TMMOB Maden Mühendisleri Odası

ZONGULDAK ŞUBE 39. Dönem Çalışma Raporu

HABER
ZONGULDAK
Yayına Giriş: 22.01.2008 Son Güncelleme: 26.02.2008 18:24:57

  

 

 

 

 

 

 

TMMOB

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBESİ

 

 

39. Dönemde yürütülen çalışmalarda görev alan; doğrudan katkı koyan, eleştiri, görüş ve önerileri ile destek olan tüm kişilere, kurum ve kuruluşlara, tüm il, ilçe ve işyeri temsilcilerine; komisyonlarda, kongrelerde, çalışma guruplarında özveri ile yer almış üyelerimize, meslektaşlarımıza ve Şubemiz çalışanlarına teşekkür ederiz.

 

 

Saygılarımızla

39. Dönem Yönetim Kurulu

İÇİNDEKİLER

 

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI ZONGULDAK ŞUBESİ                                               40. DÖNEM OLAĞAN GENEL KURULU GÜNDEMİ................ 3

 

SUNUŞ...................................................................... 4

 

HURİYE GÜNEY......................................................... 6

 

ÖNCEKİ DÖNEMLER ŞUBE BAŞKANLARI.............................. 7

 

39. DÖNEM ŞUBE GENEL KURULU................................  8

 

40. DÖNEM MERKEZ ODA GENEL KURULU....................10

 

YÖNETİM KURULU ÇALIŞMALARI.............................. 11

 

BASIN AÇIKLAMALARI.............................................  25

 

RAPORLAR..............................................................  99

 

SONUÇ................................................................... 149

 

 

 

 


 

 

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI ZONGULDAK ŞUBESİ

 

40. DÖNEM OLAĞAN GENEL KURULU

 

 

Maden Mühendisleri Odası ve Şubelerinin genel kurullarına yönelik toplantı ve seçim takvimi oda yönetim kurulunun 10.12.2007 tarih ve 83/1 sayılı kararıyla belirlenerek 15.12.2007 tarihli Evrensel Gazetesinde yayınlanmıştır. Oda ana yönetmeliği uyarınca Zonguldak şube genel kurulunda seçilecek delege sayısı elli üç (53)  olarak tespit edilmiştir.

 

Zonguldak Şube Genel Kurul Tarihleri

 

Çoğunluklu Toplantı Tarihi     :           19 Ocak 2008 Saat 10:00

Çoğunluklu Seçim Tarihi        :           20 Ocak 2008 Saat 09:00 - 17:00

 

Yer: Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Lokali

 

Çoğunluksuz Toplantı Tarihi :           26 Ocak 2008 Saat 10:00

Çoğunluksuz Seçim Tarihi      :           27 Ocak 2008 Saat 09:00 - 17:00

 

Yer: Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Lokali

 

Zonguldak Şube Genel Kurul Gündemi

 

  1. Gün

•                          I.      Açılış

•                       II.      Başkanlık divanı seçimi ve saygı duruşu

•                     III.      Açılış konuşmaları

•                    IV.      Çalışma raporlarının okunması, görüşülmesi ve karara bağlanması

•                       V.      Şube yönetim kurulu asil ve yedek adaylarının belirlenmesi ve duyurulması

•                    VI.      Oda genel kurul asil ve yedek delege adaylarının belirlenmesi ve duyurulması

•                  VII.      Dilek, öneriler ve kapanış

 

  1. Gün  (seçimler)

 

 

 

SUNUŞ

 

 

Değerli Üyelerimiz;

 

2006 yılının başında sizlerin desteğiyle ülkemiz ve sektörümüzde yaşanan çok önemli sorunlarla birlikte göreve geldik ve 39. Dönem Zonguldak Şube Yönetim Kurulu olarak bir dönemin daha sonundayız. Öncelikle, çok yoğun ve bir o kadar da emek isteyen yolculuğumuz süresince bizlere destek olan, sorunların çözümünde emeği geçen sizlere, yapıcı eleştirileri ile bizleri yönlendiren meslektaşlarımıza, arkadaşlarımıza, şükranlarımızı sunuyor, dönem içinde kaybettiğimiz tüm meslektaşlarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz.

 

Değerli Üyelerimiz;

 

Aslında hepimizin bildiği sorunları birkaç cümleyle hatırlamakta yarar olduğunu düşünüyoruz. Evet yıllardan beri sıkıntılı, sancılı, sorunlu bir ülkede yaşıyoruz. Sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi her alanda aldı başını gidiyor "yozlaşma". "Emek en yüce değerdir" ilkesi yerini "para en yüce değerdir"e bıraktı yıllardır uygulanan ve AKP iktidarı döneminde şahikasını yaşayan ve halkın yararına olmayan politikalarla. Her alanda "politikasızlığın" veya bilinçli bir yozlaştırma politikasının hakim olduğu ülkemizde ne tutarlı bir madencilik politikası mevcut ne de siyasi ve ekonomik politika. Toplum üretimden kopartılmış ve çılgın bir tüketime yönlendirilmiş durumda. Geriye dönüp baktığımızda dünya ve ülkemiz ölçeğinde emek adına hiçbir şey üretilmediğini, sürecin emeğin aleyhine işlediğini görmekteyiz. Bütün dünyayı etkileyen küreselleşme sözcüğünü yirminci yüzyılın son çeyreğinin başlarından itibaren, özellikle 1990‘lı yıllarda duyar ve kullanır olduk. Ama bu etkileşim küçük veya gelişmekte olan ülkelerin kendi isteğiyle değil büyük ve sömürgeci ülkelerin zorbalığıyla meydana gelmektedir. İnsanlar bireyselliğe zorlanmakta bir araya gelmelerine engel olmak için her şey yapılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynakları ve bütün kuruluşları uluslararası finans kuruluşlarının talimatlarıyla "özelleştirme" adı altında sermayeye "peşkeş" çekilmektedir. Ne adına yapılmakta peki bu özelleştirmeler? Piyasa mekanizmasının sağlıklı işleyişi ve kaynakların rasyonel kullanımının ancak bu yöntemle gerçekleşebileceği gerekçe gösterilerek. Bunun doğru olmadığını ise yaşayarak görüyoruz. Ülkemiz de özelleştirme saldırılarının odağındadır. Özelleştirilen bütün kurumlarda insanlar işten atılmakta, çalışanlar ise sefalet ücretleriyle yaşamaya mahkum edilmektedirler.

 

Önümüzdeki günlerde yapılacak olan özelleştirmelerin, taşeronlaştırmaların boyutlarının kavranmasına yönelik birkaç örnek vermek yeterli olacak. IMF Heyeti son gözden geçirmeyi tamamlarken, önceliğin elektrik dağıtımının özelleştirilmesine ve "Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS)"nın çıkarılmasına verilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye‘nin bugüne kadar ki en büyük özelleştirmelerden bir olacak olan "elektrik dağıtımı özelleştirmesi" gündeme alınırken, zemini hazır hale getirmek için elektriğe %10-15 zam yapıldı. GSS yeniden ve üstelik daha beter maddelerle gündeme geliyor. Emeklilik hakkımız elimizden alınıyor. Parası olmayan "ölüme" terk ediliyor. Bütün bu yaşadıklarımız bir yazgı olamaz. Bu oyunu örgütsel mücadelemizle, emek örgütleriyle birlikte omuz omuza vererek bozmak zorundayız.

 

Saygıdeğer üyelerimiz;

 

Göreve geldiğimiz günden itibaren, ülkemizi bitiren özelleştirme uygulamalarına karşı bir duruş içinde olmaya, sosyal ve emekten yana tavır alan ve üreten/üreterek büyüyen ve gelişen bir ülke için üzerimize düşeni yapmaya, tutarlı bir madencilik politikası oluşturulması için özverili bir şekilde çalışmaya, barış, demokrasi ve emek güçleriyle birlikte bir arada insanca/kardeşçe yaşanacak, katliamların olmadığı bir ortamı yeşertmeye, barıştan ve insan haklarından yana bir dünya oluşturmaya özen gösterdik, önümüzdeki dönem göreve gelecek arkadaşlarımızın da bu anlayış içinde olacağını biliyoruz, diliyoruz.

 

40. Dönem Şube Genel Kurulu‘nda şube organlarında görev alacak tüm arkadaşlara başarılar diliyor, bu Çalışma Raporunun hazırlanmasında çaba gösteren tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. 21.01.2008

 

 

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

39. DÖNEM ŞUBE YÖNETİM KURULU

  

 

 

 

  

 

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü mezunu olan meslektaşımız, Kastamonu Hanönü beldesinde Üniversite sınavına girerek üniversiteyi kazanan tek kişi olarak bir ilki başarmış ve okul masrafları da İlçenin ileri gelenleri tarafından karşılanmış. "Mesleğimde başarılı olmak istiyorum" diyerek çalışmaya başlayan üyemiz ve meslektaşımız, 07 Temmuz 2006‘da Kastamonu‘nun Azdavay ilçesinde bulunan bir özel maden ocağında meydana gelen iş kazası sonucunda aramızdan ayrıldı. Çok genç yaşta, hayatının baharındayken kendisini kaybettik. Onu sevgi ve saygıyla anıyoruz...

  

  

  

  

 

 

 

             TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI ZONGULDAK ŞUBESİ                   ÖNCEKİ DÖNEMLER BAŞKANLARI

 

(04.12.1955 / 26.01.2008)

 

 

Dönem

Başkan

 

04.12.1955

-

 07.12.1958

Behzat FİRUZ

4

07.12.1958

-

 10.01.1960

Behzat FİRUZ

5

10.01.1960

-

 07.01.1961    

Behzat FİRUZ

6

07.01.1961

-

06.01.1962

Muammer KAYMAKÇALAN

7

06.01.1962

-

17.01.1963

Muammer KAYMAKÇALAN

8

17.01.1963

-

11.01.1964

Muammer KAYMAKÇALAN

9

11.01.1964

-

17.01.1965

Muammer KAYMAKÇALAN

10

17.01.1965

-

16.01.1966

Muammer KAYMAKÇALAN

11

16.01.1966

-

22.01.1967

Selahattin AĞAN

12

22.01.1967

-

20.01.1968

Abdulkadir ÜNEK

13

20.01.1968

-

25.01.1969

Abdulkadir ÜNEK

14

25.01.1969

-

25.01.1970

Abdulkadir ÜNEK

15

25.01.1970

-

24.01.1971

Rauf ACAR

16

24.01.1971

-

06.02.1972

Cemal YILMABAŞAR

17

06.02.1972

-

03.02.1973

Cemal YILMABAŞAR

18

03.02.1973

-

27.01.1974

Turgut AĞAR

19

27.01.1974

-

25.01.1975

Turan DÜNDAR

20

25.01.1975

-

24.01.1976

Turan DÜNDAR

21

24.01.1976

-

23.01.1977

Süleyman ZÖHRE

22

23.01.1977

-

28.01.1978

Süleyman ZÖHRE

23

28.01.1978

-

27.01.1979

T. Fikret İYİOL

24

27.01.1979

-

26.01.1980

Selahattin KUMKUMOĞLU

25

26.01.1980

-

31.01.1981

Selahattin KUMKUMOĞLU

26

31.01.1981

-

31.01.1982

Enver KARAÇAM

27

31.01.1982

-

21.01.1984

Enver KARAÇAM

28

21.01.1984

-

26.01.1986

Enver KARAÇAM

29

26.01.1986

-

28.01.1988

Enver KARAÇAM

30

28.01.1988

-

28.01.1990

Enver KARAÇAM

31

28.01.1990

-

19.01.1992

Enver KARAÇAM

32

19.01.1992

-

23.01.1994

Abdurrahman BURKAY

33

23.01.1994

-

21.01.1996

Enver KARAÇAM

34

21.01.1996

-

18.01.1998

Prof. Dr. Vedat DİDARİ

35

18.01.1998

-

30.01.2000

Kemal Reşit KUTLU

36

30.01.2000

-

19.01.2002

Yrd.Doç.Dr.Erdoğan KAYMAKÇI

37

19.01.2002

-

17.01.2004

Yrd.Doç.Dr. Erdoğan AYMAKÇI

38

17.01.2004

-

29.01.2006

Yrd.Doç.Dr.Erdoğan KAYMAKÇI

39

29.01.2006

-

26.01.2008

Yrd.Doç.Dr.Erdoğan KAYMAKÇI

 

 

39. DÖNEM ZONGULDAK ŞUBE GENEL KURULU

 

 

Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi‘nin 28-29 Ocak 2006 tarihlerinde yapılan 39. Dönem Genel Kurulunda;

 

Listeye kayıtlı üye sayısı:                               903

Oy kullanan üye sayısı   :                               234

Geçersiz oy sayısı           :                                28

Geçerli oy sayısı             :                               206     şeklindedir.

 

Buna göre Yönetim Kurulu Asıl Üyeliklerine;

 

1.Yrd. Doç. Dr. Erdoğan KAYMAKÇI (Başkan)

2.Yaşar UZUNKAVAKLI (II. Başkan)

3.Rahmi ÜDER (Yazman)

4.Hüsnü MEYDAN (Sayman)

5.Levent USMAN (Üye)

6.A. Birol KASAPOĞLU (Üye)

7.Mehmet UYGUR (Üye)

 

Yedek Yönetim Kurulu Üyeliklerine;

 

1.Cüneyd YAMUDİ

2.Nusret ÖZTÜRK  

3.İlknur GÜNAYDIN

4.Osman GÜLER

5.Ahmet Dündar AKYÖN

6.Yrd. Doç. Dr. Hamit AYDIN

7.Murat TERZİOĞLU

seçilmişlerdir.

 

Yönetim Kurulu ilk toplantısını 1 Şubat 2006 tarihinde en yaşlı üye Levent USMAN başkanlığında yapmış, görev dağılımını yukarıdaki gibi gerçekleştirmiştir. (sayfa. 25)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

39. DÖNEM ÜST KURUL DELEGE SONUÇ LİSTESİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1

6401

Fikret Zaman

163

24

6082

Mehmet Bilgin

144

 

2

3322

Erdoğan Kaymakçı

162

25

7728

Sevgican Kuyumcu

144

 

3

2213

Nuri Ali Akçin

157

26

3945

Aydın Kasapoğlu

143

 

4

4438

Erol Sarıal

154

27

4419

Sertaç Kurt

143

 

5

3451

Levent Usman

152

28

6027

Hüsnü Ünal

142

 

6

5094

Avni Özerkan

152

29

4373

Tuğrul Ünlü

141

 

7

7142

Rahmi Üder

152

30

3005

Adnan Özkaya

140

 

8

3847

Mehmet Tatlısöz

151

31

6084

Nevzat Güzel

140

 

9

4124

Hüsnü Meydan

150

32

6172

Hüseyin Aydınoğlu

140

 

10

5228

Erdinç Günay

150

33

8104

Kemal Çakmak

140

 

11

3931

Hasan Kahraman

149

34

980

Tarık Demirel

139

 

12

3699

Aygün Ekici

148

35

3705

Veli Türkaslan

139

 

13

4582

Yaşar Uzunkavaklı

148

36

4202

Emine Uzun

139

 

14

3866

Vedat Küçükbükücü

147

37

3806

Ali Hekim

138

 

15

4754

Rıza Özdemir

147

38

6860

Ahmet Aktaş

138

 

16

5968

Çağlar Öztürk

146

39

4196

Nusret Öztürk

137

 

17

2140

Enver Karaçam

145

40

3219

Cengiz Akçe

135

 

18

3765

Nevzat Ünlü

145

41

3267

Kemal Bulut

135

 

19

3970

Birol Kasapoğlu

145

42

3886

Sait Kızgut

134

 

20

4583

Mürvet Kasapoğlu

145

43

3541

Oktay Sağtekin

133

 

21

7660

Atilla Sarıçam

145

44

5188

Orhan Çelik

132

 

22

4008

Mehmet Uygur

144

45

2728

K.Reşit Kutlu

131

 

23

5798

Melih Geniş

144

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

39. DÖNEM ÜST KURUL YEDEK DELEGE SONUÇ LİSTESİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cüneyt Yamudi

139

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Tor

133

 

 

 

 

 

 

 

Fazlı Uncu

132

 

 

 

 

 

 

 

Havva Bultan

131

 

 

 

 

 

 

 

Tülay Suiçmez

126

 

 

 

 

 

 

 

Türkan Çakır

121

 

 

 

 

 

 

 

 

40. DÖNEM MERKEZ ODA GENEL KURULU

 

Merkez Oda Genel Kurulu öncesi üst kurul delegeleri ile Şube lokalinde yapılan toplantıda Merkez Oda seçimleri değerlendirilerek Oda Ana Yönetmeliğinin tartışılması sağlanmış, bir yol haritası oluşturulmaya çalışılmıştır.

 

Genel Kurulda; Oda Ana Yönetmeliği, üyelerin özlük hakları, Oda yayınları ve raporlarındaki geçmişten gelen benzeşmeler, bunların güncel hale getirilmesi, taş ocaklarında maden mühendisi istihdamını gerektirecek uygun düzenlemelerin yapılması, fazla seyahat eden Kurul Üyelerinin sigortalanabilmesi, Denetleme Kurulu üyelerinin sayısının arttırılması, Danışma Kurulunun daha etkin hale getirilmesi, teknik-daimi nezaretçilik, iş güvenliği uzmanlığı ve eğitimleri, laiklik ve Cumhurbaşkanlığı seçimi, madencilik faaliyetlerinin mutlaka tüzük ve yönergelere göre yapılması, TMMOB yapısında siyasi duruşların ön plana çıkması, Oda-öğrenci ilişkilerinde aidiyetin sağlanması, Sürekli Eğitim Merkezi, Stratejik Araştırma Merkezi, küreselleşme, özelleştirme vb. konular tartışılmıştır.

 

10-12 Mart 2006 tarihlerinde Merkez Oda Genel Kurulu gerçekleştirilmiştir. Zonguldak Şube Yönetim Kurulumuz ve Üst Kurul delegelerimizle Genel Kurul süreci takip edilerek divan ve oluşturulan komisyonlarda görevler alınmıştır.

 

Genel Kurulda işlenen konular ise aşağıda sıralanmıştır;

  • Küresel ve din eksenli politikalara karşı tavrımız
  • Doğalgaz krizi
  • Enerji krizi
  • Çevre-madencilik faaliyetleri ilişkisi
  • Madencilik öğrenimi-eğitiminde yapılması düşünülen değişiklikler
  • İş Güvenliği uzmanlığı
  • Yabancı mühendis istihdamı
  • İş yasaları
  • Maden Kanunu
  • Nükleer enerji

40. Dönem Oda Yönetim Kurulu ise aşağıda sunulmuştur.

 

40. Dönem Merkez Oda Yönetim Kurulu

Mehmet Torun (Yönetim Kurulu Başkanı)

Berna Fatma Vatan (II. Başkan)

Nahit Arı (Yazman)

Ahmet Sardar (Sayman)

Mehmet Ali Hindistan (Üye)

Cemalettin Sağtekin (Üye)

H. Can Doğan (Üye)

 

40. Dönem Merkez Oda Denetleme Kurulu Üyeleri

Ali Önemli

Kamil Ayyıldız

Muhammet Yıldız

 

Oda Onur Kurulu

Vedat Didari

Asım Kutluata

Cemil Seçkin

Tevfik Güyagüler

Nejat Tamzok

 

TMMOB Yönetim Kurulu Adayları

Necmi Ergin

İlker Ertem

Mehmet Fikret Özbilgin

 

TMMOB Yüksek Onur Kurulu

Ertuğrul Işık

 

TMMOB Yüksek Denetleme Kurulu

Nadir Avşaroğlu

 

 

YÖNETİM KURULU ÇALIŞMALARI

 

 

Genel Kurul sonrası yapılan ilk Yönetim Kurulu toplantısında; il, işyeri ve özel sektör temsilcileri belirlenmesi amacıyla, öncelikle yeni oluşan yönetim kurulunun müessese ve işletmelerin ziyaretleri sırasında oluşacak yaklaşımlara göre seçimin yapılmasına karar verilmiştir.

 

Şube Yönetim Kurulu, yedek yönetim üyeleri, eski başkanlar, il, ilçe ve işyeri temsilcileri ve bu kişilere ilaveten şubenin belirleyeceği 20 kişiden oluşan danışma kurulu üye sayısının arttırılması ve aynı zamanda Şube ve işyerleri arasında iletişimi ve işbirliğini sağlamak amacıyla işyeri temsilci yardımcılığı seçilmesi yönetim kurulu tarafından tercih edilmiştir.

 

Bu çerçevede temsilciliklere ve temsilci yardımcılığına;

 

Armutçuk                    :Halis Önay ,Orhan Çelik

Amasra                       :Cengiz Akçe , Veli Türkaslan

Kozlu                          :Aygün Ekici, Ercüment Temeller

Karadon                      :Hüseyin Aydınoğlu, Vedat Küçükbükücü

Üzülmez                      :Dinçer Acun , Hasan Karaüzüm

Genel Müd.                 :Mehmet Tatlısöz

Üniversite                   :Melih Geniş

MTA                           :Kemal Çakmak , Erhan Avcı

Özel Sektör                 :Erdal Çakmakçı , Levent Yağcı

Ereğli                          :Tarık Demirel

GMİS                          :Nizamettin Tiryaki

Erdemir                       :Oktay Sağtekin, Hikmet Muti  olarak atanmıştır.

 

Yönetim Kurulu tarafından TTK ya alınacak 1300 işçi ve bunlardan maden mühendisi olarak alınacaklara dair bir yaklaşımın belirlenmesi için değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında TTK Genel Müdürü  Rıfat Dağdelen, Yönetim Kurulu tarafından ziyaret edilerek yeni göreve başlayacakların işe alım statüsünden dolayı, aynı işi yapan ancak farklı statüde çalışanların ileride çalışma barışına, motivasyon ve verimliliği olumsuz etkileri olacağı kendilerine aktarılmıştır. Ancak, yevmiyeli statüde bile olsa maden mühendisleri için yaratılan bu istihdam olanağı  üzerinde "Bu şekilde istihdam olmaz" şeklinde değerlendirilme yapılmamıştır. Yönetim Kurulu olarak; istihdamın olumlu ancak yevmiyeli statünün çalışanlar arasında sıkıntı doğuracağı tespiti yapılmıştır. Bu tespitle birlikte doğacak olan problemlerin çözümünün zaman içinde aşılacağı ve yevmiyeli mühendis istihdamına; Maliye Bakanlığının Sözleşmeli Personel için kadro temini yapmamasından dolayı, mevcut şartlar dâhilinde olumlu yaklaşılmıştır.

