TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Maden Kenti Zonguldak ve Madencilik Faaliyetlerinin Yoğun Olduğu İllerimizde Madencilik Müzesi Kurulması İle İlgili Rapor

RAPOR
GENEL MERKEZ
Yayına Giriş: 26.09.2011 Son Güncelleme: 26.09.2011 14:39:12

MADEN KENTİ ZONGULDAK VE MADENCİLİK FAALİYETLERİNİN YOĞUN OLDUĞU İLLERİMİZDE MADENCİLİK MÜZESİ KURULMASI İLE İLGİLİ RAPOR

Madenler kalkınmanın temel unsurları içinde en önemlisidir. Ülkelerin kalkınmaları ve yaşam seviyelerinin belirleyicisi olarak kabul edilen sanayi ve enerji sektörlerinin temellerini madencilik oluşturmaktadır.

Anadolu‘da madencilik çok eski çağlarda başlamıştır. Kaynaklar, MÖ 7.000 yılında metallerin ilk defa Anadolu‘da bulunduğunu göstermektedir. Dünyada madenin ilk kez ateşle eritildiği yer, İzmir yakınlarında Sardes şehri olmuştur. Her devrin medeniyetinde çok önemli rol oynayan demir, dünyaya Anadolu‘dan yayılmış, ilk bakır madeni Kıbrıs‘ta çalıştırılmıştır.

MÖ 2.000 - 1.200 yıllarında Madencilik, Anadolu‘da, Hititler zamanında doruk noktasına çıkmıştır. Bu yıllarda dünya üzerindeki demir ve bakırın çok önemli bir kısmı Anadolu‘da üretilmektedir. Ekonomistler ilk altın paranın Lidyalılar tarafından Anadolu‘da basıldığını kabul ederler. Lidyalıların merkezi olan İzmir yakınlarındaki Sardes kenti aynı zamanda önemli bir maden, özellikle altın işletme merkezidir.

Hititler tarafından dünyada ilk defa verilen maden ruhsatnamesi kitabe halinde Gümüşhacıköy‘ün (Ulukışla) güneybatısındaki bir kayaya oyulmuştur. Madenciliğin çok önemli bir parçasını teşkil eden izabe tesisleri ilk olarak Anadolu‘da yapılandırılmıştır. Roma medeniyetinin gelişmesini sağlayan en önemli kurşun, altın, gümüş, bakır, demir ve pandermit yatakları Anadolu‘da işletilmiştir. Bu işletmelerde günümüzde bile ulaşılamayan derinliklere inilmiştir. Selçuklular, ağırlıklı olarak çini-mozaik sanatında kullanılan endüstriyel minerallere önem vermiş, Osmanlı ise madenleri sadece ordusuna silah ve cephane, hazinesine de sikke (para) sağlamayı amaçlayarak işletmiştir.

Avrupa‘da başlayan sanayileşme hareketinden sonra Osmanlılarda, beş bin yıldan bu yana işletilen Anadolu madenlerinin yüzeysel zenginlikleri tükenmeye, fakirleşmeye başlamıştır. Özellikle Avrupa‘dan ülkemize maden işletmeye gelen şirketler aracılığı ile daha bilimsel ve mekanize bir madenciliğe geçilmiştir. Bu yıllarda gerek maden çıkarımı ve gerekse de maden izabesi alanlarında birçok alet, edevat, makine ve donanım kullanılmıştır.

Ülkemizde işletilen tüm bu madenler, kullanılan araç, gereç, makine ve yapılar; Anadolu‘nun binlerce yıldır var olan madencilik kültürünü ve birikimini yansıtmaktadır. Türkiye‘de var olan madencilik üretim kültürü, bilgi birikimi ve deneyimlerinin mutlaka gelecek kuşaklara da taşınması ve aktarılması gerekmektedir. Tüm bu gerekçelerden dolayı Anadolu madencilik birikimini aktarmak üzere, ülkemizde madenciliğin uzun süreli ya da yoğun olarak yaşandığı bölgelerde madencilik müzeleri kurulması gerekmektedir.

Madencilik Müzesi Kavramı

Müzeler, toplumların bilim ve sanat ürünleri ile yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sergilemek, tarihin eski dönemlerinde yaşamış toplumları bilim ve sanat açısından inceleyerek, hem günümüzü hem de geleceği aydınlatmak, bireylerin geçmişi daha iyi tanımalarına olanak sağlamak amacıyla oluşturulmuş kurumlardır.

