika olarak benimsenmeli; kömürün gazlaştırma ve sıvılaştırma gibi yöntemlerle çok yönlü kullanılabilmesi için teknolojik araştırmalara hız verilmelidir.
Bilindiği gibi enerji çok yönlü düşünmeyi gerektiren bir konudur. Temel insan gereksinimlerinin karşılanabilmesi, üretim faaliyetlerinin devam ettirilmesi, uluslararası ilişkiler ve dış politika enerji sorunuyla yakından ilişkilidir. Bu sorunların olabildiğince az yaşanması için ciddi politika değişikliklerine gereksinim vardır. Her şeyden önce tüketim odaklı anlayışın terk edildiği, tasarruf ve verimliliğin ön plana alındığı, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanımının desteklendiği, birincil enerji kaynaklarının aranması, bulunması ve geliştirilmesi çabalarının yoğunlaştırıldığı, mevcut birincil enerji kaynağımız olan kömürün temel enerji kaynaklarımızdan biri olarak yeterince değerlendirildiği yeni bir enerji politikası acil bir gereksinimdir.
Raporun meslektaşlarımıza ve sektör temsilcilerine yararlı olacağına inancıyla, bu raporun hazırlanmasında büyük emekleri olan Sayın Mehmet Güler’e çok teşekkür ederiz.
Yönetim Kurulu
Şubat 2013, Ankara