 

39. Dönem Genel Kurulu sırasında bir konuşmacının yaptığı konuşma nedeniyle  Zonguldak Valisi ve beraberindekilerin Genel Kurul salonunu terk etmesiyle yaşanan ve Genel Kurul Divanını da içine alan söz dalaşında, yeni seçilmiş Yönetim Kurulumuz objektif bir tavır sergilemiştir. Konu ile ilgili olarak yapılan basın açıklamasında; Şube Genel Kurulumuzun katılanların tümünün görüş ve düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri demokratik bir yapı olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte herkesin de cevap hakkının saklı bulunduğu bir platform olduğu belirtilerek, konuşmacının düşüncelerini açıklama özgürlüğü bulunduğunu ifade eden bir basın açıklaması yapılarak konu kamuoyu ile paylaşılmıştır ( sayfa. 25).

 

Şubemize bağlı Düzce, Bolu, Kastamonu, Karabük ve Bartın illerinde madencilik faaliyetlerinde çalışan üyelerimizin Şubemizle ilişkilerinin güçlendirilmesi, sağlıklı bilgi alışverişinin sağlanması amacıyla Yönetim Kurulu üyesi Levent Usman, Hüsnü Meydan ve Maden Mühendisi Çağlar Öztürk‘ ten oluşan bir komisyon oluşturulmuştur. Bu komisyonun yaptığı ziyaretler ve çalışmalar sonucunda bu illerde teknik nezaretçi ve iş güvenliği uzmanı olarak çalışan üyelerimizle yapılan toplantıların oldukça verimli bir iletişim ortamı sağladığı görülmüştür. Bu üyelerle yapılan toplantılarda nezaretçi istihdamı, ücretlendirmelerinde Oda tarifelerine uyum ve haklarının korunması gibi bilgilendirme konuları işlenmiştir.

 

 

Şubat 2006 da Yönetim Kurulu üyelerimiz Birol Kasapoğlu, Yrd.Doç. Dr. Hamit Aydın ve araştırma görevlisi ve Şube Yedek Yönetim Kurulu üyesi İlknur Günaydın‘ dan oluşan "Öğrenci Üye Komisyonu" kuruldu. Oldukça etkin çalışmalar yapan bu komisyon , Şube ile öğrenciler arasında dinamik bir ortamın oluşmasını, öğrencilerin her türlü Şube faaliyetlerinin içinde yer almalarını ayrıca Merkez Oda Öğrenci Kurultayı v.b. etkinlikler aracılığıyla öğrencilerin Oda ile ilişkilerinde  önemli gelişmeler  sağlanmıştır.

 

"Düşünceye Özgürlük Platformu"nun bilgi edinme hakkının yasal anlamda nasıl kullanılacağına dair Şubemizin de tertip komitesinde bulunduğu bilgilendirme toplantısı 25.Şubat.2006 tarihinde Odamız  lokalinde gerçekleştirilmiştir.

 

Bu çalışma dönemi içersinde 15. Kömür Kongresinin Sekreteryası, Danışma ve Yürütme Kurulları belirlenmiştir. Sekreterya: Levent Usman (Sekreter), Hüsnü Meydan(Sayman) ve Yrd.Doç. Dr. Hamit Aydın‘dan oluşturuldu.

 

15. Kömür Kongresi Danışma Kurulu Üyeleri

  

Prof. Dr. N.Ali Akçın                                                 Tuncer Özkan

Prof. Dr. Vedat Didari                                                    Gündüz Ökten

Prof. Dr. Hasan Gerçek                                                  Murat Turan                      

Prof. Dr. Tevfik Güyagüler                                            Mehmet Torun

Prof. Dr. Yadigâr V. Müftüoğlu                                    Yaşar Uzunkavaklı

Yrd. Doç. Dr. Dilek Çuhadaroğlu                                         

Yrd. Doç. Dr. Sait Kızgut                                                      

Yrd. Doç. Dr. Tuğrul Ünlü                                                    

Enver Karaçam

Kemal Reşit Kutlu

Mesut Öztürk                                                                        

 

15. Kömür Kongresi Yürütme Kurulu Üyeleri

 

Prof. Dr. Yadigâr V. Müftüoğlu (Kongre Başkanı)

Yrd. Doç. Dr. Tuğrul Ünlü  (Kongre 2. Başkanı)

Levent Usman (Kongre sekreteri)

Hüsnü Meydan (Kongre saymanı)

Erhan Hancı

Yrd. Doç. Dr. Hamit Aydın

Mehmet Çelik

Bahri Yıldırım

Yrd. Doç. Dr. Melih Geniş

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Özarslan

Aydın Kasapoğlu

Birol Kasapoğlu

Avni Özerkan

Rahmi Üder

 

Kongre çalışmaları sorunsuz bir şekilde tamamlanarak 7-9 Haziran 2006 tarihlerinde TTK İş Güvenliği ve Eğitim Daire Başkanlığı salonlarında gerçekleştirilmiştir (sayfa. 27).

 

 3 Mart 1992, Kozlu Grizu Faciasında kaybettiğimiz 263 Madencimizin hatırlanması ve böyle kazaların yaşanmaması için her yıl olduğu gibi etkinlikler düzenlenmiştir. Bu etkinlikler kapsamında; ilk olarak Kozlu Müessesesinde düzenlenen anma törenine Yönetim Kurulu olarak katılım sağlanmış, ardından Madenci Şehitliği önünde diğer örgütlerle birlikte bir basın açıklaması yapılmıştır. Kazanın olduğu zamana ait yerel ve ulusal basında yer alan haberler derlenerek "Gazete Kupürleri Sergisi" bir hafta boyunca Şubemiz lokalinde sergilenmiştir. Ayrıca; 3 Mart kazasıyla ilgili fotoğraf ve haberlerden oluşan materyallerle  Şube lokalinde slayt gösterisi yapılmıştır (sayfa. 35).

 

3 Mart Kozlu kazasının meydana gelmesindeki faktörlerin neler olabileceği konusunda Yönetim Kurulumuzun bir metin çalışması Merkez Oda aracılığıyla ulusal basında yayınlanması sağlanmıştır.

 

3 Mart Kozlu ve tüm maden kazalarında hayatını kaybeden madencilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeni ile Demokrasi Platformundaki örgütlerle birlikte Madenci Anıtında yapılan basın açıklamasında Şube Yönetim Kurulumuz ve bazı üyelerimizin katılımıyla yer alınmıştır.

 

18.Mart.2006 tarihinde TMMOB tarafından İstanbul‘da düzenlenen Barış Mitingine şubemizi temsilen Şube başkanı ve bir Yönetim Kurulu üyesi katılmıştır. KESK, Demokrasi Platformu ve TMMOB‘nin desteklediği mitinge katılımcıların nakli için destek verilmiştir.

 

KESK tarafından 27 Mart- 1 Nisan tarihleri arasında "Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı"na karşı kamuoyu oluşturmak için düzenlenen referanduma Şube Yönetim Kurulu ve üyelerimizle birlikte sahilde kurulan sandıkta toplu bir şekilde "Hayır" oyumuzu kullandık. Bu dönem içerisinde Oda lokalinde kurulan sandıkta üyeler ve vatandaşların oy kullanımı için ve konunun kamuoyuna duyurulması anlamında olanaklarımızı seferber edilmiştir.

 

28 Mart 2006 da Odamız İzmir Şubesi tarafından düzenlenen "Endüstriyel Hammaddeler Sempozyumu" ve "Minex Fuarı" danışma kurulunda yer alan şube başkanlarımız hazırlık toplantısına katılmıştır.

 

Mart 2006 da Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim okullarında "Peygambere Mektup" olarak düzenlenen yarışma sonrasında Zonguldak Milletvekili Harun AKIN tarafından TBMM ye Meclis Araştırma Önergesi verilmiş, konu kamuoyunda tartışılmaya başlanmış ve sonrasında iktidar yanlısı sendika, basın yayın organları, partiler ve sivil toplum örgütleri tarafından Türkiye‘nin  ‘Müslüman Türk Devleti‘  olduğu vurgusu yapılarak milletvekili Harun Akın‘ı kınamışlar ve söz konusu gerici faaliyete destek olmuşlardır. Şubemiz ve demokrasi platformu bileşenleri bir basın açıklaması yaparak Türkiye‘nin laik demokratik bir sosyal hukuk devleti olduğu vurgulanmış, peygambere mektup adlı gerici faaliyete gereken tepki gösterilmiştir.  Meclis Araştırma Önergesinin kabul edilerek konunun araştırılması ve sorumluların cezalandırılması istenmiştir.

  

1 Mayıs Emekçi Bayramı tertip komitesinde Şubemizden bir Yönetim Kurulu üyesi ile yeraldık. KESK, GMİS, Baro, TMMOB v.b. örgütlerle 1 Mayısın Zonguldak‘ta en görkemli bir şekilde kutlanabilmesi amacıyla Şube olarak katkı konmuştur. El ilanları ve diğer iletişim araçlarıyla duyuruların yapılması ve bu kampanya çerçevesinde maddi destek verilmesi gibi katkılar konmuştur. TMMOB pankartı arkasında Yönetim Kurulu ve birçok üyemizle birlikte kortejde bulunmuştur. Aynı miting de Oda Şube Başkanımız kürsüden günün anlam ve önemi ile ilgili konuşma yaparak halka seslenmiştir (sayfa. 37).

 

29 Nisan 2006 tarihinde ülke gündeminde olan nükleer santrallerle enerji üretilmesi ve Sinop‘a nükleer santral kurulması ile ilgili olarak; Türkiye‘nin kendine yetecek enerji kaynakları (kömür, hidroelektrik v.b.) olduğu ve yeni bir enerji kaynağı yaratıcılıksa bunun yenilenebilir, küresel ısınmaya etkisi olmayan türden kaynaklarla karşılanması düşüncesiyle Karadeniz‘e nükleer santral kurulmasına karşı çıkıldı. Bu yörede KESK, GMİS, Baro ve diğer demokratik yapı bileşenleri ile birlikte 29 Nisan‘da Sinop‘ta yapılan nükleer santral karşıtı gösteriye  katılım ve destek sağlanmış, üyelerimize duyurulması için işyerlerine ilanlar asılarak katılacaklar için diğer örgütlerle birlikte otobüsler tutulmuştur.

 

 

 

Mayıs 2006 ayı içinde Harita Kadastro Mühendisleri Odası ve Maden Mühendisleri Odası olarak ortak bir etkinlik gerçekleştirdik. "Küreselleşme ve Çalışanlar" isimli  ve GMİS toplantı salonunda gerçekleştirilen panelin hazırlanması, afiş ve duyuruları Odamız tarafından yapılmıştır.

 

TMMOB İKK(İl Koordinasyon Kurulu) nın yapısı Zonguldak için; Başkan Erdoğan KAYMAKÇI yardımcısı 2. başkan Yaşar UZUNKAVAKLI, Bartın ili için; Başkan Cengiz AKÇE, Başkan Yardımcısı olarak ta Veli TÜRKASLAN şeklinde oluşturulmuştur.

 

Amasra ve TTK da bazı ocak ve sahaların özel sektöre kazı işi için verilmesi konusunda "Maden Platformu" (Zonguldak Şube, Maden Mühendisleri Derneği ve ESM) tarafından kurumun asli işlerini özel sektöre vermemesi için basın açıklaması yapıldı (sayfa. 43).

 

12 Mayıs 2006 tarihinde Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırı sonrasında Cumhuriyet gazetesine bir geçmiş olsun yazısı gönderilmiştir (sayfa. 41).

 

Danıştay 2. Dairesine yapılan saldırı 18 Mayıs 2006 tarihinde yapılan bir basın açıklaması ile lanetlenmiştir (sayfa. 42).

 

İlimizde rödevanslı sahalarda taşeron ve kaçak ocaklarda usulsüz ve denetimsiz olarak patlatma yapıldığı; nitrat, şeker, mazot karışımlı patlayıcılar kullanımının ve satışının yasaklanması için konuyla ilgili uyarı yazımız Zonguldak Valiliğine iletilmiştir.

 

23 Mayıs 2006 da Üzülmez TİM İşletme Müdürüyken öldürülen, üyemiz Avni CİNEL‘ in mahkemesi izlendi mahkemeye Merkez Oda başkanı Mehmet TORUN ve Şubemiz Yönetim Kurulu üyeleri katılmışlardır.

 

Şube lokalimizde asma tavan, kalorifer tesisatı, yan yüzey kaplaması, yönetim odasının düzenlenmesi v.b.  şeklinde bakım ve onarım işleri yapılarak şube binamız ve yönetim odamız daha sağlıklı ve çalışmaya elverişli hale getirilmiştir.

 

Şube demirbaşı olarak 1 adet dizüstü bilgisayar, dijital fotoğraf makinesi, projeksiyon cihazı ve perdesi alınmıştır. Cihazlar ve tamirat masraflarının gideri 15. Kömür kongresi gelirlerinden  sağlanmıştır.

 

Haziran 2006  da  Zonguldak‘ın düşman işgalinden kurtuluşu ve Uzunmehmet‘i anma törenlerinde Valilik önündeki Atatürk Anıtına çelenk koyma ile başlayan etkinlik  Uzunmehmet Anıtına geçiş, çelenk koyma ve şubemizin hazırladığı günün anlam ve önemini ifade eden metnin okunması ile gerçekleştirilmiştir.

 

 

 

39. çalışma dönemi boyunca Zonguldak Belediyesinin değişik aralıklarda düzenlediği encümen ve genel toplantılarına Yönetim Kurulumuzdan üyelerimizle katılım sağlanmış ilimize ait şehirleşme ve planlama çalışmalarına  Şube görüşlerimiz iletilerek gündem takip edilmeye çalışılmıştır.

 

28 Haziran 2006 tarihinde ‘Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına İlişkin kanun Tasarısı‘ na karşı basın açıklaması yapılmıştır.

 

2 Temmuz Sivas katliamında 37 aydının yakılarak öldürülmesinin yıldönümünde, Şubemiz ve Demokrasi Platformu  tarafından Valilik önünde basın açıklaması ve alkışlı protesto eylemi gerçekleştirilmiştir.

 

Kastamonu Azdavay da bir özel ocakta meydana gelen metan patlaması sonucu ocağın sahibi  Selim Demir ve genç meslektaşımız Huriye Güney‘i kaybettik. Şube Yönetimi olarak, kaza sonrasında vakit geçirmeden Azdavay‘a gidilerek yerinde incelemeler yapılmış, bu incelemeler sonucunda; madencilik çalışmaları ve iş güvenliği sağlığı ile ilgili önlemlerin, bilgilerin  ve bunların uygulanabilmesi için gereken iradenin olmazsa olmaz olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Genç üyemizin köyündeki ailesini ziyaret ederek acılarını paylaşmaya çalıştık. Huriye Güney‘ in önlenebilir bir iş kazasında hayatını kaybetmesi sonrasında  Şube Yönetimi olarak; madencilik çalışmaları ile iş sağlığı  güvenliği  önlemlerinin ne kadar içiçe  olduğunu açıklamalarla anlatmaya çalıştık (sayfa. 48).

 

İsrail‘in Filistin ve Lübnan işgaline karşı; İKK, Yönetim Kurulumuz ve diğer demokratik örgütlerle 26 Temmuz 2006 tarihlerinde bir basın açıklaması yapılmıştır (sayfa. 55).

 

2007 nin işgüvenliği ve işçi sağlığı yılı olarak tanımlanması Azdavay ve bölgemizde bir çok ölümlü kazaların olması doğrultusunda; ilimizde rödevanslı sahalarda çalışan mühendisler ve işverenleri ile kazaların önlenebilmesi, iş güvenliği bilincinin oluşturulabilmesi amacıyla ayrı ayrı iki toplantı yapılmıştır. Bu toplantılar sonucunda elde edilen veriler ışığında iki ayrı rapor düzenlenmiş ve ilgili yerlere iletilmiştir. Ayrıca bu birikim ve gelişmeler sonrasında Şube lokalimizde  özel sektör işçilerine yönelik olarak iş güvenliği eğitimi verilmiştir.(sayfa. 127)

 

1 Eylül dünya barış gününde Şube Yönetimi ve Demokrasi Platformu bileşenleri ile basın açıklaması etkinliği gerçekleştirilmiştir.

 

 

 

 

14 Ekim 2006 tarihinde TMMOB‘ un Ankara‘da düzenleyeceği miting için Şube Yönetim Kurulu, İKK Bileşenleri, KESK, Demokrasi Platformu Bileşenleri ile katılımı arttırma konusunda çalışmalar yapıldı. Şube Yönetimi bu mitinge üyelerimiz ve öğrencilerin taşındığı  5 otobüs  kiralayarak  katıldı. Ayrıca  miting  öncesinde  bir dizi basın açıklaması yapılarak   mitinge katılımın fazlalığı için  çaba gösterilmiştir (sayfa. 66).

 

Zonguldak, Bartın, Karabük bölgelerinin kalkınması, sorunlarının tespiti ve çözüm yolları bulunması  ile  ilgili olarak  oluşturulan yapının çalışma ve toplantılarına Şube Yönetimini temsilen  başkanın katılımları ve çalışmaların izlenmesine devam edilmiştir.

 

Zonguldak Valiliğinin düzenlediği kırsal kesimdeki öğrencilere eğitim yardımı kampanyasına  bir miktar para ile destek verilmiştir.

 

4 Kasım 2006 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneğinin Ankara‘da düzenlediği mitinge maddi ve manevi destek verildi.

 

DSP lideri sayın Bülent Ecevit‘in ölümü nedeniyle DSP genel merkezine ve il merkezine  birer başsağlığı mesajı gönderildi.

 

2007 yılının İş Güvenliği yılı olması nedeniyle; Odamız ve Çalışma Bakanlığı arasında gerçekleştirilen işbirliği sonrasında konuyla ilgili çalışmalara ve toplantılara katılmak üzere Şube Yönetim Kurulumuzdan sayman üyemizi görevlendirdik.

 

13 Kasım 2006 tarihinde ZOKEV Mütevelli Heyetinde Şubemizden 2. Başkanın görevlendirilmesi kararı alındı.

 

TMMOB " 6. Enerji Sempozyumu Danışma Kuruluna" katılmak üzere şubemizden bir yönetim kurulu üyemizin katılım kararı alındı.

 

Zonguldak - Karabük - Bartın  illeri ve  bölgenin sorunlarının çözümü için oluşturulan yapıya verilen başkan düzeyinde destek devam etmiştir.

 

Demokrasi Platformunun sözcüsü Baro tarafından  Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odasında düzenlenen toplantıya Şubemizin görüşlerini aktarmak ve Odayı temsilen başkan Erdoğan KAYMAKÇI katılmıştır.

 

29 Kasım 2006 tarihinde "Zonguldak Kent İnisiyatifi" isimli ve çoğu sanatçılardan oluşan  bir gurubun  Şube Yönetim Kurulumuzla yapmak istedikleri toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda  Zonguldak merkez lavuarının yıkılması konusunda taraf olduklarını, Demokrasi Platformunun  ve Şube Yönetiminin  bu konuda yapmış oldukları çalışmalara katkı koymak istediklerini ve Demokrasi Platformu ile birlikte lavuar konusunda ortak bir tavır almak istediklerini belirtmişlerdir. Amaçlarının bir kentlilik bilinci yaratarak, sorunun çözüm  parçası olmak istediklerini ifade ederek ve daha sonraki toplantılara katılarak lavuarın yıkımı konusunda mücadele  eden  örgütlere destekte bulunmuşlardır.

 

Pusula Dergisi yazarı Ali Rıza Tığ‘ın lavuarın yıkımına karşı direnç gösteren örgütlere karşı "Kentin Önünün Tıkayanlar" (K.Ö.T.) olarak çıkan yazı sonrasında kendisine dava açılması için  başkan Erdoğan KAYMAKÇI ya yetki verilmiştir.

 

Demokrasi Platformu tarafından lavuarın yıkımını durdurmak için basın açıklaması yapılmıştır.

 

8 Aralık 2006 Cuma günü Şubemiz lokalinde madenciler haftası etkinliklerinden olan "Teknik ve Daimi Nezaretçilik" panelinde konuşmacı olarak Prof. Dr. Nuri Ali AKÇIN, TTK İşgüvenliği Daire Başkanı Mesut ÖZTÜRK ve Çalışma Bakanlığı müfettişlerinden Ayhan YÜKSEL söz almışlardır. Özet olarak kanunlar, tüzükler ve yönetmeliklere göre sorunlar, hukuki ve cezai yaptırımlar, teknik nezaretçinin denetmen mi? yoksa danışman mı?  olduğu,  ve bunlarla birlikte tanımlamalar, ücretlendirmeler gibi konular üzerinde durulmuştur (sayfa. 132).

 

2007 yılının ilk üç ayında ülkemizde madencilik iş kolunda meydana gelen 14 ölümlü kazanın 8‘inin Zonguldak‘ta olması sonucunda; Zonguldak Şube olarak ilimizdeki maden sahipleri ve buralarda çalışan işçi ve teknik elemanlara dönük olarak toplantıların yapılması ve bir eğitim programının oluşturularak hayata geçirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.

 

7 Nisan 2007 tarihinde Odamız ve Odamız İstanbul Şubesinin birlikte düzenledikleri "Eğitim Çalıştayı" gerçekleştirildi. Şubemizden başkan ve bir yönetim kurulu üyemizin katıldığı çalıştayda; Maden Mühendisliği bölümü ders programları, yeni bölümlerin açılması, öğrencilerin maden mühendisliği bölümlerine bakış açısı v.b birçok konu tartışılmıştır.

 

 

21 Mart 2007 Çarşamba günü Şube Yönetim Kurulu başkanımızın katıldığı ve madencilik sektörü ve taşkömür madenciliğimizin sorunlarının dile getirildiği ve çözüm önerilerinin sunulduğu bir Radyo (TRT programı gerçekleştirilmiştir.