Günümüzde devletler ve toplumlar, tarihsel birikimde, doğa bilimlerinden, güzel sanatlara kadar çok geniş bir alana yayılan koleksiyonculuk çabaları, bugün artık tasnif etme, kataloglama, yerleştirme, tanıtma ve eğitici işlevlere açık tutma gibi çabalara yönelmektedir. Bu bilgiler, genellikle geçen yüzyılda hızlanan endüstri devriminin ortaya çıkardığı yeni uzmanlık alanlarıyla da yakından ilgilidir. Yüzyılın başlarından itibaren müzecilik bir takım eşsiz parçaları toplamaktan ibaret olan geleneksel dar ölçülerin dışına taşmış, yeni ve çağdaş bir müzecilik kavramı ortaya çıkmıştır.

Geleneksel müzecilik daha çok arama, toplama, koruma, bakımını yapma ve sergileme anlayışıyla sınırlıydı. Buna karşılık çağdaş müzecilik iletişim kurma ve eğitme işlevlerini de vurgulamaktadır. Böylece edilgin bir müzecilik anlayışından etkin, dinamik, etkileşimci ve katılımcı bir müzecilik anlayışına geçilmiştir. Bu kavramlar da kurulacak olan bir Madencilik Müzesi kavramı ile son derece uyumludur. Böylesine bir müzeciliğin temel amacı müzenin koleksiyonları ile kitlelerin gereksinmeleri ve ilgileri arasında ilişki kurmaktır.

Ülkemizde madenciliğin yoğun olarak yaşandığı ve yaşatıldığı kentlerde ve yerleşkelerde, diğer sanayi kollarında pek de eşine rastlanılmayan bir toplumsal kültür ve birikim mevcuttur. Örnek vermek gerekirse kömürsüz bir Zonguldak ve Soma‘yı, demirsiz bir Divriği‘yi, bakırsız bir Ergani ve Murgul‘u düşünebilmek ve anlatabilmek mümkün değildir.

Yaklaşık 100 yılı aşkın bir süredir birçok madencilik faaliyetlerinin sürdürüldüğü bu kentler ve yerleşkelerde nerede ise ekonomilerin tamamı maden işletmeciliğine dayalı olup, halkın büyük bir kesimi geçimlerini madencilik ve yan sanayi dalları ile sağlamaktadır. Bu kadar zor, sıkıntılı ve yorucu bir sanayi alanı da tüm bu insanların birlikte oluşturdukları yoğun bir birikim ve kültürü de beraberinde getirmektedir.

Ülkemizdeki madenciliğin yoğun olarak yaşandığı ve yaşatıldığı kentlerde ve yerleşkelerde bu birikim ve kültürün yaşatılması, yeni kuşaklara aktarılması ve tanıtılması gerekmektedir. Tanıtımın en güzel yollarından birisi de ülkemizdeki madencilik yerleşkelerinde kitlelerin gereksinmeleri ve ilgilerini karşılayabilecek madencilik müzelerinin kurulması ile sağlanabilir.

Dünyadaki Madencilik Müzeleri

Madencilik kültürünün ve birikiminin gelecek kuşaklara aktarılması için dünya üzerinde irili büyüklü 3.000‘in üzerinde sadece madenciliği konu alan müze kurulduğu bilinmektedir. Bu müzelere, madencilik ile iç içe geçmiş doğa bilimleri ve yer bilimleri müzelerini de eklersek sayılarının 7.000‘i geçeceği tahmin edilmektedir.

Müzelerden tanınmış olanları;

İngiltere‘de; National Coal Mining Museum, Wilson‘s Mining the Museum, Britannia Mine Museum, Cape Breton Miners‘ Museum, Durham Mining Museum, Manchester & Lancashire Collieries Mining Museums, Peak District Mining Museum, Keswick Mining Museum, Nenthead Mines Heritage Centre, North of England Lead Mining Museum, Yorkshire Dales Mining Museum, The Tom Leonard Mining Museum, Woodhorn Colliery Museum, Black Country Living Museum, Dudley Canal Trust, Hopewell Colliery Museum, Ironbridge Gorge Museum, Peak District Mining Museum, Reigate Caves, Blue Hills Tin Streams, Clearwell Caves-Ancient Iron Mines, Cornish Mines and Engines, Geevor Tin Mine and Museum, King Edward Mine, Radstock Museum, Rosevale Mine, Wheal Martyn China Clay Museum, Great Orme Copper Mines, Llywernog Silver-Lead Mine, Sygun Copper Mine, Welsh National Slate Museum, Big Pit Mining Museum, Dolaucothi Gold Mines, Wanlockhead Mining Musem, Prestongrange Museum, Arigna Mining Experience ve Glengowla Mines,

Almanya‘da; Bochum German Mining Museum, Ehrenfriedersdorf Mining Museum, Rammelsberg Mining Museum, Upper Harz Mining Museum, Rammelsberg Mining Museum, Ore Mountain Museum, Morassina Mining Museum, Glasebach Pit, Frohnauer Hammer, Freiberg City and Mining Museum, Keswick Mining Museum ve Altenberg Mining Museum,

ABD‘nde; California State Mining and Mineral Museum, The Western Museum of Mining & Industry, Platteville Mining Museum, ,National Mining Hall of Fame & Museum, Museum of Coal Mining in Western Pennsylvania, Coppertown USA Mining Museum, Old Coal Mine Museum, North Carolina Mining Museum, Walsenburg Mining Museum, Last Chance Mining Museum, The World Museum of Mining, Sterling Hill Mining Museum, Arizona Mining & Mineral Museum, Gaumer‘s Mineral & Mining Museum ve Lancashire Mining Museum,

Dünyanın diğer madencilikte gelişmiş ülkelerinde; Kimberley Mine Museum ,South African Mining Museum, The Gold Mine Museum, Diamond Mine Museum, Zimbabwe National Mining Museum, China Rossland Mining Museum, Rossland Mining Museum‘dur.

Müzelerin çalışmaları ve işlevleri incelendiğinde çok farklı alanlara ve kitlelere hitap ettikleri gözlenmektedir. Birçoğu halen madencilik üretim faaliyeti sürdürülen yerleşkelerde bulunmaktadır. Bu duruma karşılık üretim faaliyetlerini tamamlamış yer altı ocakları, maden işletmeleri, izabe tesisleri, idari binalar ve madenciliğe ilişkin diğer yapılar da restore edilerek halkın kullanımına sunulmuştur.

Müzelerde özellikle genç kuşakları ve madenciliği hiç tanımayan kitlelere, madencilik tarihi ve kültürü aktarılmaktadır. İngiltere ve Almanya‘da iç turizme yönelik olarak birçok tur ve gezi paketleri hazırlanmakta, böylelikle halkın madencilik sektörüne ilgisi ve duyarlılığı sağlanmaktadır. İngiltere‘de 16 yaş grubuna ücretsiz olan National Coal Mining Museum‘ı geçtiğimiz yıl toplam 117.000 yetişkin ziyaret etmiştir.

Ülkemizdeki Madencilik Müzeleri

Yukarıda belirtilen amaçlar ve dünyada var olan birçok örneğe uygun yapıda, ülkemizde gerçek anlamda bir madencilik müzesi bulunmamaktadır. Madenciliğin yapıldığı birçok bölgede madencilik kültürü ve birikimi ele alan birçok koleksiyon, alet ve makineler bulunmasına rağmen, modern anlamda müze olarak kabul edilebilecek bir yapılanma mevcut değildir.

Halen Zonguldak kent merkezinde mevcut kömür damarları yeterli olmadığı gerekçesiyle 1937‘de üretime kapatılan, İkinci Dünya Savaşı döneminde sivil savunma tatbikatlarında çevrede yaşayan siviller için alarm esnasında sığınak olarak kullanan "Eğitim Ocağı"nın, müzeye dönüştürülmesi çalışmalarının devam ettiği bilinmektedir.

Bunun dışında madenciliğin yoğun olarak yapıldığı birçok bölgede kamu kurumlarına ait çeşitli mekânlar ya da üniversitelerin maden ve jeoloji bölümlerinde bulunan küçük çaplı koleksiyonlar mevcuttur. Ancak buralarda bulunan materyaller genellikle o yörenin mineralleri, cevherleri ve çeşitli fosillerden oluşmakta, bir müze formatında saklanamamaktadır.

Bu durumun en canlı örneği İTÜ İhsan KETİN Müzesi‘dir. Türkiye‘de jeoloji biliminin en önemli temsilcilerinden olan Prof. Dr. İhsan KETİN‘in ismini taşıyan müze İTÜ Maden Fakültesi‘nin 4. katındaki koridorlarda, camekânlar içinde bulundurulan mineral ve fosillerden oluşmaktadır.