 

22 Mart 2007 tarihinde Şubemiz 2.Danışma Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Erdoğan KAYMAKÇI(Başkan), Halis ONAY (Yazman), Hasan KARAÜZÜM (Yazman) divanı oluşturmuşlardır. Toplantıda; Özel ocaklarda meydana gelen ölümlü iş kazalarının artması, rödevanslı sahalarda çalışan firmalarla TTK arasındaki sorunlar, Görevde Yükselme Yönetmeliği, Madencilik Bayramı etkinlikleri v.b konular ön plana çıkmıştır.

 

29 Mart 2007 tarihinde "Görevde Yükselme Yönetmeliği" konusunda Ankara Devlet Personel‘de araştırma ve inceleme yapmak üzere Şube Yönetimimizden iki üyemiz görevlendirildi.

 

13-14 Nisan 2007 Öğrenci Kurultayı Ankara‘da yapıldı. 20 öğrenci üyemiz ortaklaşa hazırladıkları bir bildiriyi kurultayda sundu.

 

03 Nisan 2007 tarihinde Görevde Yükselme Yönetmeliği ile ilgili Şubemiz görüşleri TTK‘na bir üst yazıyla gönderildi.

 

15 Nisan 2007 tarihinde Merkez Oda Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı. Şube Yönetimimizin tüm üyeleriyle katıldığı toplantıda; SMMH, Teknik Nezaretçilik konularındaki yasal ve uygulamadaki sorunlar ile 14 Nisan Cumhuriyet mitingine TMMOB ‘un katılmama kararı tartışıldı.

 

17 Nisan 2007 tarihinde 78‘liler Vakfı ile ortak etkinlik düzenlendi. 1 Mayıs Emekçi bayramına katılımın ve 1 Mayısın konuşulduğu toplantı sonrasında, Şubemiz lokalinde 1977  1 Mayıs‘ın da hayatının kaybedenlerin fotoğraflarının yer aldığı bir sergi açıldı. Zonguldak‘ta Madenci Anıtında kutlanan 1 Mayıs Mitinginde hazırlanan metin Şube Başkanımızca okunmuştur (sayfa. 87).

 

39. Dönem Çalışma süresi boyunca, hayatını kaybeden, hastalanan v.b sorunlar yaşayan üyelerimizin yanında olmak ve onlara destek çıkmak için Şube Yönetim Kurulumuz tüm üyeleriyle birlikte elinden geleni yapmaya çalışmıştır.

 

22 Mayıs 2007 tarihinde Ankara‘da Anafartalar çarşısında terör eyleminde hayatını kaybeden 6 yurttaşımız ve 100‘e yakın yaralanma sonucunda terörün lanetlendiği bir basın açıklaması yapılmıştır (sayfa. 58).

 

22 Mayıs 2007 tarihinde Şube Yönetim Kurulumuz yeni seçilen GMİS Yönetim Kurulunu ziyaret ederek; sorunların üzerine birlikte, örgütlü biçimde gidilmesi gerektiğini vurgulayarak yeni yönetim kuruluna başarılar dilemiştir.

 

11 Haziran 2007 tarihinde, taşkömürünün ülkemizdeki ve dünyadaki durumu, ana hatlarıyla taşkömürünün geleceğine ilişkin projeksiyonların, mevcut üretim ve tüketim bilgilerinin yer alacağı bir "Taşkömürü Raporu"nun oluşturulmasına yönelik olarak çalışma yapılması kararı aldık. Bu doğrultuda, 4 Temmuz 2007 tarihinde Prof. Dr. Vedat DİDARİ ile eski Şube başkanlarından Enver KARAÇAM‘ dan oluşan bir çalışma komisyonu oluşturduk. Komisyon çalışmasını Aralık 2007 tarihinde bitirerek raporu Şube Yönetimine teslim etmiştir. Taşkömürü raporu ve Merkez Odanın hazırladığı diğer raporlar daha sonra kitap halinde yayınlanacaktır.

 

2 Temmuz 2007 Sivas katliamının yıldönümünde Demokrasi Platformu ve Şubemiz tarafından basın açıklaması ve Sıvas‘ta yakılan aydınlarımızın fotoğraflarının yeraldığı bir sergi Şube lokalimizde gerçekleştirilmiştir. (sayfa. 86)

 

21 Haziran 2007 tarihinde "Zonguldak‘ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu ve Uzunmehmet ‘i Anma Etkinlikleri" gerçekleştirildi. Etkinliklerde; törenlerden sonra, Uzunmehmet Anıtında günün önem ve anlamını belirten metin Şube Başkanımız tarafından okundu.

 

27 Haziran 2007 tarihinde 39. Dönem 3. Danışma Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Divanın Erdoğan KAYMAKÇI (Başkan), İlknur GÜNAYDIN (Yazman), Levent YAĞCI (Yazman) dan oluştuğu toplantıda; özel sektör TTK ilişkileri, Görevde Yükselme Yönetmeliği, TTK‘ ya yeni alınan yevmiyeli teknik elemanların nezaretçi görevi yapması ile ilgili sorunlar ve 22 Temmuz genel seçimleri görüşülmüştür.

 

TMMOB Ücretlendirme ve İstihdam Sempozyumu: 22-23 Eylül 2007 tarihlerinde İstanbul‘da  TMMOB tarafından düzenlenen sempozyumda; TTK‘ da farklı statüde ve farklı ücretlerle çalışan teknik elemanların durumlarıyla ilgili Şubemiz tarafından hazırlanan çalışma raporu sunuldu. ( sayfa. 144) 

 

‘Ulaşımda Yeraltı Kazıları 2. Sempozyumu‘: 15-17 Kasım 2007 tarihlerinde İstanbul‘da Odamız İstanbul Şubesi ve İTÜ tarafından düzenlenen sempozyuma Şube Yönetim Kurulumuzdan başkan ve başkan yardımcımızla katılım sağladık.

 

30 Temmuz 2007 tarihinde emekliliği ve ikamet değişikliği nedenleriyle istifa eden Yönetim Kurulu üyemiz Mehmet UYGUR‘ un yerine 1. yedek üyemiz Cüneyt YAMUDİ bir yazıyla asıl yönetime davet edilmiş, ilgili işlemlerden sonra Yönetim Kurulu Üyeliği görevine başlamıştır.

 

Eylül 2007 ayı içinde 29-31 Mayıs 2008 tarihlerinde düzenlenecek olan 16. Kömür Kongresinin internetten reklamının verilmesi ve Odamız Web sayfasına yerleştirilmesi işlemleri yapıldı, kongre  birinci duyuruları ilgili adreslere gönderilmeye başlanmıştır.

 

Odamızın 5-8 Eylül 2007 tarihlerinde Konya Ermenek‘ te düzenlediği "İş Güvenliği ve İş Sağlığı Eğitim Semineri" ne Şube Yönetim Kurulumuzun bazı üyeleri ile katılım ve katkı sağlanmıştır.

 

29 Eylül 2007 tarihinde TMMOB, Küresel Barış ve Adalet Komisyonu vb. örgütlerin İstanbulda düzenledikleri basın açıklaması ve gerçekleştirilen toplantıya Yönetim Kurulumuzdan bir üyemizle katılım sağlanmıştır.

 

Ekim 2007 ayında TTK‘ın özelleştirme uygulamaları ve yeni hazırlanan Anayasa Taslağının madencilikle ilgili olumsuz değişikliklerinin eleştirildiği, anlatıldığı basın açıklaması yapılmıştır (sayfa. 88).

 

18- 20 Ekim 2007 tarihinde Kütahya-Gediz‘de "İş Güvenliği ve İş Sağlığı Eğitim Semineri" ne ve sonrasındaki Şubeler toplantısına Yönetim Kurulu olarak katıldık ve katkı koyduk.

 

25 Ekim 2007 tarihinde Anayasal süreç, ülkemizdeki terörün kınanması ile ilgili olarak Demokrasi Platformuyla birlikte basın açıklaması yapıldı (sayfa. 71).

 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramında düzenlenen bayram kortejinde Yönetim Kurulu olarak Atatürkçü Düşünce Derneği ile birlikte yürüdük.

 

Makina Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesinin Karabük‘de düzenlediği "4. Demir-Çelik Kongresi‘ne Üniversite , Armutçuk, Amasra, Kozlu, Karadon, Üzülmez, Genel Müdürlük ve özel sektörde çalışan 10 üyemizi delege olarak gönderdik. Yönetim Kurulu olarak kongreye katılım sağladık.

 

Ekim 2007 ayında ZKÜ öğrenci temsilcisi seçilerek görevine başladı. Özgün KARTAV öğrenci temsilcisi, Deniz ÇELİK ise öğrenci temsilci yardımcısı olarak belirlenmiştir.

 

3 Kasım 2007 tarihinde düzenlenen TMMOB mitinginin duyurulması ve katılımın sağlanması için işyeri ziyaretleri dahil her türlü çalışma yapıldı. 1 Kasım 2007 tarihinde mitingle ilgili olarak Şube lokalinde basın açıklaması yapıldı (sayfa. 95).

 

 

Kasım 2007 ayında yevmiyeli mühendis istihdamının yarattığı sorunları yerinde görüşmek ve  tesbit etmek amacıyla TMMOB‘den yönetim kurulu üyeleri, hukukçuları ve Odamız hukukçusundan oluşan bir heyet Zonguldak‘a geldi. Heyet sırasıyla; İKK, KESK‘e bağlı çalışan elemenlarıyla, TTK‘da çalışan yevmiyeli mühendislerle, GMİS‘ le ve TTK Genel Müdürüyle toplantılar yapmıştır.Toplantılar sonucunda alınan verilerle bir rapor hazırlanması ve sanrasında konunun dava aşamasına getirilmesi kararı alınmıştır. İlgili raporun hazırlanması bitmiş olup genel kurul öncesinde nihai eylem kararı aşamasına getirilmiştir.

 

21-24 Kasım 2007 tarihlerinde Ankara‘da Odamız tarafından düzenlanen ‘Jeotermal Kongresine‘Yönetim Kurulumuzdan bir üyemizi gönderdik.

 

12 Aralık 2007 tarihinde Şubemiz 4. Danışma Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. TTK‘ da yevmiyeli mühendis çalıştırılması, TMMOB heyetinin çalışmaları, Çalışma Bakanlığı ve odamızın İş Güvenliği ile ilgili çalışmaları ve başbakanlık yüksek denetleme kurulu raporu görüşüldü.

 

Kasım 2007 de Gelik İşletme Müdürlüğünde çıkan ocak yangını sonrasında Müessese Müdürü ve Genel Müdür ziyaret edilerek geçmiş olsun ziyaretinde bulunulmuş, Gelik İşletme Müdürlüğündeki yönetim ve üyelerimizin sorunları aktarılmıştır.

 

Kasım 2007 ayı içinde Avrupa Sosyal Forumu hazırlıkları kapsamında İstanbul‘da gerçekleştirilen Türkiye Sosyal Forumuna Şube başkanımız ve bir üyemizle katıldık.

 

39. çalışma dönemimizde üyelerimizle daha sağlıklı iletişim kurabilmek amacıyla telefon mesajıyla üyelere bilgi ve duyuru yapacak sistemi gerçekleştirdik.

 

4 Aralık 2006-2007 tarihinde Dünya Madenciler Günü bir haftaya yayılan bayram etkinlikleriyle kutlandı. (sayfa. 75-108)

 

Madenciler Bayramı etkinlikleri içerisinde 8 Aralık 2007 tarihinde "Batı Karadeniz Bölgesi Taşkömürüne Bağlı Metan ve Bölgenin Doğalgaz Potansiyeli" konulu paneli gerçekleştirdik. Panel Başkanlığını Prof.Dr. Vedat DİDARİ‘nin yaptığı panele Prof.Dr. Ender OKANDAN (ODTÜ), Prof.Dr. Namık YALÇIN (İÜ), Yalçın UMURTAK (HEMA), Canip SEVİNÇ (Ekonomist) konuşmacı olarak katılmışlardır. Basının oldukça ilgi gösterdiği panel kamuoyuna aktarılmış, konunun içeriği sonoç bildirgesiyle ilgililerle paylaşılmıştır. (sayfa. 115)

 

Aralık 2007 ayında Karaelmas Gazeteciler Derneğinin Siirt‘te bir köy okulu için düzenlediği eğitim malzemeleri yardım kampanyasına bir bilgisayar, yazıcı ve değişik kırtasiye malzemeleri vererek katkı koyduk.

 

27 Aralık 2007 tarihinde 40. Dönem Genel Kurulu ve serbest gündemli 5. Danışma Kurulu toplantısını gerçekleştirdik, toplantıda Şube Genel Kurulu, adayların belirlenmesindeki kriterler, iktidarın TMMOB ve bağlı Odaları üzerindeki baskıları, Danışma Kurulunun yeniden yapılandırılmasına dair düşünceler, Şube Yönetiminin üyelerle ilgili çalışmaları ve politik bakış açısının nasıl olması gerektiği tartışılmıştır. Yeni Yönetim Kurulu oluşumuna katkı koyabilmek için mevcut Yönetimin Müessese ve işyerlerini ziyaret ederek, Genel Kurul hazırlık çalışmaları yapması öngörülmüştür.

 

5 Ocak 2008 tarihinde Ankara‘da Merkez Oda Danışma Kurulu gerçekleştirildi. 40. Dönemde Oda çalışmaları, 41. Dönem Genel Kuruluna hazırlık çalışmaları ve Odanın önümüzdeki süreçte izlemesi gereken politikalar görüşülmüştür.

 

17 Ocak 2008 tarihinde TMMOB, KESK, DİSK, TTB, BASK vb. örgütlerin Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısına karşı  Ankara‘da düzenledikleri basın açıklamasına Yönetim Kurulu olarak katkı koyduk ve katıldık. 10 Ocak 2008 tarihinde Demokrasi Platformu ve Diğer örgütlerle birlikte ilgili yasa tasarısına karşı ön bir basın açıklaması Şube lokalimizde yapılmıştır.

 

16 Ocak 2008 tarihinde Genel Kurul gündemli Danışma Kurulu yapıldı. Toplantıda 40. Dönem Şube Yönetim Kurulu adayları belirlendi. Görevde Yükselme Yönetmeliği, yevmiyeli mühendislerle ilgili rapor hakkında ne yapılacağı görüşüldü, Üst Kurul delege listenin olşturulması ile ilgili görüşler dile getirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

BASIN AÇIKLAMALARI

 

 

 

39. Dönem Genel Kurulunun Değerlendirilmesi

 

BASINA VE KAMUOYUNA

 

TMMOB ve bağlı odalarında yapılan Genel Kurullar sonucunda oluşan Yönetim Kurulu üyelerine ait resmi seçim sonuçları İl/İlçe Seçim Kurulu Başkanlıkları tarafından denetlenmektedir. Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi‘nin 39. Dönem Genel Kurul seçimleri de T.C. Zonguldak Merkez 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı‘nca yürütülmüştür. Seçilen Yönetim Kurulu‘nun görevi ancak Şeçim Kurulu‘nun Karar ve Seçim Sonucu Tutanağı‘nın tebliğ tarihi ile başlamaktadır. Söz konusu tutanak Şubemize 01.02.2006 günü saat 16.30‘da ulaşmıştır. Dolayısıyla yeni seçilen Yönetim Kurulu ilk toplantısında aşağıda belirtilen şekilde görev dağılımı yaptıktan hemen sonra ilk gündem maddesi olarak her seçim sonrasında olduğu gibi Genel Kurulu değerlendirip basın açıklaması yapmaktadır. Bizden kaynaklanmayan bu gecikme Kamuoyunun bilgisine arz olunur.

Maden Mühendisleri Odası 6235 Sayılı Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu ve Ana Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak kurulan, Kamu Kurumu niteliğinde tüzel kişiliğe sahip bir meslek kuruluşudur.

            Kuruluş felsefesine uygun olarak Odamızın amaçları kısaca;

•·         Doğal kaynakların bulunmasında, işletilmesinde, sanayinin gereksinimine uygun olarak hazırlanmasında ve pazarlanmasında ülke ve kamu yararı doğrultusunda madencilik politikaları üretmek, bu hedefe ulaşmak için gerekli görülen tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak,

•·         Ülke sorunları ve ortak mesleki çalışmaların sürdürülmesinde TMMOB‘a bağlı odalar, sendikalar, diğer meslek ve demokratik kitle örgütleri, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak ve ortak karar almak,

•·         Odanın amaç ve görevleri ile ilgili kanunlarda yürütme ve yasama organlarında yapılacak çalışmalara katılmak, görüş ve önerilerini bildirmek ve açıklamalarda bulunmak

şeklinde belirlenmiştir.

            Kuruluş amacı bu olan ve kurulduğu günden bu yana her zaman bu amaç doğrultusunda hareket eden Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi; kamuoyunda saygın bir yeri olan ve madencilik sektöründeki sorunlar başta olmak üzere; ülkemizin demokratikleşme ve bağımsız bir ülke olarak varlığını sürdürebilmesi ile ilgili olarak yaşadığı olumsuzlukların çözümünde çok önemli katkılar koymuştur. Atatürk ilke ve devrimlerini, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü benimsemiş olan Odamızın; çağdaş, demokratik, yurtsever, emekten ve halktan yana bir kuruluş olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Maden Mühendisleri Odası ve Şubemiz ırkçılığın, gericiliğin ve her türlü ayrımcılığın karşısındadır.

            Atatürk; Ulusal Kurtuluş Savaşını; tarihsel, sosyal ve kültürel olarak kaynaşmış olan ve bu ülke sınırları içinde yaşayan tüm insanlarla birlikte emperyalizme karşı kazanmış ve bağımsız bir ulus yaratarak Türkiye Cumhuriyeti‘ni kurmuştur. Atatürk‘ün kurduğu tam bağımsız, demokratik ve laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini korumanın her yurttaş gibi bizim de birinci görevimiz olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz.

            Bilindiği gibi; TMMOB Yasasına göre Birliğe bağlı tüm kuruluşlar iki yılda bir Genel Kurul düzenleyerek odaları yönetecek yönetim kurullarını belirlemektedirler. Bu gerekçeyle 28-29 Ocak 2006 tarihlerinde Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi‘nin 39. Dönem Genel Kurulu yapılmıştır. Genel Kurulumuza bizzat gelerek bizleri onurlandıran Valimiz Sayın Yavuz ERKMEN‘e Belediye Başkanına, Demokratik Kitle Örgütlerine, Meslektaşlarımıza, Yerel Basınımıza ve Zonguldak Kamuoyuna teşekkür ediyoruz. Genel kurulumuz süresince meslek odaları temsilcileri, sendika temsilcileri ve üyelerimiz söz alarak birer konuşma yapmışlardır.

            39. Dönem Genel Kurulumuz da yukarıda saydığımız ilkeler doğrultusunda çalışmalarını sürdürmek için toplanmış, oluşturulan divan ve belirlenmiş program takip edilerek katılan konukların istekleri doğrultusunda kendilerine söz hakkı verilmiştir. İfade özgürlüğü çerçevesinde yapılan bu konuşmalar ve ortaya atılan düşünceler Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi‘nin görüşlerini yansıtsın veya yansıtmasın, sunumları denetlemek, kısıtlamak veya engellemek hakkını, haklı olarak kendinde görmediği gibi, sunumun doğruluğunu veya yanlışlığını hukukun üstünlüğüne olan inancından dolayı kamuoyuna ve yargıya bırakıyor ve kürsüden konuşan konuşmacının düşüncelerinin kendisini bağladığını belirtmek istiyoruz.

            Program gereği misafirimiz olan kuruluş temsilcileri genel kurulumuza katkı koymak ve kendi pencerelerinden Zonguldak‘ın ve ülkemizin sorunlarını dile getirmek düşüncesiyle konuşmalar yapmak için divan tarafından kürsüye davet edilmişlerdir. Kabul edilmelidir ki konuşmacıların ifadeleri her ne kadar odamızı değil kendilerini bağlasa da Odamızın ve Şubemizin ilkeleri doğrultusunda tüm konuşmacıların ve dinleyicilerin ülke bütünlüğünü yaralayıcı tarzda ve yasal sınırların da dışına çıkmadan kürsümüzü özgürce kullanma hakları vardır. Hal böyle iken; Sağlık Emekçileri Sendikası Zonguldak Şubesi adına konuşma yapan Şube Sekreterinin ülkemizin içinde bulunduğu böyle bir hassas ortamda "Türkiye Halkları" gibi hassasiyetle karşılanması doğal olan sözcükleri sarf etmekteki özensizliği yakışık olmamış ve tepkiyle karşılanmıştır. Olayın devamında Sayın Valimizin Devletin en üst düzey temsilcisi olarak gösterdiği hassasiyet saygıyla karşılanmış fakat Sayın Valimizin Genel Kurul Divanının değerlendirmesini beklemeden Genel Kuruldan ayrılması da bizleri oldukça üzmüştür.

            Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi 1955 yılından bu yana yapılan tüm Genel Kurullarımızda bu haklar korunmuş ve hiçbir kişi veya kuruluş rencide edilmeden sağlıklı bir şekilde genel kurullarımız tamamlanmıştır. Bundan sonra da Genel Kurullarımız TMMOB‘nin Genel Kuruluna yakışır bir şekilde yukarıda çizdiğimiz ilkeler çerçevesinde sürdürülecektir.

            Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi 39. Dönem Yönetim Kurulu Görev Dağılımı:

            Başkan                        : Erdoğan KAYMAKÇI

            II. Başkan        : Yaşar UZUNKAVAKLI

            Yazman           : Rahmi ÜDER

            Sayman           : Hüsnü MEYDAN

            Üye                 : Levent USMAN

            Üye                 : Mehmet UYGUR

            Üye                 : A. Birol KASAPOĞLU şeklinde gerçekleşmiştir.

 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.        02.02.2006

 

 

 

Erdoğan KAYMAKÇI

TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

 

TÜRKİYE 15. KÖMÜR KONGRESİ

 

 

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak şubesi tarafından düzenlenen Türkiye 15. Kömür Kongresi 7 Haziran 2006 Çarşamba günü saat 10.00‘da TTK İş Güvenliği ve Eğitim Şube Müdürlüğü Konferans Salonunda başlamış, 9 Haziran 2006 Cuma günü saat 18.30‘da yapılan kapanış oturumuyla ve başarıyla bitirilmiştir. Konferans salonu yanında yer alan açık alana B10 kesitte demir bağlarla sergi salonu konuşlandırılmıştır. Sektörümüzün 20 seçkin firması burada, ürettikleri ürün ve hizmetleri kongre süresince katılımcılara tanıtmışlardır.

 

1978 yılından bu yana her iki yılda bir yapılmakta olan Kömür Kongrelerinin temel amaçları: Kömür madenciliği ve teknolojisiyle ilgili bilgili alışverişini sağlamak, gelişmelerin madencilik sektörümüzde yer almasını sağlamak, işçi sağlığı ve güvenliği konularının en üst düzeyde çalışma yaşamına geçmesini sağlamaktır. Ayrıca gündemde bütün yoğunluğu ile yer alan "Enerji" sorunu da ele alınmış; "Türkiye‘nin Enerji Gereksiniminde Kömürün Yeri ve Geleceği" başlıklı düzenlenen panel de ve sunulan bazı çağrılı bildirilerde "Enerji Sorunu" ile ilgili bir projeksiyon oluşturulmaya çalışılmıştır.

Türkiye 15 Kömür Kongresinde 34 adet teknik, 10 adet de çağrılı bildiri sunulmuştur. 388 delegenin katıldığı kongremizin açılışı davetli ve konuklarımızla birlikte enerjik bir şölene dönüşmüştür.

 

Kongrenin sosyal etkinlikleri kapsamında ise; Gökgöl Mağara gezisi, Üzülmez Kömür Eleme ve Yıkama Lavvar Tesisleri Gezisi ile şehrin tarihi, doğal ve kültürel zenginliğinin tanıtıldığı geziler düzenlenmiştir.

 

Kongremizin açılış oturumunda; Yürütme Kurulu Başkanı ve ZKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yadigar V. MÜFTÜOĞLU, Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Dr. Erdoğan KAYMAKÇI, Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet TORUN, TMMOB Başkanı Mehmet SOĞANCI, KESK-ESM Başkanı Kemal BULUT, Türk-İş Teşkilatlandırma Sekreteri ve GMİS Genel Başkanı Çetin ALTUN, ZKÜ Rektörü Prof. Dr. Bektaş AÇIKGÖZ, CHP Zonguldak Milletvekili Harun AKIN, DSP Genel Başkanı Zeki SEZER ve SHP Genel Başkanı Murat KARAYALÇIN söz alarak: küresel sermayenin tüm değerleri aşındırarak topyekün saldırıya geçtiğini, sosyal devlet anlayışının iflas ettiğinin ülke madenciliği ve Zonguldak taşkömürü madenciliğinin çökertilmek istendiğini, mevcut sorunların giderilemeyerek daha da derinleştiğini, işsizliğin giderek arttığını ve diğer birçok sorun hakkında düşüncelerini anlatmışlardır.  Ayrıca kongremizin açılışına; Vali Vekili Ahmet Ülkü AKTUĞ, Belediye Başkan Vekili Kemal CAMGÖZ, ZKÜ Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Vural EVREN, Baro Başkanı Av. Erol MEKİK, TTK Genel Müdür Yardımcısı Mustafa ŞİMŞEK, CHP Zonguldak Milletvekili Nadir SARAÇ, Saadet Partisi 20. Dönem Milletvekili Necmettin AYDIN, TMMOB Makine Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Atıf METE, Maden Mühendisleri Derneği Başkanı Çağlar ÖZTÜRK ile birçok Meslek ve Sivil Toplum Örgütlerinin Başkanları katılmışlardır. Açılış konuşmalarının ardından Maden Makinaları ve Donanım Sergisinin açılışı yapılmıştır.

 

  1. Gün : GMİS (Genel Maden İşçileri Sendikası)‘in Memurlar Derneğinde verdiği öğle yemeğinden sonra başlayan "Prof. Dr. Erdal ÜNAL Özel Oturumunda" teknik bildirilerin sunumu başlamıştır. TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu)‘nın yine Memurlar Derneğinde verdiği Kokteylle Kongremizin 1. günü sonlandırılmıştır.
  2. Gün: Sabah oturumunda teknik bildirilerin sunumuna devam edilmiştir. Aydın Linyitin verdiği öğle yemeğinden sonra; Maden Mühendisleri Odası Eski Başkanlarından Asım KUTLUATA‘nın yönettiği, Maden Mühendisleri Odasından Nejat TAMZOK‘un, TMMOB‘dan Oğuz TÜRKYILMAZ‘ın, Yurt Madenciliği Geliştirme Vakfı Başkanı Prof. Dr. Güven ÖNAL ve Elektrik Üretim A.Ş.‘den Muzaffer BAŞARAN‘ın konuşmacı olarak yer aldığı: "Türkiye Enerji Gereksiniminde Kömürün Yeri ve Geleceği" konulu bir panel gerçekleştirilmiştir. Panelde öne çıkan konular ise; Taşkömürünün metalurjik olduğu ve bu alanda üretim ve tüketim projeksiyonunun olması gerektiği, Dünyada kömürün öneminin giderek arttığı ve fiyatlarının da yükseldiği Ülkemizin yeterli kaynaklarından yeteri miktarda üretim ve tüketimin karşılanması gerektiği, bunun için gerekli yatırımların yapılarak politikaların belirlenmesi gerektiği, taşkömürü havzasında yapılan özelleştirmelerden bir an öce vazgeçilmesinin gerektiği, Kömür madenciliğinin kamu eliyle ve kamu yararına yapılması, MTA‘nın kurulma amacına bağlı olarak işlevleştirilerek etkin hale getirilmesi ve kömür rezervlerinin artırılması için çalışmalarına hız vermesinin sağlanması, Petrol ve Doğalgaz rezervlerinin hızla tükenmekte olduğu ve kömürün temiz yakma teknolojileri kullanılarak yakılması ile çevreye en az zarar ve yüksek yanma veriminin sağlanması, Enerjide bağımlılığın arttığı ve bunun mutlak suretle engellenmesi gerektiği, Alternatif ve çevre dostu enerji kaynaklarının hayata geçmesi için gerekli yatırım ve çalışmaların hayata geçirilmesi, nükleer santraller yerine nükleer teknolojinin geliştirilmesinin gerektiği ve benzer düşünceler katılımcılar ile paylaşılmış, tespitler yapılmıştır. Akşam Maden Mühendisleri Derneğinde Park- Holding‘in verdiği Kokteylle 2. gün sonlandırılmıştır.
  3. Gün: 2 salonda sunulan teknik bildirilerle kongre devam etmiş, saat 17.40 daki kapanış oturumuyla Türkiye 15. Kömür Kongresi Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, Zonguldak Şube Yönetim Kurulu, Kongre Yürütme Kurulu ve Komisyonlarda görev alan, arkadaşların yorgunluğuna karşın mutlu bir şekilde sona ermiştir. Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi olarak Merkez Oda Yönetim Kuruluna, Kongre Danışma ve Bilimsel Kuruluna, Kongre Yürütme Kuruluna, Komisyonlarda görev alan arkadaşlarımıza, kapanış oturumunda yaptığı konuşmada 16. Kongremize ışık tutacak olumlu öneri ve eleştiri için Sayın Hocamız Prof. Dr. Şinası ESKİKAYA‘ya Kongremize doğrudan katkıları nedeniyle; TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu) TKİ (Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu), MTA (Maden Tetkik ve Arama) Genel Müdürlüğü, GMİS (Genel Maden İşçileri Sendikası), Park Enerji, Deka ve Demir Madencilik, Demir Export, Hema Endüstri A.Ş. ve Aydın Linyit Madencilik A.Ş.‘ye Ayrıca; Delege göndererek, Reklam vererek ve Sergide yer alarak katkı koyan tüm firmalarımıza ve kongremizin açılışını onurlandıran, tüm meslek örgütleri ve odalarına, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilere ve son olarak da kongre kitabının basımı için verdikleri destekten ötürü TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu)‘a saygı ve teşekkürlerimizi sunar, kongremizde üretilen bilgilerin ve düşüncelerin kömür madenciliğimize ve Enerji sorunlarımıza ışık tutmasını ümit ederiz.

TMMOBMADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBESİ

15. Kömür Kongresi Açılış Konuşması

 

Sayın Konuklar, Sayın Delegeler, Saygıdeğer Meslektaşlarım, basınımızın güzide temsilcileri, sevgili öğrenciler;

 

TMMOB Maden Mühendisleri Odası olarak düzenlemiş olduğumuz 15. Kömür Kongresine hoş geldiniz diyor Odamız adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

 

Geçtiğimiz hafta içinde Balıkesir‘in Dursunbey ilçesinde faaliyet gösteren bir maden ocağında meydana gelen grizu faciası nedeniyle hayatını kaybeden maden emekçilerinin ve tüm maden emekçilerinin anıları önünde saygıyla eğiliyor, bir daha böyle kazaların yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınarak denetimlerden taviz verilmemesi konusunu ilgililerden talep ederek tüm madencilik camiasına başsağlığı diliyorum.

 

Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti‘ni hedef alan saldırıları lanetliyor ve amacına ulaşamayacağını bir kez daha belirtmek istiyorum.

 

Fazla zamanınızı almamak açısından konuşmamın ana temasını Zonguldak‘a ayırmak istiyor Sayın TMMOB başkanı ve oda başkanımızın genel sorunlara değineceğini düşünerek bu seçim nedeniyle beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.

 

Ülkemizde 1980‘lerden sonra ciddi şekilde uygulamaya konulan ve son zamanlarda mevcut hükümet tarafından hız kazandırılan özelleştirme politikaları KİT‘leri tümüyle devreden çıkarma özelliği kazanmış ve Cumhuriyet kazanımları olan kuruluşlarımız ister kar, isterse zarar etsin birer birer elden çıkarılarak bir avuç mutlu azınlığa hizmet eder hale sokulmuştur.

 

Küresel sermayenin egemenliğinin bir aracı olarak gündeme getirilen, odağında insana ve onun emeğine yer vermeyen ve "sosyal devlet anlayışı"ndan hızla uzaklaşan yasalar hayata geçirilerek tüm değerlerimiz, yurttaşların yararlanacağı varlıklar olmaktan çıkarılmakta satılabilir mal konumuna dönüştürülmektedir. Bu süreçte emek ve demokrasi güçlerinin istemleri ise hiçbir şekilde dikkate alınmamakta "her şeyi biz biliriz" edasıyla emekten yana tavır alanlara baskılar yapılmaktadır.

 

1980‘lerden itibaren küreselleşme adı altında yeni bir saldırıya uğrayan dünyamız çok zor günlerden geçmektedir. Uygulanan emek karşıtı ve emeği dışlayan politikalar bir avuç mutlu azınlığın direktifleriyle hayata geçirilmekte ve sonuçta milyonlarca insan işsiz bırakılarak sefalete itilmektedir. Kapitalizm içinde bulunduğu buhranın nedenini çalışanlara ve emekçilere yükleyerek bu kesimin hayatını zindan eden yasaları hayata geçirmektedir. Sosyal devlet anlayışı iflas etmiş tüccar devlet anlayışı hakim olmuştur. Emek en yüce değerdir anlayışının yerini "para her şeydir!!!" ilkesi almıştır.

 

Sayın konuklar, sayın delegeler;

 

Uygulanan bu politikalardan Zonguldak ve TTK‘da nasibini almış ve hızla inişe başlamışlardır.

 

Evet bir zamanlar ülkemizin bir numaralı ağır sanayi bölgesi olan, Cumhuriyet Türkiyesi‘nin kalkınmasında lokomotif görevi üstlenen üretim ve istihdam açısından önemli açıklar kapatan, her türlü yoksulluğa ve ağır koşullara rağmen üreten, geleceğe yönelik yatırımlarını yapan, bir kok ve iki demir-çelik fabrikasıyla ülkemizin kalkınmasına yön veren bu kent, geçmişin ağır sanayi kenti, bugün geldiği noktada her türlü politik müdahaleye açık idari yapısıyla gittikçe küçülmüş göç alan bir kent durumundan göç veren bir kent görünümüne bürünmüştür.

 

2004 yılının ikinci yarısından itibaren de "maden kanunu" kapsamına alınarak bir anlamda son darbe vurulmuştur. Bu tarihten sonra Kurumun kendisinin yaparak uzmanlaştığı işlerde dahi hizmet alımına gidilmesinin yolu açılmış ve kurum hem hazırlık, hem kömür yıkama işlerini devretmiş ve yakın gelecekte de üretim işlerini devretmenin yollarını aramaktadır.

 

Ülkemizin içinde bulunduğu durumun ilginç bir göstergesi de Kuruma alınacak 1120 kişilik bir kadro için yaklaşık 42 bin gencin sıraya girmesi, ki sadece Zonguldak yöreliler olması koşuluyla, oldukça düşündürücüdür. Ülkemizde işsizliğin geldiği durumu gösteren çarpıcı ve üzerinde ciddi bir şekilde düşünülmesi gereken bir rakamdır. Hem de dünyanın en zor mesleklerinden birisi olan yeraltı kömür madenciliği için.

 

Sayın konuklar, sayın delegeler,

 

İlki 1978 yılında düzenlenen kömür kongrelerinin bugün 15.sini bu şartlar altında gerçekleştiriyoruz ve aradan çeyrek asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen mevcut sorunlarımız çözüleceği yerde daha da katlanarak ve derinleşerek devam etmiş ve bugünlere gelinmiştir.

 

Sayın konuklar, sayın delegeler;

 

Kongreyi isimlendiren kömür varlığımızı en iyi biçimde değerlendirmenin yolları bellidir. Odamız bu konudaki görüşlerini çeşitli vesilelerle kamuoyuna defalarca aktarmış ve çözüm yollarını önermiştir. Kurumun KİT yapısının korunarak varlığını sürdürmesi küçülmeyi değil büyümeyi hedefleyerek üretim ve verimliliğin arttırılması ve maliyetlerin makul seviyelere çekilmesi mümkündür.

 

Sözlerimi bitirirken uzak olmayan bir gelecekte havzada kamu yararına önemli dönüşümlerin görüleceği umudumu belirtmek isterim.

 

Türkiye 15. Kömür Kongresinin gerçekleşmesinde

başta Türkiye Taşkömürü Kurumu olmak üzere katkıda bulunan tüm kişi, kuruluş ve firmalara, katılarak bizleri onurlandıran siz çok değerli konuklarımıza, Kongre Yürütme, Danışma ve Bilimsel Kuruluna, oturum yöneticileri ve bildiri sahiplerine, komisyonlarda büyük bir özveriyle görev yapan sevgili meslektaşlarıma, güzide basınımıza, Kongre salonumuzun onarımına emek veren TTK mensuplarına, kongre delegelerimize, üniversite ve bilim çevremize ve sevgili öğrencilerimize odamız adına teşekkürü bir borç bilir, kongremizin ülkemiz enerji politikaları ve kömür madenciliğimize ışık tutmasını dilerim.

 

Erdoğan KAYMAKÇI

Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

15. Kömür Kongresi Sonuç Bildirgesi

 

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi tarafından 1978 yılından bu yana 2 yılda bir düzenlenen Türkiye Kömür Kongreleri‘nin 15‘incisi 7-9.Haziran.2006 tarihleri arasında TTK İş Güvenliği ve Eğitim Şube Müdürlüğü Konferans Salonları‘nda gerçekleştirilmiştir. 388 delegenin katıldığı kongremizde 34 adet teknik, 10 adet çağrılı bildiri sunulmuştur. 20 firmanın katıldığı "Maden Makinaları ve Donanımı" sergisi de kongre süresince açık kalmıştır. Kongrenin 2. günü "Türkiye‘nin Enerji Gereksiniminde Kömürün Yeri ve Geleceği" başlığı altında bir panel gerçekleştirilmiştir.

 

Kongrenin açılış oturumunda, sunumu yapılan bildirilerde ve panelde, gerek konuşmacılar gerekse katılımcılar tarafından dile getirilen görüşler ve tespitler özetle aşağıda sunulmuştur.

 

1) Geçtiğimiz günlerde Balıkesir-Dursunbey‘de meydana gelen kaza sonucunda yaşamını yitiren 17 madenci şehidimizi saygıyla anıyor, yakınlarına başsağlığı diliyor, yaralı madencilerimizin de en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz.  

 

Bu son kazanın da gösterdiği gibi, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu madencilik iş kolunda  yaşamsal bir önem taşımaktadır. İş kazaları, uzun yıllarda oluşan bilgi birikimi, kurumsal yapı, teçhizat, denetim ve eğitim etkenlerinin bir araya gelmesi ile en aza indirilebilir. Madencilik sektörünün yalnızca kâr-zarar mantığı ile değerlendirilmesi ne yazık ki önümüzdeki yıllarda da benzer kazaların yaşanılmasını kaçınılmaz kılacaktır.

 

2) Ülkemizin tek koklaşabilir nitelikte taşkömürü üreticisi olan Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nun üretimi, 1980‘li yıllardan bu tarafa düşmeye devam etmektedir. Yıllık 2 milyon ton‘un altında seyreden üretim miktarı ve ürün kalitesi açısından demir-çeliklerle olan bağı sembolik düzeye indirilmiş olan Kurum, büyük oranda Çatalağzı Termik Santrali‘ne yönelik üretim yapar hale gelmiştir.

 

3) Dünya piyasalarında taşkömürü fiyatları 150 $/ton civarında seyretmekte olup, önümüzdeki yıllarda bu fiyatların artmaya devam edeceği öngörülmektedir. Ülkemiz demir-çelik sektörünün ihtiyacı olan koklaşabilir kömür ihtiyacı için her yıl yurt dışına yaklaşık 750 Milyon $ ödemektedir. Gerekli yatırımların yapılması ve önlemlerin alınması durumunda demir-çelik sektörümüzün taş kömür ihtiyacı büyük oranda TTK tarafından karşılanabilir.

 

4) TTK‘nın Maden Kanunu kapsamına alınması sonrasında Enerji Bakanı ve Kurum yöneticileri tarafından kamuoyuna açıklanan 10 milyon ton üretim ve ilave 10.000 işçi istihdamı konularında, geçen süre içerisinde ciddi hiçbir gelişme olmadığı gibi proje çalışmasının yapılmadığı da görülmektedir. Bugünlerde gündemde olan, Kurum‘a 1.120 işçi alımının beklenen üretim artışını sağlamayacağı görüşü hakimdir. Ancak yaklaşık 45.000 işsizin başvurusu, bölgemiz ve ülkemizdeki işsizlik sorununun boyutunun nereye vardığını göstermesi bakımından çarpıcıdır.

 

5) Gerek iş olanakları yaratması, gerekse daha verimli çalışacağı iddiaları ile özel sektöre açılan sahalar ile lavvar işletmeciliği ve galeri ilerlemeleri havza madenciliğini ortadan kaldırmıştır. Bu durum, 100 yıl önceki kumpanyalar dönemi görüntülerini anımsatmaktadır. İş Kanunu‘na aykırı olarak, hizmet alımı şeklinde yürütülmekte olan Kurum‘un asli işlerinde istenilen verim elde edilememiş olmasına rağmen, kazı işlerinin de hizmet alımına açılması havzaya yönelik politikalarda bir değişiklik olmadığının göstergesidir.

 

6) Ülkemizin bilinen taşkömürü rezervi 1,3 milyar ton, linyit rezervi ise 8,5 milyar ton‘dur. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü‘nün kuruluş amacına yönelik olarak, yeni teknolojilerle donatılması sağlanmalı, kömür rezervlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara hız verilmelidir.

 

7) Dünyada petrol ve doğalgaz fiyatları hızla artmaktadır. Rezerv ve fiyat avantajları nedeniyle elektrik üretiminde kömür en önemli seçenek olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenlerle önümüzdeki yıllarda kömüre bağlı enerji üretimi artacak, dolayısıyla dünya kömür üretimi de buna paralel olarak artmak zorunda kalacaktır. Bu süreçte kömürlerimizden en üst düzeyde verim alınmasını sağlayacak çevreye duyarlı yeni yakma teknolojilerinin kullanılması önem kazanmaktadır.

 

8) Ülkemizde enerji üretimi %55-60 oranında dışa bağımlıdır. İthal edilen doğalgazın %65‘i elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Bu kullanımın, ülkemizin elektrik üretimi içerisindeki payı %40‘ın üstündedir. Doğalgaz üreticisi ülkelerde bile görülmeyen bu oranlar süratle düşürülmeli, öncelikle kömür ve diğer yerli kaynakların kullanımı artırılarak, ülkemizin dışa bağımlılığı, çıkabilecek muhtemel krizleri önleyecek ölçülere getirilmelidir.

 

9) Ülkemizde linyit üretimi ve termik santrallardan enerji üretimi Elektrik Üretimi A.Ş. ve Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından yürütülmektedir. Birbirinden bağımsız olarak çalışan bu kurumlar birleştirilerek üretim ve yatırım planlamaları tek elden yapılmalıdır.

 

10) Enerji Piyasası Kanunu‘na dayanarak, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kamunun enerji yatırımı yapmasına olanak tanımamaktadır. Enerji bir kamu hizmetidir. Sürdürülebilir kalkınmanın ve arz güvenliğinin sağlanması için enerji planlaması, yatırımı ve üretiminin kamu tarafından yapılmasının önündeki yasal engeller ortadan kaldırılmalıdır.

 

11) OECD Uluslararası Enerji Ajansı‘nın 2005 yılı Türkiye Gözden Geçirme Raporu‘nda yer alan, ülkemize dayatılan enerji politikaları doğrultusunda "... Elektrik sektörünün tüm liberalleşme sürecine zarar verecek uygulamalardan uzak durulması..." yönündeki uyarısı, bu alanın uluslararası sermayeye terk edilmesi niyetini ortaya koymaktadır.

 

12) Elektrik üretiminde yerli kaynaklarımızın potansiyeli tam olarak değerlendirilmeden, toplam elektrik üretimine %4-5 oranında katkı sağlaması öngörülen nükleer santral projelerinin gündeme alınmaması gerekmektedir.

 

Ülkemizin geneldeki ve madencilik sektöründeki sorunlarının çözülebilmesi, ancak bilime ve demokrasiye inanan siyasi iradenin oluşması ile olanaklı olabilir. Bundan önce gerçekleştirilen 14 adet Kömür Kongresi‘nde ve benzer organizasyonlarda ortaya konan görüş ve önerilerin yeterince değerlendirilmemiş olması, sözü edilen siyasi iradenin oluşturulamamış olmasının önemli bir göstergesidir. Dileğimiz, bu kongrede üretilen görüş ve düşüncelerin, muhatapları tarafından yeterince değerlendirilerek hayata geçirilmesidir.