Maddi yetersizlikler nedeniyle İTÜ Maden Fakültesi koridorlarında açılan müzede mineral ve fosillerin dışında, süs taşları, madenler ve ülkemizde üretilen çeşitli cevher örnekleri bulunmaktadır. Müzede yer alan örneklerin büyük kısmı 1997‘de başlatılan Türkiye Mineral Araştırma ve Geliştirme Projesi sırasında toplanmıştır. Projeye en fazla emeği geçen insanlardan biri olan Prof. Dr. Işık KUMBASAR‘ın açıklamalarına göre, proje sonucunda elde edilen parçalar öğretim üyelerinin koleksiyonları ile birleştirilerek fakülte koridorlarında sergilenmektedir.

Doğa Bilimleri Müzesi konumunda bulunan MTA Tabiat Tarihi Müzesi ise 1968 yılında kurulmuş ve Genel Müdürlük binası içinde 10.000 m² lik bir alanda yer almıştır. MTA Genel Müdürlüğü‘nün kuruluşundan bugüne, yapılmakta olan jeolojik, mineralojik, paleontolojik, araştırma ve çalışmaların yanı sıra, fakültelerin yerbilimleri ile ilgili bölümlerinin yapmış olduğu bilimsel ve teknik araştırmalar sonucu toplanan materyallerden 10.000 adedi müzede sergilenmektedir.

Müzenin birinci katı mineralojik-petrografik örneklere ayrılmıştır ve 3.300‘den fazla örnek uluslararası standartlara uygun bir şekilde sistematik olarak sergilenmektedir. Madenciliğin beşiği olan ülkemize ait örneklerin yer aldığı Türkiye Madencilik Tarihi bölümde ise yaklaşık 200 adet materyal sergilenmektedir. Müzenin bir başka bölümünde ise MTA Genel Müdürlüğü‘nün kuruluşundan bu yana yapılan arazi ve laboratuar çalışmalarında kullanılan araç, gereç ve malzemeler sergilenmektedir.

Yılda yaklaşık 50.000 kişi tarafından gezilmekte olan Tabiat Tarihi Müzesi; tanıtım broşürleri, kitapçıklar vb. basılı materyalle ve yerbilimlerinin bütün disiplinleriyle ilgili konferans-film-slayt gösterileri düzenleyerek ilk-orta öğretim kurumları ve üniversitelere materyal (fosil, kayaç vb) temin ederek eğitime bilimsel olarak katkı sağlamaktadır.  

SONUÇ

Yurdumuzda tarih çağlarının çeşitli devirlerine ait, buluntular, madencilik aletleri, anıtlar, yapılar da arkeolojik bakımdan tarihi ve turistik bir değer taşımaktadır.

Anadolu‘da var olan yaklaşık 7.000 yıllık madencilik birikimini, bu topraklarda yaşatılan madencilik kültürünü, ülkemizde yüzlerce yıldır sürdürülen madencilik faaliyetlerine ilişkin alet, edevat ve makineleri gelecek kuşaklara aktarmak, biz madencilerin görevlerinden biridir. Bu birikim ve kültürü yaşatabilmenin en önemli aygıtlarından birisi de Madencilik Müzesi olgusudur.

Müzelerin görevi, halka geçmişi değerlendirebilecekleri, tetkik edebilecekleri konular üzerinde malzeme sağlamak, halkın kültürünün artmasına yardımcı olmaktır. Nitekim Amerika ve İngiltere‘de müzeler, okullara, talep edildiği zaman, malzeme göndermektedir. Birtakım ülkelerde de okul çocukları bazı dersleri müzelerdeki eserleri inceleyerek öğrenirler. Bu nedenlerle madencilik müzelerinin bu işlevlerini fazlası ile yerine getirebilecekleri söylenebilir.

Sonuç olarak; bir madenci kenti olan Zonguldak başta olmak üzere, çok uzun zamandır madencilik faaliyetlerinin sürdürüldüğü bölgelerde, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı‘nın öncülüğünde, TMMOB Maden Mühendisleri Odası, İlgili Kurum ve Kuruluşlar ve Üniversitelerin Yer Bilimleri bölümlerinin işbirliği ile Madencilik Müzelerinin oluşturulması çok önemlidir. 26 Eylül 2011 

TMMOB

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

Okunma Sayısı: 3658