 

Kongremizin en önemli ürünlerinden biri de Haziran 2006 itibariyle Ülkemiz kömür madenciliğinin eksiksiz bir resmini ortaya koymuş olmasıdır. 

 

Son olarak, Kongremiz ile doğrudan ilişkili olduğunu düşündüğümüz Enerji Bakanlığı yetkilileri, iktidar partisine mensup yöremiz milletvekilleri ve ilimizin bazı yetkililerinin kongremize katılmamaları son derece üzücü ve düşündürücüdür.

 

Kongrenin gerçekleşmesinde katkıları olan tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür eder, kamuoyuna saygıyla duyururuz.   

Kongre Yürütme Kurulu

  

3 Mart Kozlu Kazası

BASINA VE KAMUOYUNA

 

 

Bugün; 3 Mart 1992‘yılında TTK Kozlu Müessesesinde meydana gelen grizu faciasının 14. yıldönümüdür. Bu büyük faciada 263 madencimiz şehit olmuştur. Simgeleşen bu günle tüm maden şehitlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

 

Bilindiği gibi madencilik iş kolu, özellikle yeraltı madenciliği çalışma ortamının en ağır, en zor ve en riskli olan iş kollarının başında gelmektedir. Dolayısıyla madencilik sektöründe iş sağlığı ve güvenliği konularında alınacak önlemler, yapılacak yatırımlar çalışanlar için son derece önemlidir. İş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli ve etkin önlemler alınması ve gerekli alt yapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi halinde iş kazalarının azalacağı somut bir gerçektir.

 

Devletin iş yerlerinde sağlık ve güvenlik koşullarını sağlama görevi "sosyal devlet" kavramı niteliğinden kaynaklanmaktadır. Bu kavram yitirilir ve bu kavramla doğrudan bağlantılı olan iş güvenliği bilinci oluşturulmaz, denetimler yetersiz kalır ve cezaların caydırıcılığı olmazsa; iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili olarak oluşturulan yasalar ve ilgili yönetmelikler ne kadar iyi düzenlenmiş olurlarsa olsunlar kağıt üzerinde kalmaktan öte bir işe yaramazlar.

 

Yaşadığımız süreçte küreselleşme, yenidünya düzeni ve liberalleşme politikaları hayatımızın içindedir. IMF, Dünya bankası gibi kuruluşların yönlendirmesiyle hayatımıza giren özelleştirme politikaları ve bu politikalarla bağlantılı ulus ötesi şirketler ve sermaye  insana ait tüm değerleri yok etmektedir. Ülkemizin en önemli kalkınma ayakları olan KİT‘ler; 20-30 yıllık bir süre boyunca aşağılanmış ve sanki bilinçli bir şekilde zarar etmeleri de sağlanarak bir işe yaramadıkları, toplumun sırtında kambur oldukları öne sürülmüş ve yarattığı istihdam, kamusal fayda gibi değerler yok gösterilerek yerli, yabancı sermayenin kucağına itilmiştir. Kısacası Cumhuriyetimizle birlikte gelişen bu kurumlarımızın kurumsal yapıları darmadağın edilerek her türlü istismara ve iş kazalarına açık hale getirilmiştir.

 

Sektörde 1990‘larda başlayan özelleştirme uygulamaları sonucu yaşanan olumsuzluklar iş kazalarıyla karşımıza çıkmaktadır. Maden işletmeciliği yapacak kişi ve kuruluşlara, teknik ve mali açıdan yeterli olup olmadıklarına bakılmaksızın, işletmecilik hakkının verilmesinin iş kazaları sayısını arttıracağı yadsınamaz bir gerçektir. Çağdaş işletmecilik anlayışında "bilgi" üretimin ve işçi sağlığı-iş güvenliği kavramının vazgeçilmez bir girdisidir. Yapılan özelleştirme çalışmalarında bilimsel ve teknik temeller dikkate alınmamış, sektörün gelişmesine yönelik parametreler göz ardı edilmiştir. Madencilik sektörü ilk yatırım masrafları yüksek ve riskli bir sektördür. Zonguldak kömür havzası jeolojik yapısı itibariyle ve içerdiği riskler nedeniyle özellik arz etmekte ve bu nedenle de böyle işyerlerinde bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim de zorunlu hale gelmektedir. İş sağlığı ve iş güvenliği planlamalarından uzak üretim projeleri, giderilmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilmektedir.

 

Havzamızda uygulanan rödövans işletmeciliğine işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından bakıldığında yetersiz olduğu görülmektedir. Geçen süre içerisinde söz konusu bu işletmelerde bir kurtarma istasyonu bile kurulamamış; Türkiye genelinde olduğu gibi Zonguldak‘ta da meydana gelen iş kazalarına; Kurumun, her türlü teçhizata sahip, bilgili, deneyimli ve konusunda uzman kurtarma ekipleri müdahale etmektedir. Maden iş kolunda faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarındaki işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili yatırımların, denetimlerin, her türlü planlama ve organizasyonun özel sektörün çok önünde olduğu bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle yeraltı madenciliğinde uzmanlaşmış olan kurumlar aracılığıyla madenciliğin sürdürülmesi yadsınamaz bir gerçektir.

 

Kurumsal yapısının bu kadar bozulmasına rağmen TTK‘yı, yani kamu adına madenciliği savunmak zorundayız. Savunmak zorundayız çünkü TTK‘nın ve Zonguldak‘ın geleceği ile ülke madenciliğinin ve dolayısıyla mesleğimizin arasında hayati öneme sahip bir kader birliği vardır.

 

3 Mart 1992‘de Kozlu‘da ve diğer iş kazalarında hayatlarını yitiren tüm emekçileri saygıyla anıyor, tüm emekçilere iş kazalarının olmadığı mutlu bir yaşam diliyoruz.

 

Zonguldak Halkına ve kamuoyuna saygılarımızla duyurulur...

 

Erdoğan KAYMAKÇI

Demokrasi Platformu

 

1 Mayıs 

Değerli Zonguldak‘lı emekçi kardeşlerim; bu ülkenin aydınlık yürekli insanları, üreten emekçileri, yiğit ve onurlu insanları; hoş geldiniz...İşçiler, kamu çalışanları, yüreği emekten ve insanlıktan yana atanlar, hoş geldiniz...

 

İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin uluslar arası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan ve en geniş katılımlarla tüm dünyada kutlanan bu günde meydanlardayız. Zonguldak demokrasi platformunu oluşturan emek ve meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler adına bayramınızı kutluyorum. Biliyorsunuz bugün aynı zamanda 1 Mayıs 1977 de taksim katliamının 30. Yıldönümü. 30 yıl önce bugün taksim meydanı‘nda, üzerlerinde oynanan oyundan habersiz, bir hukuk devletinde yaşadıklarına duydukları inanç ve güvenle, kaygı duymadan bir bayram sevinci yaşarken yaşamlarını yitiren 36 yurttaşımıza, yakınlarına ve işçi sınıfına, demokrasi adına toplum olarak borçluyuz.

Arkadaşlarımızdan bir kısmı şu anda oradalar. 1 Mayıs 1977 kutlamalarında yaşamını yitirenleri anmak ve yarım bırakılan 1 Mayıs kutlamalarını tamamlamak amacıyla oradalar. Kendilerini buradan destekliyoruz. Fakat kendilerine alana girmeleri için izin verilmemiştir. Arkadaşlarımız 1 Mayıs toplanma alanı olan İnönü Stadyumu önlerine geldiklerinde binlerce çevik polis tarafından durdurularak saldırıya uğramış, dövülerek gözaltına alınmışlardır. Ankara ve çevre illerden gelen emekçiler de saldırılardan nasiplerini almışlardır. Gebze ve Kocaeli‘nden İstanbul‘a giden otobüsler saldırıya uğramış, camlar kırılarak otobüslerin içine gaz bombaları atılmıştır. İstanbul‘a girişler yasaklanmış, gelenler geri dönmeye zorlanmıştır. Taksim‘e tüm girişler kapatılmıştır. İşlerine giden sıradan vatandaşlar bile tartaklanmış, gözaltına alınmıştır. Ülkemizi daha fazla gerginliğe sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur. Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, 1 Mayıs anma etkinliklerinin barış ve huzur içinde gerçekleştirilmesi için hükümet sağduyulu davranmalıdır. Taksim meydanı gericilerin ve ırkçıların eylemlerine ev sahipliği ediyorsa, işçi sınıfına ve emekçilere de açılmalıdır.

1 Mayıs kutlamalarında hayatlarını kaybedenleri saygıyla anarken; toplumsal hassasiyetlerin tepe noktalarında yaşadığımız günümüz koşullarında;

1 Mayıs‘ın dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi işçi ve emekçi sınıfının bayramı olarak TBMM‘den ilan edilmesini

1 Mayıs 1977 suçlularının ortaya çıkarılması ve yargılanması için TBMM araştırma komisyonu‘nun kurulmasını talep ediyoruz.

Bu taleplerimizin gerçekleşmesi, toplumumuzun büyük bir çoğunluğu tarafından olumlu karşılanacak ve bugüne kadar gerginlik yaratan ve tabu olan bir sorun çözümlenmiş olacaktır. Evet 1 Mayıs bu görev ve sorumluluk duygusuyla emek hareketinin uluslar arası birlik, dayanışma ve direniş günü olarak en geniş katılımla başta "Taksim" olmak üzere yurdumuzun dört bir yanında kutlanmaktadır.

 

Sevgili Zonguldak‘lılar bu alanlar sizlerle özgürleşiyor. Şimdi buna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bugün dünyada sermayenin küresel saldırısı iki yönlü işletiliyor. Birincisi sermayenin hareket alanını genişletmek için devlet yapılarının yeniden düzenlenmesi, ikincisi bu düzenlemeyi yapmayan ülkelere açık saldırı. Irak ve Türkiye bugün bu işleyişin iki örneğidir. ABD, Irak‘ta açık işgalle küreselleşme sürecini işletirken, Türkiye yeni yasal düzenlemelerle sisteme dahil ediliyor, emeğin aleyhine yasalar çıkarılıyor.

 

Sevgili arkadaşlar bizler biliyoruz ki; IMF ve dünya bankası programları emeğin, çalışanın, emekçinin, yoksulun ve bu ülkenin halkının programı değildir. Bu program özelleştirmelerin, soygunun, talanın, sermayenin programıdır. Bu iktidarın uygulamaları emekçiye, asgari ücretle çalışana, emekliye, işsize, esnafa ve köylüye karşı olan uygulamalardır. Bu iktidar sistem mağdurlarının sayısını artırmaktadır. Bu iktidarın "reform" adı altında uyguladığı programlar insanımızın geleceğini karartan, yoksulluğun içine iten programlardır.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle ülkemiz zor, sıkıntılı, sancılı ve gergin bir süreçten geçmektedir. Evet, Cumhurbaşkanı Anayasa‘da yazılı olduğu biçimiyle TBMM‘de seçilecektir. Oysa "cumhur"un yani "halk"ın başkanını seçecek parlamentonun yapısı, temsil özürlüdür. AKP toplam seçmenin %25‘inin oyuyla parlamentoda %65 çoğunluk sağlamıştır. AKP bu antidemokratik temsile dayanarak cumhurbaşkanını tek başına dayatarak seçmek istemektedir. Bu süreçte bütün toplum Başbakanın ağzından çıkacak Cumhurbaşkanı adayının adını beklemiş ve bunun da adı "milli irade" olmuştur!!! Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinden yana olan sivil toplum; ABD patentli büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı olmakla övünen AKP‘ nin fırsattan istifade ederek ve 4,5 yıllık yıpranmışlığına bakmadan Cumhurbaşkanlığını da ele geçirerek gözü kara bir şekilde dinci kadrolaşmayı tamamlama oyununu bozmuş, 14 ve 29 Nisan‘da meydanlara inerek cumhuriyet tarihinin en büyük mitinglerini gerçekleştirmiştir. Evet bizler neoliberalizme, gericiliğe ve ırkçılığa karşı olan, emekten ve halktan yana tavır alacak ve devrim yasalarına saygılı bir Cumhurbaşkanı istiyoruz. Bundan sonra yapılması gereken şey halkın sesine kulak verilerek; tek adam sultasına dayanan siyasi partiler yasasının ve seçim yasasının değiştirilmesi, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olmayan %10‘luk seçim barajının kaldırılarak halkın tüm kesimlerinin temsil edilebileceği seçime gidilmesidir.

 

Yıllardır ülkemizi yönetenlerin yanlış politikaları, bizleri içinden çıkılmaz bir kriz döngüsünün içine attı. Uluslararası sermayenin neo-liberal politikalarını baş tacı yapanlar ekonomik krizlerin asıl mimarlarıdır. Yıllarca ülkenin zenginliklerini haraç mezat satanların, ülkeyi hortumculara ve soygunculara peşkeş çekenlerin krizlerin faturasını emekçilere ödetmeye hakkı yoktur. Açığı yaratan özelleştirmeci zihniyetin ekonomi politikalarının ta kendisidir.

 

Ülkemiz 1980‘lerden itibaren insanlarımızı işsiz bırakmaktan, yoksulluk ve yolsuzluk üretmekten başka bir işe yaramayan özelleştirme politikalarına maruz kalmıştır. AKP iktidarında ise bu politikalar şahikasını yaşamaktadır. Kamunun zenginliklerini satarak başladıkları özelleştirmelerde sıra kamunun toptan tasfiyesine gelmiştir. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi en temel kamusal hizmetler birer birer piyasaya açılarak bu alanlarda yıkım politikaları uygulanmaya çalışılmaktadır.

 

Ülkemizin çeşitli yerlerinde ana-babalar çocuklarını gönderecek okul bulamazken, derslere girecek öğretmen bulunamazken, hükümet eğitim alanında tek bir yatırım yapmamaktadır. Özellikle yoksul kesimler en temel sağlık hizmetlerine bile ulaşamazken, hükümet sağlığı paralı hale getirmeyi ve sağlık ocaklarını kapatmayı yegane sağlık politikası olarak görmektedir. Üstelik reform adı altında milyonlarca insan sosyal güvenlik kapsamı dışına itilerek güvencesizliğe ve geleceksizliğe mahkum edilmektedir. Toplumsal yaşamı temellerinden sarsan sosyal krizi yaratan neden, yıllardır hükümetler değişse de aynı kalan IMF buyruğu ekonomi politikalarıdır.

 

Uluslar arası sermayenin tüm emirlerini yerine getiren hükümetlerin ve AKP iktidarının kulakları emekçi halkın taleplerine daima kapalı olmuştur. Darbe mirası 12 Eylül hukuku en temel demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılmasına bile engeldir. Yıllarca emeğinin karşılığını alma mücadelesi veren emekçileri, öğrenim hakkına ve üniversitesine sahip çıkmaya çalışan öğrencileri, her alanda ayrımsız eşitlik isteyen kadınları, Ülkemiz coğrafyasının tüm renkleriyle, tüm kültürleriyle bir arada kardeşçe yaşamasını isteyenleri yasa zoruyla, polis şiddetiyle bastıranlar, ülkeyi içine sürükledikleri krizlerin hesabını vermekten korkmaktadırlar

 

Yıllardır faili meçhullerle, politik cinayetlerle, yargısız infazlarla ve en son olarak linç girişimleriyle devam eden hukuksuzluk 12 Eylül hukukunun ikiz kardeşidir. Hayatlarımızı birer karabasana çevirmeye çalışanlara izin vermeyeceğiz. Ölüme karşı yaşamı, sömürüye karşı emeği savunmaktan hiçbir zaman geri durmayacağız. Barıştan, adaletten, özgürlüklerden, demokrasiden,  kardeşlikten yana sesimizi bir an olsun kısmayacağız

 

30. Yılında 1977 1 Mayıs katliamının sorumluları açığa çıkarılmadan, Maraş‘ın, ÇOrum‘un sorumluları bulunmadan, 12 eylül darbecileri yargılanmadan, politik cinayetler aydınlığa kavuşturulmadan, çetelerin kirli ilişkileri dağıtılmadan, yoksulluk ve yolsuzluğa son verilmeden gerçek bir demokrasiden söz edilmesi imkansızdır.

 

Sevgili emekçi kardeşlerim; biliyorsunuz, Zonguldak ülkemizin tek taşkömür havzasıdır. Yıllarca bu ülkenin kalkınmasına yön vermiş, lokomotif olmuş bir kenttir. Geçmişte istihdam için göç alan bu kent şimdi uygulanan madencilik politikaları nedeniyle göç vermekte, gittikçe küçülmektedir. Türkiye taşkömürü kurumunda uygulanan özelleştirme politikalarının bu olumsuz süreci yaşamamızda büyük rolü vardır. Kurum yapmakla zorunlu olduğu varoluş nedeni olan asli işlerini bile özel sektöre devretmektedir. Geçmişte hazırlıklarını özel sektöre gördüren TTK şimdi üretim işlerini de özel sektöre havale etmektedir. Böylece ülkemiz madencilik kuruluşlarındaki mevcut birikim reddedilerek, madencilik üretimleri yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi ve kuruluşlara bırakılmakta, bu yapılırken diğer yandan kamusal denetimin iyice gevşetilmesi kazaların kaçınılmaz olmasına neden olmaktadır. Önümüzdeki günlerde TTK Kozlu Müessesesi Çakmakkaya-Kılıçlar ocağındaki kömür üretim işinin hizmet alımı yöntemiyle özel sektöre devredileceği bir süreç yaşanacaktır. İlk iki ihalede başvuru olmadığı için şartnamede daha cazip hale getirilen bir değişiklikle 21 Mayıs 2007 tarihinde bir ihale daha yapılacaktır. İhale gerçekleşirse bu durum iş sağlığı ve güvenliği konularında sakıncalar yaratacak, çalışanların huzur ve güvenini de bozacaktır. Bu uygulamalar kamu işletmeciliği ve havza bütünlüğünü yok edecektir. Bu aynı zamanda Zonguldak‘ın da yok edilmesi demektir. Kurum; asli görevi olan kömür üretimi, hazırlık ve kömür yıkama işlerini kendisi yapmalı ve bu amaçla yer altı işçi açığını acilen gidermelidir.

 

AKP iktidarı IMF güdümlü neoliberal politikalara teslim oldukça, emekçilerin taleplerini bastırabilmek için zorbalığını da arttırmaktadır. Artık kaybedenin hep emekçiler olduğu bu oyunu bozmanın vakti gelmiştir. Bu ülkenin emekçilerinin taleplerini IMF‘nin buyruklarının önüne geçirmenin tam zamanıdır.

 

Bu ülkenin emekçileri;

 

  • Savaş, işgal ve ölüm,

  • Yoksulluk ve yolsuzluk,

  • Gerici, ırkçı şoven politikalar,

  • Kölelik yasaları, hak gaspları,

  • Sözleşmeli, iş güvencesiz, sosyal hakları olmayan çalışma yaşamı,

  • Esnek ve kuralsız çalışma,

  • İşyeri huzurunu bozan ayrıcalıklı-ayrımcı politikalar,

  • Cinsiyetler arasında eşitsizlikler,

  • Performansa dayalı ücretlendirme,

  • Emekçileri birbirine düşüren rekabet yasaları, istemiyor...

 

Bizler; düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasını, halkların eşit, özgür, demokratik bir Türkiye‘de bir arada yaşamasını, haklarımızın ve özgürlüklerimizin güvence altına alınmasını, toplu sözleşmeli, grevli sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanmak istiyoruz.

 

1 Mayıs bugüne dek, sermayenin sömürücülüğüne karşı, emeğin; savaş çığırtkanlığına karşı barışın; baskılara karşı özgürlüğü; düşmanlığa karşı kardeşliğin; kâr hırsına karşı sosyal adaletin; yobazlığa, gericiliğe karşı aydınlığın; teksesliliğe karşı kültürel çeşitliliğin sesi olmuştur.

 

Sözlerimi Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu‘nun yayımladığı 1 Mayıs 2007 manifestosunda yer alan cümlelerle bitirmek istiyorum.

 

"dünyanın her köşesinde 1 mayıs için bir araya gelen çalışanlar, sendikal hareketin büyük başarılarını kutlayınız; hak, eşitlik ve insan onuru mücadelesine bugüne kadar çok şey vermiş olanları hatırlayınız...her türlü baskı ve sömürüye karşıyız; yoksulluk, ayrımcılık ve umutsuzluktan medet umanlara karşı mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız. İşçi hakları, insan hakları ihlal edilen tüm kadınların ve erkeklerin yanındayız ve tüm imkanlarımızla onların yardımına koşmaya hazırız. Başkalarının sefaletinden kendilerine pay çıkaranları lanetliyoruz ve doymak bilmez sermaye çevrelerinin açgözlü hırsına karşı yürüttüğümüz savaşı daha ilerilere taşıyacağız. Herkesin barış ve güvenlik içinde, terör, savaş ve yıkım tehditlerinden uzakta yaşayacağı bir dünya için mücadelemizi sürdüreceğiz."

 

Yaşasın emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü

Yaşasın 1 Mayıs.      1Mayıs 2007, Zonguldak

 

Erdoğan Kaymakçı

Zonguldak Demokrasi Platformu

 

 

  

Cumhuriyet Gazetesine Saldırı

 

Cumhuriyet Vakfı adına Sayın İlhan Selçuk;

 

Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti üzerinde oynanan oyunlara karşı basının yüz akı olarak hiç çekinmeden ve yüksünmeden kararlı bir şekilde mücadele eden Cumhuriyet Gazetesi‘ne yapılan saldırıları, ülkemizin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğine sahip çıkan tüm yurttaşlarına yapılan bir saldırı olarak görüyor ve verdiğiniz bu onurlu mücadelede sizlerin yanınızda olduğumuzu içtenlikle belirtmek istiyoruz.

 

Yapılan bu saldırıyı nefretle kınıyor, faillerinin bir an önce yakalanıp hak ettikleri cezaya çarptırılmalarını ilgililerden talep ederek tüm Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarına ve yöneticilerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

 

Saygılarımızla...

12 Mayıs 2006, Zonguldak

 

Zonguldak Demokrasi Platformu adına

Erdoğan KAYMAKÇI

 

 

  

  

Danıştay‘a  saldırı

  

Bu Saldırı Demokrasiye, Laikliğe, Yargı ve Yargıç Bağımsızlığına Karşı Yapılmış Bir Saldırıdır.

  

17 Mayıs günü, yani dün sabah saatlerinde Danıştay 2. Dairesi toplantı halinde iken yapılan hain saldırı sonucu kurul üyesi Mustafa Yücel ÖZBİLGİN hayatını yitirmiş, başkan ve üç üye de yaralanmıştır.

Bir süredir ülkemizde demokratik kuruluşlara, basın yayın organlarına, anayasal kurumlara karşı sözlü ve fiili saldırıların arttığı, silahlı saldırıya dönüştüğü görülmektedir. Ülkemiz bir kaos, şiddet ve çatışma ortamına doğru çekilmek istenmektedir. Toplum kutuplaştırılmaya, parçalanmaya çalışılmaktadır.

Danıştay 2. Dairesine yapılan saldırı tesadüfi ve münferit bir olay olmayıp, planlı sürecin bir halkasıdır. Dün Cumhuriyet Gazetesi‘ne, bugün Danıştay‘a saldıranlar bu karanlık tertipleri yapan aynı zihniyetin ürünüdürler.

Bu saldırının Danıştay 2. Dairesine yapılmış olması da, bu Dairenin kararları ile özellikle bu Dairenin bir kısım "basın" organı tarafından hedef haline getirilmesinden kaynaklanmaktadır. Yüksek yargı organlarının son dönemde yıpratılmasının da bu saldırıyı düzenleyenleri cesaretlendirdiği görüşündeyiz. Mesai saatleri içinde Devletin en yüksek yargı organlarından birinin Dairesinin tüm üyelerine karşı saldırı yapılmasında cesaretin ve gücün nereden alındığının düşünülmesi gerekmektedir.

Bu saldırı ile başta anayasal düzen olmak üzere, demokrasi, insan hakları, laiklik, yargı ve yargıç bağımsızlığı hedef alınmıştır. Bu eylemle toplumun tüm katmanları sindirilmeye ve şiddetin egemen olduğu bir ortam yaratılmaya çalışılmaktadır.

Başta siyasal iktidar olmak üzere herkes kendi özeleştirisini yaparak anayasal yetki ve sorumluluklarını yerine getirmelidir. Kamu düzenini sağlamakla görevli devletin tüm sorumlu, yetkili kişi ve makamlardan bu olayı en ince ayrıntılarına kadar soruşturarak, saldırının arka planını açığa çıkartılmasını bekliyoruz. Bu sağlanmadığı takdirde yeni saldırıların önüne geçilemeyecek, ülkemiz bir kaos ve kamplaşma ortamına hızla sürüklenecektir.

Bu saldırı aynı zamanda yargıcı, savcısı ve avukatıyla yargının tüm unsurlarına yapılmış bir saldırıdır.

Hukuk devleti olmanın gereği; devletin hukuka ve hukukun üstünlüğüne dayanmasıdır. Siyasi kaygılarla devletin temel kurumlarının yıpratılması kimseye yarar sağlamayacaktır.  Unutulmamalıdır ki, hukuk ve hukukçular herkese lazımdır.

Bu karanlık tertipleri boşa çıkarmak, bu çatışma ortamına dur demek, özgür, eşit, demokratik bir Türkiye‘de bir arada yaşamı savunmak,  bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Zonguldak Demokrasi Platformu olarak, Danıştay 2. Dairesine yapılan vahim saldırıyı ve saldırıyı yapan zihniyeti kınıyor, saldırganları ve azmettirenleri lanetliyoruz.

Ulusumuza, Danıştay‘ın, başkan, üye ve çalışanları ile tüm yargı mensuplarına başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi bildiriyor, yaralanan yargıçlara acil şifalar diliyoruz.          18.05.2006

 

Demokrasi Platformu

 

 

 

TTK Basın Açıklaması                                      

  

  

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Sözlerime Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesine yapılan saldırıları bir kez daha lanetleyerek başlamak istiyorum. Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti‘nin sonsuza kadar yaşaması için üzerimize düşen görevleri yapacağımızı kamuoyuna bir kez daha iletiyoruz. Ayrıca, Türkiye İşçi ve Emekçi Sınıfının elde ettiği sosyal ve ekonomik haklar konusunda önemli çabalar veren Sayın Bülent Ecevit‘e acil şifalar diliyoruz.

 

80‘li yıllara gelinceye kadar, kuruluş dönemi, kuruluş amacı bu ülkenin kalkınmasına, gelişmesine odaklanarak büyüyen, ortaya çıkardığı kamusal değerle ülke kalkınmasının lokomotifi, ağır sanayi hamlesinin başlatılmasında mihenk taşlarından olan; bölgesine, ülkesine, topluma, çalışanlarına, üretim kültürüne ve ahlakına yaptığı katkıları saymakla bitiremeyeceğimiz "Türkiye Taşkömürü Kurumu" nasıl ve niçin yıpratılmıştır?

 

Kimler hangi düşüncelerle TTK‘nın özeleştirilmesine küçültülerek kapatılması uygulamalarına evet demiştir? Hangi faydalı zihniyet günümüze kadar ülke ve toplum yararına üretilen kamusal ve sosyal faydaların gereksiz olduğunu düşünüp, yaratılan değerin 3-5 sermayedara verilerek sanal zararların ortadan kalkacağını söylemektedir?

 

Kimler; yüzlerce yıldır sürdürülen mücadelelerle elde edilen; insanca yaşama, güvenli çalışma, sağlık, sosyal güvenlik ve eğitim haklarının ülkemiz ve bölgemiz insanına ve hatta onların çocuklarına fazla geldiğini/geleceğini, aslında bu ülke insanının diğer az gelişmiş ülke insanlarında gerçekleştiği şekliyle; hiçbir hakka sahip olamayacağını düşündüren bir mantıkla ellerinden alınması için çalışmakta, üstelik bunun günümüzün yükselen değerleri olduğunu bize satmaktadır?

 

Kimler TTK‘nın yaptığı asli işleri özelleştirme ve hizmet alımıyla özel sektöre devretmeye çalışmaktadır? Ne demektir, kömürü ben üretemiyorum bu nedenle panolarda artık kömürü özel sektöre kazdıracağım? Ne demektir, galerileri ben süremiyorum bu işleri dışarıdan satın alacağım? Ne demektir, çıkan kömürü ben yıkayamıyorum, bu işleri başkalarına yaptıracağım?

 

Kim hangi ölçütlerle, ortaya hangi faydanın nasıl çıkacağını bilemeden ve üstelik galeri ilerlemelerinde alınan hizmetin olumsuz sonuçları ortadayken, hangi mantıkla; yıkama işinin ve kömürün panolardan kazılmasında da ben hizmet alımına giderim demektedir?

 

Evet; onaylamadığımız tüm bu gelişmeler Haziran 2004 tarihinden itibaren yaşanmaktadır. Bu tarihe kadar yasası gereği Kurumun kendisinin yapmak zorunda olduğu ve yıllardır yaparak uzmanlaştığı asli işler (hazırlık, üretim ve yıkama) söz konusu tarihte Kurumun "Maden Kanunu" kapsamına sokularak elinden alınmış ve Kurum endişelerimiz doğrultusunda özel sektör kullanımına sunularak tasfiye sürecine sokulmuştur.

 

TTK‘nın ve onu yönetenlerin esas görevi; ülkemizin yılda 12 milyon ton ihtiyacı olan taşkömürünün azami ölçüde bu bölgeden üretilmesini sağlamaya çalışmaktır. TTK‘nın tümüyle odaklanması gereken hedef budur. Bölgemizden en kısa sürede 4-5 milyon ton/yıl kömürün nasıl üretilebileceğinin hesaplarını hayata geçirmektir. Hal böyleyken, amaç ve görevler bu zorunluluğu işaret ediyorken, tüm duyarlı kesimler böyle olması gerektiğini belirtiyorken ortada tek bir anlayış ve uygulama hayata geçirilmektedir. "Ben bu kömür üretme işini, galeri sürme ve kömürü zenginleştirme işini beceremiyorum, o yüzden hizmet alımına gitmem gerekiyor"

Bu anlayışı seslendiren ve uygulayan düşüncelerle TTK gibi üretim amaçlı kurumların yönetilmesi mümkün değildir. Geldiğimiz noktada sürdürülen olumsuz politikalarla çalışanların verdiği onca emeğe karşın TTK, çalışanların hakları, üretim kültürü ve bizzat kömür üretiminin kendisi yok olmaktadır. Yerine ne gelmektedir? 3-5 sermayedarın bol kazancı, sosyal güvenliksiz, düşük ücretle sömürülen insanlar, iş güvenliksiz çalışma koşulları nedeniyle hayatlarından olan çalışanlar, ekonomik çarpıklıktan doğan bir dizi olumsuz gelişmeler...

 

Eğer gerçekleşmesi istenen bunlar değilse bu kurumu yönetenlerin şapkalarını önlerine koyup bin kez daha düşünmeleri gerekmektedir. Yarın Amasra‘da, Kozlu‘da, Karadon‘da kömürün yeraltından kazılmasında, pano üretiminde hizmet alımına gidiyorum düşüncesiyle sözleşmeler hazırlayıp özel sektöre devretme çalışmaları sonucunda TTK, şehrimiz ve ülkemizde olacak olanlar bunlardır. Kurum yöneticilerinin yüzlerini ve ilgilerini özel sektörden uzaklaştırıp artık kendi asli işleri olan üretimin artırılarak TTK‘nın büyümesi hesaplarını yapma zamanı gelmiştir.

 

TTK‘nın daha verimli çalıştırılması yönetimin temel görevleri arasında en önemli olan husustur. Eğer bu konularda eksiklik varsa yönetenlerin öncelikle kendilerini sorgulamaları gerekiyor. Biz yapamıyoruz özel sektör yapsın mantığı ülkenin ve havzanın tarihsel gelişim süreci içerisinde çağdaş değer ölçüleri olan çalışanların sosyal hakları ve iş güvencesi gibi haklarla örtüşmeyen değerlerdir. TTK‘ya ihtiyaçlar paralelinde politik malzeme yapılmadan yeni çalışanlar alınarak ülkenin ihtiyacı olan kömürü çıkarmak mümkündür. Önemli olan bu sorumluluğu ciddi olarak ele alan projeksiyonlar yapmaktır.

 

Yöneticilerin artık işyerlerine gidip özel sektör altyapı hizmetleri adına çalışmaları değil, bizzat kendi işletmelerinde, kendi işçileri ve teknik elemanları ile birlikte bu kurumun 150 yıllık üretim birikimi, kuruluş amacı ve cumhuriyetten gelen gücünü hatırlamaları gerekmektedir. 31 MAYIS 2006

 

 

Zonguldak Maden Platformu Adına

Erdoğan KAYMAKÇI

 

Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında ...

  

BASINA VE KAMUOYUNA

  

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı‘nın değişiklik teklifi ile gündeme getirdiği, sonra Başbakanlık müdahalesi ile son şeklinin verildiği "Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı", TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu‘nun 22.06.2006 tarihli toplantısında, hiçbir önerimiz kabul edilmeyerek Meclis Genel Kurulu‘na sevk edilmiştir.

 

Siyasal İktidar bu tasarı ile:

 

  1. Yabancı mimar ve mühendisler hakkında 6235 sayılı TMMOB Yasasının ve 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Yasanın uygulanmayacağını,

  2. Akademik ve mesleki yeterliliği kanıtlanmamış yabancı mimar ve mühendislere; ülkemiz kapısının hiçbir kısıtlama olmaksızın sonuna kadar açık olduğunu,

  3. Bu ülkenin mühendis, mimar ve şehir plancılarının kendi ülkesinde aslında "yabancı" olduğunu,

  4. Yabancı mühendis, mimar ve şehir plancısı ile bu ülkenin mühendisinin, mimarının ve şehir plancısının haksız bir rekabetin içinde olması gerektiğini, söylüyor.

 

Bu tasarı, hukuksal, bilimsel, teknik ve her türlü maddi temelden yoksundur. Siyasal iktidar bu tasarıyı meclise getirmekle; açıkça "ne yapacağını şaşırdığını" ilan etmektedir.

 

Bu tasarının 14. maddesinde; "Avrupa Birliğine üye üyelerden veya Bakanlar Kurulunca belirlenecek diğer ülkelerden gelecek yabancı mimar ve mühendislerin çalışma izinlerinin verilmesinde, diploma ve ilgili meslek odasına kayıtlı olduğuna dair belgenin ibrazı halinde, 27/01/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 34 üncü ve 35 inci maddeleri ile 17/06/1938 tarihli ve 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanunun 1 inci ve 7 nci maddeleri uygulanmaz." denilmektedir.

 

Bu madde; ülkemizin mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları adına söylüyoruz ki: Bizim tarafımızdan asla kabul edilemez.

 

Bu madde, egemen bir devletin kendi kurumlarını ve yetkilerini inkar eden, hiçbir ulusal kuralı tanımayan, yetişmiş teknik elemanların ulusal ve uluslararası sermayenin çıkarları adına yok sayan bir anlayışın maddesidir.

Bu tasarı yanlışlıkla (!) ve bu haliyle yasalaştığında, sonuç ne olacaktır?

 

•1.          Akademik ve mesleki yeterliliği kanıtlanmamış kişiler bu ülkede "mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı mesleğini" icra edebilecek duruma geleceklerdir. Oysa her ülkenin olduğu gibi, ülkemizin de "diploma" verilmesini düzenleyen, yasayla tanımlanmış bir kurumu vardır. Bugün, yabancı bir üniversiteden mezun olmuş bir şahsın-ister yabancı ülke vatandaşı, ister yurttaşımız olsun-diploma denkliğini veren kurum Yüksek Öğretim Kurumu‘dur. Tasarıya göre ise, üniversite denkliğinin akademik kurum tarafından kanıtlanmasının gereği bulunmamaktadır. Bu anlamda, bu meslek ile ilgili "akademik bir alan" kaosa sürüklenecektir.

 

 

 

•2.          Bu tasarı yasallaştığında, yurtdışında okuyan ülkemiz vatandaşı, başka bir ülke vatandaşı ile yurtdışındaki aynı üniversiteden mezun olup ülkemize çalışmaya geldiğinde, yurttaşımız için denklik belgesi aranacak ama yabancı ülke vatandaşı için aranmayacaktır. Bu yaklaşım, Anayasa‘nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu‘nun 1998/780 Esas, 1999/307 sayılı kararına göre akademik yeterliliği kanıtlanmamış kişilerin mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı yapamayacaklarına ilişkin kararı siyasal iktidar tarafından bu düzenleme ile yok sayılmaktadır. Yargı kararlarını aşmak için yasal düzenleme yoluna gitmek, olsa olsa bir teslimiyetin ifadesidir.

•3.          Ülkemizde, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanındaki "mesleki yeterliliği" belirleyen kurum TMMOB‘dir. Meslek disiplini ve icrası için gerekli meslek kuralları doğal olarak ve tüm dünyada kabul gördüğü şekli ile meslek kuruluşlarınca belirlenmektedir. Yasa tasarısı ile TMMOB ve bağlı odalarına "yabancı ülke vatandaşı meslek mensuplarına hiçbir kural uygulamayınız" denilmektedir. Bu tasarının mantığı, öncelikle meslek kuruluşlarının varoluş gerekçesine aykırıdır. Ülkemizde hukukun üstünlüğünü savunanlar, öncelikle ve asgari olarak; kendi yurttaşları için ne istiyorlarsa, yabancı ülke vatandaşları içinde onu istemelidirler. Kural tanınmaz bir şekilde bütünleşilmeye çalışılan AB ülkeleri arasında dahi, "diğer ülke vatandaşlarına, en fazla kendi yurttaşlarına tanınmış hakları tanıyan" bir anlayış varken, ülkemizin muz cumhuriyeti konumuna düşürülmek istenmesi, anlaşılabilir bir tutum değildir.

•4.          Bu tasarı yasallaştığında, "denetimsiz hizmet sunumu"nun önü açılacaktır. TMMOB Yasası‘nın gerekçesinde "mühendislik ve mimarlık hizmetinin ülke güvenliği ile yakından ilgili olduğu" saptaması varır. "Ülkemizde denetimsiz yabancı girişi" ve dolayısıyla; meslek mensuplarının denetimini ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler, mühendislik hizmetini kamu çıkarından ve ülke güvenliğinden uzak bir noktaya getirecektir.

•5.          Bu tasarı yasallaştığında, haksız rekabetin önü açılacaktır. Yabancı "kilit ve idari" personelin, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanındaki tüm kurallardan muaf tutulması, yabancı meslek mensuplarının akademik ve mesleki yeterliliğinin aranmaması; ülkemiz mühendislerinin, mimarlarının ve şehir plancılarının mesleklerini icrasını engelleyecek ve meslek bürolarının kapanmasını gündeme getirecektir.

 

Uyarıyoruz.

 

Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleğinin icrası için aranan koşullar, yabancı- yerli ayrımı yapılarak düzenlenemez. Yurttaşların aleyhine ve eşitlik ilkesine aykırı olan bu tasarının ne bilim karşısında ne de hukuk karşısında savunulabilir bir yönü bulunmamaktadır. Siyasal iktidar şaşırmış durumdadır. Ama bilmelidir ki; ülkesinin mühendisini, mimarını, şehir plancısını gözden çıkararak yasal düzenlemeleri gündeme getiren siyasal iktidarı, bu ülkenin mühendisi, mimarı, şehir plancısı da gözden çıkarmaktadır.

28/06/2006

 

Dr. Erdoğan KAYMAKÇI

TMMOB Zonguldak İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri

  

  

Azdavay Kazası

  

MADEN KAZALARI ÖNLENEBİLİR KAZALARDIR!

 

Kastamonu‘nun Azdavay İlçesi‘ne bağlı Bakırcı Köyü civarında işletilmekte olan yeraltı kömür ocağında, 7 Temmuz 2006 tarihinde meydana gelen kaza sonucu, maden mühendisi Huriye GÜNEY ile işletmeci Selim DEMİR yaşamını yitirmiş, sonrasında yapılan kurtarma çalışmaları sırasında ise 6 kişi yaralanmıştır.

 

Daha önce Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) tarafından çalıştırılan söz konusu kömür ocağı, maliyetlerin yüksekliği ve verimsizlik gerekçeleriyle kapatılmış, daha sonra rödovans (kiralama) ihalesine çıkılarak ruhsatı TTK‘da kalmak üzere özel sektöre devredilmiştir.

 

Madencilik sektöründe benzeri iş kazaları son yıllarda belirgin olarak artmaktadır. Geçtiğimiz üç yıllık dönemde, çoğu kömür işletmesi olmak üzere, sadece yeraltı maden ocaklarında meydana gelen kazalarda 100‘den fazla çalışan yaşamını yitirmiştir.

 

Önceki olaylarda da olduğu gibi, bu kaza sonrasında da Odamız yetkilileri tarafından ocakta incelemeler yapılmış, kazaya neden olan sorunlar belirlenmeye çalışılmıştır. Maden Mühendisleri Odası söz konusu olayla ilgili olarak, aşağıdaki tespit ve önerilerini kamuoyu ile paylaşmayı bir görev bilmektedir:

 

1. Madencilik, doğası gereği içerdiği riskler nedeni ile özellik arz eden, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetimi gerektiren dünyanın en ağır iş kollarından birisidir. Söz konusu deneyim ve uzmanlık, uzun yıllar ve hatta nesiller gerektirmektedir. Özellikle son yıllarda devletin küçültülmesi, kamunun faaliyet alanının daraltılması ile ekonomik etkinlik ve verimliliğin sağlanacağı savı ile yapılan uygulamalar sonucu, ülkemiz madencilik sektörü yarı yarıya küçültülmüş ve aynı zamanda uzun yıllar gerektiren bilgi ve deneyim birikimi de darmadağın edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir.

 

Bir yandan ülkemiz madencilik kuruluşlarındaki mevcut birikimin reddedilerek, madencilik üretimlerinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi ve kuruluşlara bırakılması, bu yapılırken diğer yandan kamusal denetimin iyice gevşetilmesi böylesi kazaların kaçınılmaz olmasına neden olmaktadır.

 

2. Türkiye‘nin gelişmesinin önündeki engelin kamu kuruluşları olduğu, devletin küçültülmesi ve kamunun faaliyet alanının daraltılması ile ülke sorunlarının çözülebileceği söyleminin madencilik sektörüne yansıması, "kamu madencilik kuruluşlarının kapatılması, özelleştirilmesi, rödovans (kiralama) ile özel sektöre devredilmesi ya da en azından kamu kuruluşlarının yapmakla sorumlu oldukları işlerin özel şirketlere gördürülmesi" şeklinde olmuştur. Ancak bu güne kadar, madencilik sektöründe özelleştirme ve özelleştirmeye yönelik olarak yapılan rödovans ve benzeri çalışmaların hiçbirisinden olumlu bir sonuç alınamamış, madencilik sektörü giderek küçülmüş, buna karşın sektördeki iş kazaları artmıştır.

 

Rödovans yöntemi, 3213 sayılı Maden Kanunu‘nun birçok hükmüne aykırıdır. Bu uygulama ile; kamu kuruluşları kuruluş amaçları gereği kendi yapmaları gereken hizmetleri deneyim ve uzmanlık bakımından yetersiz firmalara yaptırmakta, böylelikle hem çok sayıda ölümlü iş kazasına, hem de maden kaynaklarımızın uygun olmayan üretim yöntemleriyle heba edilmesine yol açılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu‘nun ikinci maddesine göre, ruhsat sahibi kamu kuruluşunun "asıl işveren" sıfatıyla rödovanslı sahalardaki iş kazalarından da sorumlu olduğu ve alt işverenlerini de iş sağlığı ve güvenliği bakımından denetleme sorumluluğu bulunduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Son derece düşük ücretlerle eğitimsiz, deneyimsiz ve sendikasız işçi çalıştırmaya müsait olan rödovans sistemi, yasadışı uygulamalara ve cevher kaçakçılığına da yol açabilmektedir..

 

Yıllardır sürmekte olan rödovans uygulamasından vazgeçilmelidir. Kamu kurumlarındaki mevcut potansiyelin doğru planlamalar ve akılcı yönetim ile ülke kalkınmasına yönelik harekete geçirilmesinde ülkemiz adına büyük yarar bulunmaktadır.

 

3. Böylesine zor ve riskli bir işkolunda, çalışanların sağlığı ve güvenliği, alınacak önlemler ve yapılacak yatırımlar son derece önemlidir. Ülkemiz madencilik sektöründe meydana gelen iş kazalarının ana nedenlerinden biri, iş güvenliğiyle ilgili gerekli yatırımların yeterince yapılmamasıdır. Kısa sürede yüksek kar sağlamak amacıyla yapılan üretim projeleri, hızlı ve yüksek kazanç için üretim zorlamaları, böylesi kazalara davetiye çıkarmaktadır.

 

4. Madencilik sektöründe iş güvenliğinden birinci derecede sorumlu kuruluşlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘dır. Ancak, Kamu denetiminin bu kuruluşlar tarafından yeterince yerine getirilebildiği söylenemez.

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan yeni İş Kanunu ve ilgili yönetmelikleri, madencilik sektöründe etkin denetlemenin yapılabilmesi bakımından son derece yetersizdir ve ciddi sakıncalar içermektedir. Söz konusu mevzuat, yeniden gözden geçirilerek madencilik sektörünün özellik arz eden sorunları da göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da, denetim elemanı olarak yararlanacağı maden mühendisi kadrolarını artırmak durumundadır. Madencilik sektörü gibi riski yüksek işyerlerinde İş Güvenliği Uzmanının çalıştırılması, çalışan sayısına bakılmaksızın zorunlu olmalıdır. Bununla ilgili yönetmelik, iki yıldır ertelenerek uygulanmamaktadır. Bu durum, işletmelerde kaza risklerinin artmasına neden olmaktadır.

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın madencilikten sorumlu birimi olan Maden İşleri Genel Müdürlüğü‘ne, yasa ile, "madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme" görevi de verilmiştir. Bununla beraber, söz konusu Genel Müdürlüğün 230 civarında personeli ile 24 binin üzerindeki maden ruhsat sahasındaki madencilik faaliyetlerini yeterince takip edebilmesi mümkün değildir. Bu kuruluş, madencilik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden yapılandırılarak, iş güvenliği ile ilgili denetim birimini oluşturmalı, personel kadrosu gerek nicelik gerekse nitelik bakımından geliştirilmelidir. Genel Müdürlük tarafından proje ve saha denetimi her açıdan detaylı olarak yapılmalıdır.

 

5. Yürürlükte olan yasal mevzuata göre "teknik nezaretçi" uygulamasında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu uygulamada her teknik nezaretçi, Türkiye‘nin herhangi bir yerindeki 10 sahaya aynı anda bakabilmekte ve maden sahalarına ayda sadece 2 kez gitmeleri yeterli sayılmaktadır. Bu durum maden sahalarında iş güvenliği bakımından sorunlara neden olmaktadır. Teknik nezaretçi uygulamasında, iş güvenliğinden de sorumlu mühendis

 

ücretini, denetlemek durumunda olduğu işyeri sahibinden almakta olup, bu durum mühendisin, işletme ile ilgili kararlarında özgür davranmasını engellemektedir. Bu açıdan, teknik nezaretçinin özgürce karar verebilmesi ve görevini layıkıyla yerine getirebilmesi amacıyla, ücretini oluşturulacak bir fondan alması için gerekli yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır.

Maden mühendisinin teknik nezaret görevi alabileceği ruhsat sayısı azaltılmalı, çalışan sayısına bakılmadan tüm yeraltı işletmelerinde teknik nezaretçilerin daimi olarak işyerinde bulunma zorunluluğu getirmelidir.

 

Madencilik sektöründeki denetimin; dünyada tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, mutlaka maden mühendisleri tarafından yapılması gerekmektedir. Her maden işletme faaliyetinde iş güvenliği ve üretim için yeterli sayıda Maden Mühendisinin daimi istihdamı zorunlu olmalı, özellikle yeraltı işletmelerinde her vardiyaya en az bir maden mühendisi zorunluluğu getirilmeli, işletmenin özelliklerine ve taşıdığı risklere göre söz konusu mühendisin gerekli deneyime sahip olması mutlaka sağlanmalıdır.

 

6. Kazanın meydana geldiği işletmede olduğu gibi, ülkemizde yüksek risk taşıyan, kuralsız ve denetimsiz çalışan pek çok maden işletmesi bulunmaktadır. Bu işletmelerde her an kaza olma olasılığı mevcuttur. Sektörün özelliği göz önüne alınarak kapsamlı bir risk haritasının söz konusu ilgili Bakanlıklarca hazırlanması ve denetimlerin buna göre yapılması gerekmektedir.

 

7. Ülkemizde çok sayıda maden işletmesi, mühendislik bilim ve tekniğinden uzak, teknik elemanın gözetim ve denetimi olmaksızın, tamamen ilkel koşullarda çalışmaktadır. İş güvenliği ve işçi sağlığı kuralları hiçe sayılarak, tamamen emek yoğun, mekanizasyondan uzak çalışma anlayışı çerçevesinde yürütülen bu tarz işletmecilik terk edilmediği sürece, bu kazaların sonu gelmeyecektir. Bu çalışma şekli, her yıl çok sayıda ölümlü kazaya neden olduğu gibi, kaynak israfına ve çevre sorunlarına da neden olmaktadır.

 

8. Kaza sonrası organizasyon ve koordinasyonun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kurulacak bir birim tarafından yürütülmesi, buna ilişkin planlamaların bu birim tarafından geliştirilerek kaza sonrası yaşanan belirsizliklerin giderilmesi büyük önem arz etmektedir.

 

9. Bugünlerde Maden Kanunu‘nda değişiklik yapılarak, bazı madenlerin denetiminin Özel idarelere devri düşünülmektedir. Özel idarelerde yeterli ve deneyimli maden mühendisi ve teknik kadro bulunmazken bu tür bir değişikliğin iş kazalarını artırmasından ciddi kaygı duyulmaktadır.

 

10. Maden Mühendisleri Odası‘nın yasal hakkı olan mesleki denetiminin engellenmesi ve üye denetimini yeterince yapamaması da sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Bu çerçevede, gerekli yasal düzenlemeler zaman geçirilmeden yapılmalıdır.

 

Olayda yaşamını yitiren maden şehitlerini saygıyla anıyor, yakınlarının acılarını paylaşıyoruz. Tüm madencilik camiasına baş sağlığı diliyoruz. Madencilik sektöründe giderek artmakta olan iş kazaları konusunda ilgilileri uyarıyor ve görevlerini eksiksiz yapmaya, gereken önlemleri acilen almaya davet ediyoruz.

 

Kamuoyunun bilgisine sunarız.

 

TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu

Ankara, 10 Temmuz 2006

 

 

 

AZDAVAY KAZASININ ARDINDAN

 

7 Temmuz 2006 tarihinde Azdavay‘da meydana gelen grizu patlamasında odamız üyesi Huriye GÜNEY ve işletme sahibi Selim DEMİR‘i kaybetmiş bulunuyoruz.

 

Kazayla ilgili haber alındığında Zonguldak Şube Başkanı Dr. Erdoğan KAYMAKÇI, Hüsnü MEYDAN, Levent USMAN ve Zonguldak Maden Mühendisleri Derneği Başkanı Çağlar ÖZTÜRK derhal olay yerine hareket etmişlerdir.

 

Saat 18.15 sıralarında kazanın meydana geldiği Kastamonu İli, Azdavay İlçesi yakınlarındaki Topalak Çayır Mevkii‘nde DE-KA Madenciliğin rödevans karşılığı işletmeciliğini yaptığı ocağa ulaşılmış çevre illerden ve Amasra‘dan gelen tahlisiye ekiplerinin kurtarma çalışmaları yaptıkları görülmüştür. Saat 18.15‘de ise TTK Merkez tahlisiye ekibi de kazanın meydana geldiği ocağa intikal etmiştir.

 

Ocak teknik nezaretçi ve işletme yetkilileri ile ocak ve kazayla ilgili olarak görüşülmüş ve  tahlisiye ekibinden de yapmış olduğu çalışmalar hakkında bilgiler alınmıştır. Patlamadan sonra kurtarma çalışmaları yaparken gazdan zehirlenen işçiler hastanede ziyaret edilmiştir.

 

Saat 24.00 sıralarında Ankara‘dan gelen Çalışma Bakanlığı Müfettişleriyle görüşmeler yapılmıştır.

 

8 Temmuz 2006 Cumartesi günü odamız üyesi Huriye GÜNEY için Kastamonu İli Hanönü İlçesi, Kavaklı Köyü Yazlık Mahallesinde düzenlenen cenaze törenine Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeleri Cemalettin SAĞTEKİN, Can DOĞAN, ile Nadir AVŞAR ve Serdar KAYNAK‘la birlikte katılınmış olup ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimiz maden mühendisleri camiası adına iletilmiştir.

 

9 Temmuz 2006 Pazar günü Ankara‘da yapılan kaza değerlendirme toplantısında TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeleri ve Zonguldak Şube Başkanı Dr. Erdoğan KAYMAKÇI, Yönetim Kurulu Üyesi Hüsnü MEYDAN ve Levent USMAN katılmışlardır.

 

10 Temmuz 2006 tarihinde TMMOB‘un toplantı salonunda TMMOB Başkanı Mehmet SOĞANCI, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeleri, Zonguldak Şube Yönetim Kurulu Üyeleri ve çok sayıda gazetecinin bulunduğu "Maden Kazaları Önlenebilir Kazalardır" başlıklı basın açıklaması yapılmıştır.

 

Olayda yaşamını yitiren maden şehitlerini saygıyla anıyor, yakınlarının acılarını paylaşıyoruz. Tüm madencilik camiasına baş sağlığı diliyoruz. Madencilik sektöründe giderek artmakta olan iş kazaları konusunda ilgilileri uyarıyor ve görevlerini eksiksiz yapmaya, gereken önlemleri acilen almaya davet ediyoruz. 11.07.2006

 

TMMOB

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBE YÖNETİM KURULU

  

 

BASINA VE KAMUOYUNA

Bugün 24 Temmuz 2006. Sansürün kaldırılışının 98. yıldönümü. Basın Bayramı olarak kutlanılan ve basının ağır sorunlarının dile getirildiği bu günde zor şartlarda sorumluluk bilinciyle görev yapan tüm basın çalışanlarının bayramını kutluyor hepinize saygılar sunuyorum.

7 Temmuz 2006 tarihinde Kastamonu‘nun Azdavay İlçesinde meydana gelen iş kazası sonucu maden mühendisi Huriye GÜNEY ve işletmeci Selim DEMİR‘i hayatlarının baharında çok genç yaşlarda kaybettik. Acımız büyüktür. Kendilerinin saygıyla anıyor, kederli ailelerine ve yakınlarına tekrar başsağlığı diliyoruz.

Meydana gelen grizu kazası sonrasında TMMOB ve Odamız tarafından, ülkemiz madencilik sektöründe uygulanan iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarındaki noksanlıklar dile getirilmiş ve son zamanlarda gittikçe artan bir seyir izleyen iş kazalarının temel nedenleriyle ilgili bir basın açıklaması yapılmıştır. Açıklama dikkatli bir şekilde incelendiğinde sadece Azdavay‘da meydana gelen kazaya özgü olmadığı, sistemi irdeleyen ve bir anlayışı sorgulayan yönü görülecektir. Yapılan basın açıklamasıyla; birilerine hakaret etmek ve suçlamak değil, gerçekleri söylemek ve asli görevimizi yerine getirmek amacı güdülmüştür.

Açıklamamız üzerine; Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı tarafından  Zonguldak Yerel Basınına da yansıyan bir açıklama yapılmıştır. ZTSO Başkanı tarafından yapılan bu açıklamada kelimeler arasına sıkıştırılan hakaretler, "yaşanan acılar ortak kaderimizdir", "rakı masalarında alınan kararlar" gibi  mevcut iktidara hoş görünme çabasıyla içerikten yoksun ve yakışıksız açıklamalar, hiç kimseye fayda vermeyeceği gibi sorunların çözümüne de katkı sağlamayacaktır. Bu nedenle, ZTSO Başkanı‘nın göstermiş olduğu aşırı tepkiyi anlamak mümkün değildir.

Ülkemizde; bireylerin sosyal davranışları, yaşam biçimleri ve eğilimleri toplumun genel davranış ve ahlaki eğilimlerinden soyutlanarak sadece bir meslek örgütünün üyelerine özgüymüş gibi gösterilerek bir suçlama yapılamaz. Bu tümüyle toplumun genel yapısına dair bir suçlama, hakaret içerir ve amaç tamamen belli kesimlere şirin görünme çabasıdır. Bu açıdan bakıldığında ZTSO Başkanı tarafından yapılan açıklama Anayasamızın 20, 25 ve 26. maddeleri ile güvence altına alınan "herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz",  "herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz", herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir" maddelerine aykırılık içermektedir.

Tarafımızdan yapılan basın açıklamasında Selim DEMİR‘in şahsına yönelik hiçbir ifade bulunmamaktadır. Böyle olduğu gibi işletmeci Selim DEMİR hakkındaki genel kanımız, madencilikte iş sağlığı ve güvenliğine özen göstermeye çalışan çalışan zaman zaman Odamızla bilgi alışverişinde bulunan ve bir anlamda kendisini madenciliğe adamış bir işletmeci olduğudur. Dolayısıyla Odamız; kişileri kendisine hedef almayan, ancak madenciliğin kamu yararına ve gereği gibi yapılmasını ilke edinmiş bir meslek kuruluşudur ve her zaman olduğu gibi sistemdeki yanlış uygulamaları ortaya koymaya devam edecektir.

 

TMMOB ve Maden Mühendisleri Odası, iş sağlığı ve güvenliğini kazadan kazaya hatırlayan bir meslek kuruluşu da değildir. Düzenlediği bütün etkinliklerde (Kongre, Sempozyum, Eğitim Seminerleri, Söyleşiler, Basın Açıklamaları v.b.) iş sağlığı ve güvenliği konularını sürekli olarak işlemiş ve önemini vurgulamıştır. Bu konuda değerlendirmeyi kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Geldiğimiz noktada bir gerçeği daha vurgulamak kaçınılmazdır. Madencilik sektöründeki uygulamalarda birçok şey mühendislerin iradelerine bağlı olarak ve denetimleri altında gerçekleşmemektedir. Hangi iş kolunda olursa olsun kazaların nedenlerini ortaya koymadan, eksikleri söylemeden kazaları önlemek imkansızdır. Dolayısıyla iş kazaları kaçınılmaz bir yazgı değildir ve önlenmesi ya da en aza indirilmesi mümkün olan mesleki bir risktir.

İş sağlığı ve iş güvenliğini kazadan kazaya hatırlayanların "kaza geliyorum der" sözünü duymaları mümkün değildir. Bu sözü duyabilmek için o bilgiye, o bilince ve o hassasiyete sahip olmak gerekir.

Bu nedenle;

Denetim görevi olan tüm kurum ve kuruluşları görevlerini eksiksiz yapmaya, kamu ve özel tüm girişimcileri de çözüme ulaşma gayreti çerçevesinde sağduyuya davet ediyoruz.   

 

24 Temmuz 2006

 

 

 Dr. Erdoğan KAYMAKÇI                                                                                                                              Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

İSRAİL, VAHŞETİNE SON VER!

Ortadoğu‘da yine kan ve gözyaşı hakim. Önce Filistin, şimdi de Lübnan‘da bütün dünyanın gözü önünde Amerikan destekli İsrail saldırganlığı, kan, gözyaşı ve giderek vahşete dönüşen politikalarla işgal sürüyor. İnsanlığın bugüne kadar yarattığı bütün değerler ayaklar altına alınıyor. Bölgede; "yeni bir Ortadoğu lazım" diyerek binlerce masum yaşama ve göçe neden olacak olan evrenin efendisinin dedikleri yapılmakta ve halklar birbirine kırdırılmaktadır.

Başta BM olmak üzere dünyadaki büyük güç odakları olanı biteni seyrediyor. Yüz binlerce insan göçe zorlanıyor, hastaneler, kamu binaları, turizm merkezleri kalabalık yerleşim birimleri bombalanıyor. Genç, yaşlı ve çocuk herkes, İsrail saldırganlığının açık hedefi durumunda...

İsrail eliyle "Hizbullah" bahane edilerek sürdürülen bu işgal ve soykırım, giderek Ortadoğu‘nun tamamını kapsayarak genişleyen bu çıplak vahşet aslında BOP projesinin bir parçası olarak desteklenmektedir. Güçlü olan haklıdır saçmalığı dünyanın gözü önünde egemenliğini sürdürmektedir...!

Bizler; emek ve meslek örgütleri olarak bu insanlık suçuna karşı sesimizi yükseltiyor bu insanlık suçunun derhal son bulmasını istiyoruz...

Lübnan ve Filistin‘de savaş mağdurlarının, mazlumların, savaş kurbanı çocukların, kadınların sesi olduğumuzu haykırıyoruz...

Biliyoruz ki bu vahşet karşısında dünyanın seyirci ve sessiz kalmasının nedeni ABD ve büyük güçlerin Ortadoğu‘daki stratejik çıkarları ve beklentileridir. Mazlum Ortadoğu Halkları her defasında bu stratejik çıkarların kurbanı olmaktadır.

Öte yandan her defasında "İslamcı Retoriği" öne çıkararak iç politikada, İslami söylemlerle siyaset yapan AKP Hükümeti, Ortadoğu‘daki bu gelişmeler karşısında hiçbir ciddi girişimde bulunmamaktadır. Üstelik AKP Hükümeti ABD ile stratejik vizyon belgeleri, İsrail‘le ikili anlaşmalar imzalayarak Filistin ve Lübnan işgaline ortak olmaktadır. Emperyalizmin "Ortadoğu oyunu"na seyirci kalanları şiddetle kınıyoruz.

Tüm duyarlı insanları, emek ve meslek örgütlerini, emekten ve insandan yana olan siyasal partileri ve yapıları, Ortadoğu‘da mazlum halkların yanında ve onlarla birlikte taraf olmaya çağırıyoruz.

Türkiye‘deki demokrasi güçleri, savaş karşıtları olarak AKP Hükümetine sesleniyoruz. Tribünlere boş laf söylemek yerine, İsrail ile ikili anlaşmalara, ABD ile stratejik vizyon anlaşmalarına son ver, Büyük Ortadoğu Projesi‘nin taşeronluğuna soyunmaktan vazgeç.

Hiçbir ekonomik ve siyasi çıkar milyonlarca insanın yaşamından daha değerli değildir.

İSRAİL BU VAHŞETİ DERHAL DURDURMALIDIR...!

26 Temmuz 2006

Dr. Erdoğan KAYMAKÇI

Zonguldak KESK Şubeler Platformu

TMMOB Zonguldak İl Koordinasyon Kurulu

 

 

 

 

Avni CİNEL‘in Ardından

 

Bugün 16 Eylül 2006. Tam 2 yıl geçti, Avni Cinel arkadaşımızı kaybedişimizin üzerinden. Kendisi 15 Eylül Çarşamba günü işe devamsızlık nedeniyle üç kez iş akdi feshedilmesine rağmen siyasi referansla tekrar tekrar iş başı yaptırılan bir kişi tarafından alçakça katledilmiştir. Kendisini sevgi ve özlemle anıyor, hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

 

1980‘li yıllardan başlayan ve günümüzde hiçbir kural tanımama aşamasına evrilerek sürdürülen, kamu yararından çok kişisel çıkara dayalı, adam ve şirket kayırmacı politikaların uygulanmasıyla ekonomik darboğaza sokulmuştur Kamu Kurumlarımız. Yıllardır süren ekonomik krizlerin gerekçesinin Kamu Kurumları olduğu ileri sürülmüş ve bu nedenle uygulanan özelleştirme, küçültme ve kapatma politikaları kamu görevlilerini yıpratmıştır. "Kamu Görevlisi" imajı erozyona uğratılarak "kamu düşmanlığı" yaratılmıştır.

 

Genel olarak yıllardır sürdürülen ve bilgi, deneyim, denklik ve beceriye göre değil sadece feodal ve siyasi denkliğe! dayalı olarak yapılan tayin ve atamalar hem kişileri hem de makamları yıpratmıştır. Kamu Kurumları "siyasiler" tarafından birer siyasi arpalık olarak görülmüş hem kurum çalışanı ve hem de siyasi parti delegesi olan insanlar el üstünde tutulmuştur.

 

Yasa dışılık, zorbalık her zaman yapanın yanına kar kalmış ve bugün çete-mafya, tarikat ilişkileri yaşamın hemen her yanında egemen olmuştur.

 

Emek eksenli politikalar iflas! ettirilmiş, gerçekten çalışan işçinin hakkının savunulması yerine disiplinsiz, devamsız, uyumsuz kişilerin korunmaya çalışıldığı olaylar yaşanmıştır.

 

Arkadaşımız Avni Cinel, çok değil 2 yıl bugün de aynısını yaşadığımız bir süreçte, iş kanunu ve diğer mevzuatlara göre iş akdi fesh olan bir kişi tarafından görevinin başında alçakça katledilmiştir. Evet yukarıdan itibaren kısaca özetlemeye çalıştığım nedenlerle bir meslektaşımızı, arkadaşımızı hayatının baharında kaybettik. Kurumsal net bir politikanın olmaması, dürüst kamu görevlilerinin böyle insanlarla muhatap olmak zorunda kalması ve kurumun bu mücadelede çalışanlarına sahip çıkmaması nedeniyle arkadaşımızı hunharca bir cinayete kurban verdik. Manevi bir yıkıma uğrayan ailesinin acısı bizim de acımızdır.

Kendisini unutmadık, unutturmayacağız... 16 EYLÜL 2006 

 

Yönetim Kurulu

 

 

 

  

 

Ankara‘nın Ulus Semti‘ndeki Anafartalar Çarşısındaki Terör

  

                                                        BASIN AÇIKLAMASI

  

Terör İnsanlık Suçudur

 

22 Mayıs 2007 tarihinde Ankara‘nın Ulus Semti‘ndeki Anafartalar Çarşısı‘nda canlı bomba olarak tanımlanan bir terörist tarafından patlatılan bomba 6 yurttaşımızın ölümüne, 100‘e yakın yurttaşımızın da yaralanmasına yol açmıştır. İnsan yaşamını hiçe sayan ve ülkemizi bir kargaşa ortamına sürüklemeyi hedefleyen bu alçakça saldırıyı ve arkasında olanları nefretle lanetliyoruz.

 

Ülkemiz terör nedeniyle uzun yıllar çok büyük sıkıntılar çekmiş, on binlerce masum insan çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek terör vahşetinin hedefi ve kurbanı olmuştur. Ülkemiz yine bu karanlık günlere geri götürülmek istenmektedir. İçinde bulunduğumuz süreç dikkate alındığında yaşanan gelişmeler kaygı vericidir. Saldırıyı planlayanların alçakça yöntemlerle ulaşmaya çalıştıkları emellerine, halkımızla ve demokrasi yanlısı güçlerle birlikte yılmadan karşı duracağımızı bildiriyoruz. Bizler barış, kardeşlik, dostluk için, yaşanabilir bir dünya ve aydınlık bir Türkiye için mücadele ve dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Bu terörü yaratanların ve bu acıyı yaşatanların amaçlarına ulaşmalarına izin vermeyeceğiz.

 

Bu iğrenç saldırı emperyalizme karşı birlik olmak ve güzel ülkemize sahip çıkmak için bizi uyarmaktadır. Ülkemiz üzerindeki karanlığı dağıtacak tek gücün emek ve demokrasi güçlerinin örgütlü mücadelesi olduğunu bir kez daha yineliyoruz. Demokratik ve bağımsız bir Türkiye‘de insanca yaşayan ve hakça paylaşan bir yaşam özlemimizin gerçekleşmesiyle birlikte, bu tür alçakça eylemlerin de son bulacağına inanıyoruz.

 

Bizler her türlü şiddeti ve terörü lanetle kınıyor, bu insanlık dışı saldırıda yaşamını yitiren yurttaşlarımızın yakınlarına sabır ve başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyor acılarını yürekten paylaşıyoruz. 24.05.2007

 

 

Erdoğan KAYMAKÇI

Zonguldak Demokrasi Platformu Sözcüsü

 

  

  

  

BASIN AÇIKLAMASI

 

Türkiye; son yıllarda uygulanan ve halktan, emekten yana olmayan politikalarla siyasette, ekonomide ve toplumsal yaşamın her alanında zor bir dönemden geçmektedir. Ülkemizdeki ekonomik ve sosyal bunalımın yaratıcısı "emperyalizm ve örgütlerinin" (IMF, Dünya Bankası, AB) marifetiyle 12 Eylül 1980‘den sonra uygulamaya konulan neo-liberal politikalarıdır. Emperyalizm tarafından yönlendirilen ekonomik ve politik uygulamaların amacı; dünya ülkelerinin sınırlarını savaşla veya parasal ve siyasi güçle değiştirerek, ulus devlet yapılarını çökerten ekonomik işgal programları uygulayarak bağımsızlıklarını ellerinden almaktır.

 

Ülkemizde 12 Eylül‘le başlayan sömürge uygulamaları; ulusal pazarı küresel sermayenin kullanımına tümüyle açan süreci başlatmıştır. Ulusal değerlerimiz küreselleşme ya da serbest ticaret adına ve hiçbir kural tanımaksızın yerli yabancı sermayeye devredilmiştir. Türkiye;  Osmanlı‘nın son döneminde olduğu gibi bir açık pazar, bir yarı sömürge durumuna getirilmiştir. Ülkemiz ulusal varlığını ayakta tutan, genç Türkiye Cumhuriyeti‘nin kalkınmasına öncülük eden değerlerini birer birer yitirmektedir. Cumhuriyetle birlikte bir kimliğe kavuşan ulus-devlet gücü ve bu gücü oluşturan kamusal yapılanma "ekonomik krize" çözüm bulma adına planlı bir şekilde elden çıkarılmakta, özelleştirilmekte ve küçültülerek tasfiye edilmektedir.

 

Son iktidar döneminde ise küresel politikaların şahikası yaşanmış; küresel sermaye ve işbirlikçileriyle birlikte bir yağma düzeni oluşturulmuştur. IMF‘nin talimatlarıyla kamu kuruluşlarının hızla tasfiyesine gidilerek siyasi ve ekonomik bağımlılığı perçinleyen uygulamalar ulusal çıkarlar düşünülmeden yapılmıştır. ABD, IMF, AB ve küresel sermayenin sömürü politikalarını siyasi çıkarları uğruna hiç gözünü kırpmadan uygulamış, sözcülüğünü yapmış ve bu düşünceye sahip olanları da; kamu kuruluşlarının tasfiyesini hızlandırmak için iş başına getirmiştir. Bu uygulamaları yapanların düşüncelerinde bağımsız yaşamak düşüncesi yoktur, demokrasi yoktur, insan ve insan emeğini merkezine koyan politikalar yoktur. Bunların ruhunda ümmetçilik vardır, yandaşlarına ve küresel sermayeye çıkar sağlamak vardır.

 

Son 4,5 yılda; toplam dış borç 200 milyar dolardan 400 milyar dolara çıkarak, Cumhuriyet tarihinin en büyük dış borcu gerçekleştirilmiştir. Açlık sınırı 370 YTL‘den 650 YTL‘ye dayanmış, yoksulluk sınırı 1100 YTL‘den 2000 YTL‘ye ulaşmıştır. Şu andaki asgari ücret ise açlık sınırının altındadır. Uygulanan bu politikaların sonucunda milyonlarca insan işsiz, milyonlarca insan açlık sınırı altında, milyonlarca insan yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Emeğiyle geçinenlerin (işçi, köylü, memur, esnaf) borçları artmış, yaşam standartları düşmüştür, halkımız borçla yaşar hale gelmiş, emeğiyle geçinenlere yaşam hakkı tanınmamıştır. Sorumlusu; küresel güç, işbirlikçi sermaye ve politikacı ekseninde uygulanan IMF politikalarıdır.

 

Evet, ülkemizde bugün geldiğimiz noktada; başta enerji ve iletişim olmak üzere tüm stratejik sektörlerin özelleştirme adı altında tasfiyesi ve küçültülmesi sürecini yaşıyoruz. SEKA, SÜMERBANK, ETİBANK, TÜPRAŞ, DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ, ETİ BAKIR, SEYDİŞEHİR ALÜMİNYUM, TELEKOM, TKİ, TTK, TEKEL, MADENLER, LİMANLAR, TARIM ARAZİLERİ, BANKALAR ve son olarak da Türkiye‘nin en büyük entegre petrokimya tesisi, 50‘yi aşan petrokimyasal ürün yelpazesiyle sanayimizin hammadde üreticisi durumundaki PETKİM satılmıştır.

 

Tasfiyeci ve özelleştirmeci politikalar bölgemizi ve havzamızı da derinden etkilemiş, ülkemizin kalkınmasına yön veren lokomotif kurum TTK‘nın faaliyet alanı, ekonomik yapısı, istihdam olanakları, yarattığı kamusal değer ve üretim hedefleri küçültülmüştür. Siyasi tercihlerin; 5,5 milyon tondan 1,5 milyon tona düşen üretime, bölgemizde yaklaşık 50 bin kişinin işsiz gezmesine, şehrin madencilik kültürü ve bilgi birikiminin talan edilmesine neden olacağı düşünülmemiştir. Uygulanan sistem kurumun tasfiyesini istemektedir.

 

TTK uzun yıllardır ihmal edilmiş hâkim zihniyetin talebi doğrultusunda sürekli olarak faaliyet alanı küçültülmüş, çalışan sayısı azaltılmıştır. Kurumun kendisinin yapmak zorunda olduğu hazırlık, üretim ve yıkama gibi asli işleri özel sektöre yaptırılmaya başlanmıştır. Öncelikle hazırlık işleri, sonra lavvarlar kurdurularak kömür yıkama işleri özel sektöre devredilmiştir. Son olarak da kurumun en önemli görevi olan üretim işlerinin özel sektör marifetiyle yapılması planlanmaktadır.

 

Dünyada sık sık gündeme gelen enerji veya enerji hammaddeleri krizleri; ülkeleri enerji politikalarını olası krizleri dikkate alarak programlamaya yöneltmiştir. Yani ülkeler enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla enerji üretiminde önceliği kendi kaynaklarına vermektedir. Ülkemizde ise enerji üretiminde öncelik, yerli kaynaklara değil yabancı kaynaklara verilmektedir. Ülkemiz son dönemde enerjide % 74 dışa bağımlı hale gelmiştir. Enerji üretiminde kendi öz kaynaklarımız olan kömürün payı % 50‘lerden, % 25‘lere kadar düşmüştür. Doğalgazın enerjideki payı ise % 5,7‘lerden bugün % 45‘ler düzeyindedir. Bunun sonucunda da ülkemiz sanayi sektöründe dünyada en pahalı elektrik kullanan ilk üç ülkeden biri haline gelmiştir.

 

Ülkemiz, toplam 9,3 milyar ton linyit rezervi ile büyüklük bakımından dünyada 11. sıradadır. Elektrik üretiminde öncelikle kendi öz kaynaklarımız değerlendirilerek yatırım yapılmaması akılcı bir politika değildir. Enerjide dışa bağımlılığımız muhtemel enerji krizleri karşısında ülkemizi savunmasız konuma getirecektir. Bu nedenle; yerli enerji kaynaklarımıza dayalı enerji yatırımları teşvik edilmeli, kamu kuruluşlarının enerji yatırımı yapabilmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

 

Evet, yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi; ülkemizde uygulanan politikaların; ulusal varlığımızı tehdit eden siyasi ve ekonomik politikalar olduğu, stratejik alanlar dâhil kâr eden KİT‘lerin de özelleştirildiği, tarım sektöründeki desteklerin kaldırıldığı, ücret ve sosyal güvenlik haklarının kısıtlandığı, en temel hak olan ve ücretsiz olması gereken eğitim ve sağlık hizmetlerinin paralı hale getirildiği, etnik ayrımcılığın körüklendiği, emek sömürüsünün arttığı, ekonomik ve siyasi konularda kendi başımıza karar veremez hale geldiğimiz uygulamalar olduğu görülmektedir.

 

22 Temmuz Seçimlerine yaklaştığımız şu günlerde halkımıza oylarını kullanırken yukarıda sıralanan konuları düşünmelerini ve oylarına sahip çıkmalarını öneriyor emekten yana politikaları, demokrasiyi, bilimi ve teknolojiyi, barış ve özgürlüğü, kardeşliği eksenine koyan programların hayata geçmesini diliyoruz.

 

Bir başka dünya, bir başka Türkiye bir başka Zonguldak var diyoruz.

 

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBESİ YÖNETİM KURULU

  

 

 

AZDAVAY KAZASININ ARDINDAN

 

7 Temmuz 2006 tarihinde Azdavay‘da meydana gelen grizu patlamasında odamız üyesi Huriye GÜNEY ve işletme sahibi Selim DEMİR‘i kaybetmiş bulunuyoruz.

 

Kazayla ilgili haber alındığında Zonguldak Şube Başkanı Dr. Erdoğan KAYMAKÇI, Hüsnü MEYDAN, Levent USMAN ve Zonguldak Maden Mühendisleri Derneği Başkanı Çağlar ÖZTÜRK derhal olay yerine hareket etmişlerdir.

 

Saat 18.15 sıralarında kazanın meydana geldiği Kastamonu İli, Azdavay İlçesi yakınlarındaki Topalak Çayır Mevkii‘nde DE-KA Madenciliğin rödevans karşılığı işletmeciliğini yaptığı ocağa ulaşılmış çevre illerden ve Amasra‘dan gelen tahlisiye ekiplerinin kurtarma çalışmaları yaptıkları görülmüştür. Saat 18.15‘de ise TTK Merkez tahlisiye ekibi de kazanın meydana geldiği ocağa intikal etmiştir.

 

Ocak teknik nezaretçi ve işletme yetkilileri ile ocak ve kazayla ilgili olarak görüşülmüş ve  tahlisiye ekibinden de yapmış olduğu çalışmalar hakkında bilgiler alınmıştır. Patlamadan sonra kurtarma çalışmaları yaparken gazdan zehirlenen işçiler hastanede ziyaret edilmiştir.

 

Saat 24.00 sıralarında Ankara‘dan gelen Çalışma Bakanlığı Müfettişleriyle görüşmeler yapılmıştır.

 

8 Temmuz 2006 Cumartesi günü odamız üyesi Huriye GÜNEY için Kastamonu İli Hanönü İlçesi, Kavaklı Köyü Yazlık Mahallesinde düzenlenen cenaze törenine Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeleri Cemalettin SAĞTEKİN, Can DOĞAN, ile Nadir AVŞAR ve Serdar KAYNAK‘la birlikte katılınmış olup ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimiz maden mühendisleri camiası adına iletilmiştir.

 

9 Temmuz 2006 Pazar günü Ankara‘da yapılan kaza değerlendirme toplantısında TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeleri ve Zonguldak Şube Başkanı Dr. Erdoğan KAYMAKÇI, Yönetim Kurulu Üyesi Hüsnü MEYDAN ve Levent USMAN katılmışlardır.

 

10 Temmuz 2006 tarihinde TMMOB‘un toplantı salonunda TMMOB Başkanı Mehmet SOĞANCI, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeleri, Zonguldak Şube Yönetim Kurulu Üyeleri ve çok sayıda gazetecinin bulunduğu "Maden Kazaları Önlenebilir Kazalardır" başlıklı basın açıklaması yapılmıştır.

 

Olayda yaşamını yitiren maden şehitlerini saygıyla anıyor, yakınlarının acılarını paylaşıyoruz. Tüm madencilik camiasına baş sağlığı diliyoruz. Madencilik sektöründe giderek artmakta olan iş kazaları konusunda ilgilileri uyarıyor ve görevlerini eksiksiz yapmaya, gereken önlemleri acilen almaya davet ediyoruz. 11.07.2006

 

 

TMMOB

MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBE YÖNETİM KURULU

  

 

  

  

Azdavay kazası

BASINA VE KAMUOYUNA

Bugün 24 Temmuz 2006. Sansürün kaldırılışının 98. yıldönümü. Basın Bayramı olarak kutlanılan ve basının ağır sorunlarının dile getirildiği bu günde zor şartlarda sorumluluk bilinciyle görev yapan tüm basın çalışanlarının bayramını kutluyor hepinize saygılar sunuyorum.

7 Temmuz 2006 tarihinde Kastamonu‘nun Azdavay İlçesinde meydana gelen iş kazası sonucu maden mühendisi Huriye GÜNEY ve işletmeci Selim DEMİR‘i hayatlarının baharında çok genç yaşlarda kaybettik. Acımız büyüktür. Kendilerinin saygıyla anıyor, kederli ailelerine ve yakınlarına tekrar başsağlığı diliyoruz.

Meydana gelen grizu kazası sonrasında TMMOB ve Odamız tarafından, ülkemiz madencilik sektöründe uygulanan iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarındaki noksanlıklar dile getirilmiş ve son zamanlarda gittikçe artan bir seyir izleyen iş kazalarının temel nedenleriyle ilgili bir basın açıklaması yapılmıştır. Açıklama dikkatli bir şekilde incelendiğinde sadece Azdavay‘da meydana gelen kazaya özgü olmadığı, sistemi irdeleyen ve bir anlayışı sorgulayan yönü görülecektir. Yapılan basın açıklamasıyla; birilerine hakaret etmek ve suçlamak değil, gerçekleri söylemek ve asli görevimizi yerine getirmek amacı güdülmüştür.

Açıklamamız üzerine; Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı tarafından  Zonguldak Yerel Basınına da yansıyan bir açıklama yapılmıştır. ZTSO Başkanı tarafından yapılan bu açıklamada kelimeler arasına sıkıştırılan hakaretler, "yaşanan acılar ortak kaderimizdir", "rakı masalarında alınan kararlar" gibi  mevcut iktidara hoş görünme çabasıyla içerikten yoksun ve yakışıksız açıklamalar, hiç kimseye fayda vermeyeceği gibi sorunların çözümüne de katkı sağlamayacaktır. Bu nedenle, ZTSO Başkanı‘nın göstermiş olduğu aşırı tepkiyi anlamak mümkün değildir.

Ülkemizde; bireylerin sosyal davranışları, yaşam biçimleri ve eğilimleri toplumun genel davranış ve ahlaki eğilimlerinden soyutlanarak sadece bir meslek örgütünün üyelerine özgüymüş gibi gösterilerek bir suçlama yapılamaz. Bu tümüyle toplumun genel yapısına dair bir suçlama, hakaret içerir ve amaç tamamen belli kesimlere şirin görünme çabasıdır. Bu açıdan bakıldığında ZTSO Başkanı tarafından yapılan açıklama Anayasamızın 20, 25 ve 26. maddeleri ile güvence altına alınan "herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz",  "herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz", herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir" maddelerine aykırılık içermektedir.

Tarafımızdan yapılan basın açıklamasında Selim DEMİR‘in şahsına yönelik hiçbir ifade bulunmamaktadır. Böyle olduğu gibi işletmeci Selim DEMİR hakkındaki genel kanımız, madencilikte iş sağlığı ve güvenliğine özen göstermeye çalışan çalışan zaman zaman Odamızla bilgi alışverişinde bulunan ve bir anlamda kendisini madenciliğe adamış bir işletmeci olduğudur. Dolayısıyla Odamız; kişileri kendisine hedef almayan, ancak madenciliğin kamu yararına ve gereği gibi yapılmasını ilke edinmiş bir meslek kuruluşudur ve her zaman olduğu gibi sistemdeki yanlış uygulamaları ortaya koymaya devam edecektir.

TMMOB ve Maden Mühendisleri Odası, iş sağlığı ve güvenliğini kazadan kazaya hatırlayan bir meslek kuruluşu da değildir. Düzenlediği bütün etkinliklerde (Kongre, Sempozyum, Eğitim Seminerleri, Söyleşiler, Basın Açıklamaları v.b.) iş sağlığı ve güvenliği konularını sürekli olarak işlemiş ve önemini vurgulamıştır. Bu konuda değerlendirmeyi kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Geldiğimiz noktada bir gerçeği daha vurgulamak kaçınılmazdır. Madencilik sektöründeki uygulamalarda birçok şey mühendislerin iradelerine bağlı olarak ve denetimleri altında gerçekleşmemektedir. Hangi iş kolunda olursa olsun kazaların nedenlerini ortaya koymadan, eksikleri söylemeden kazaları önlemek imkansızdır. Dolayısıyla iş kazaları kaçınılmaz bir yazgı değildir ve önlenmesi ya da en aza indirilmesi mümkün olan mesleki bir risktir.

İş sağlığı ve iş güvenliğini kazadan kazaya hatırlayanların "kaza geliyorum der" sözünü duymaları mümkün değildir. Bu sözü duyabilmek için o bilgiye, o bilince ve o hassasiyete sahip olmak gerekir. Bu nedenle; denetim görevi olan tüm kurum ve kuruluşları görevlerini eksiksiz yapmaya, kamu ve özel tüm girişimcileri de çözüme ulaşma gayreti çerçevesinde sağduyuya davet ediyoruz.24 Temmuz 2006

Dr. Erdoğan KAYMAKÇI

TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu başkanı

 

 

 

 

İisrail, Vahşetine Son Ver!

Ortadoğu‘da yine kan ve gözyaşı hakim. Önce Filistin, şimdi de Lübnan‘da bütün dünyanın gözü önünde Amerikan destekli İsrail saldırganlığı, kan, gözyaşı ve giderek vahşete dönüşen politikalarla işgal sürüyor. İnsanlığın bugüne kadar yarattığı bütün değerler ayaklar altına alınıyor. Bölgede; "yeni bir Ortadoğu lazım" diyerek binlerce masum yaşama ve göçe neden olacak olan evrenin efendisinin dedikleri yapılmakta ve halklar birbirine kırdırılmaktadır.

Başta BM olmak üzere dünyadaki büyük güç odakları olanı biteni seyrediyor. Yüz binlerce insan göçe zorlanıyor, hastaneler, kamu binaları, turizm merkezleri kalabalık yerleşim birimleri bombalanıyor. Genç, yaşlı ve çocuk herkes, İsrail saldırganlığının açık hedefi durumunda...

İsrail eliyle "Hizbullah" bahane edilerek sürdürülen bu işgal ve soykırım, giderek Ortadoğu‘nun tamamını kapsayarak genişleyen bu çıplak vahşet aslında BOP projesinin bir parçası olarak desteklenmektedir. Güçlü olan haklıdır saçmalığı dünyanın gözü önünde egemenliğini sürdürmektedir...!

Bizler; emek ve meslek örgütleri olarak bu insanlık suçuna karşı sesimizi yükseltiyor bu insanlık suçunun derhal son bulmasını istiyoruz...

Lübnan ve Filistin‘de savaş mağdurlarının, mazlumların, savaş kurbanı çocukların, kadınların sesi olduğumuzu haykırıyoruz...

Biliyoruz ki bu vahşet karşısında dünyanın seyirci ve sessiz kalmasının nedeni ABD ve büyük güçlerin Ortadoğu‘daki stratejik çıkarları ve beklentileridir. Mazlum Ortadoğu Halkları her defasında bu stratejik çıkarların kurbanı olmaktadır.

Öte yandan her defasında "İslamcı Retoriği" öne çıkararak iç politikada, İslami söylemlerle siyaset yapan AKP Hükümeti, Ortadoğu‘daki bu gelişmeler karşısında hiçbir ciddi girişimde bulunmamaktadır. Üstelik AKP Hükümeti ABD ile stratejik vizyon belgeleri, İsrail‘le ikili anlaşmalar imzalayarak Filistin ve Lübnan işgaline ortak olmaktadır. Emperyalizmin "Ortadoğu oyunu"na seyirci kalanları şiddetle kınıyoruz.

Tüm duyarlı insanları, emek ve meslek örgütlerini, emekten ve insandan yana olan siyasal partileri ve yapıları, Ortadoğu‘da mazlum halkların yanında ve onlarla birlikte taraf olmaya çağırıyoruz.

Türkiye‘deki demokrasi güçleri, savaş karşıtları olarak AKP Hükümetine sesleniyoruz. Tribünlere boş laf söylemek yerine, İsrail ile ikili anlaşmalara, ABD ile stratejik vizyon anlaşmalarına son ver, Büyük Ortadoğu Projesi‘nin taşeronluğuna soyunmaktan vazgeç.

Hiçbir ekonomik ve siyasi çıkar milyonlarca insanın yaşamından daha değerli değildir.

İSRAİL BU VAHŞETİ DERHAL DURDURMALIDIR...!

26 Temmuz 2006

Zonguldak KESK Şubeler Platformu

TMMOB Zonguldak İl Koordinasyon Kurulu

 

14 Ekim 2006 da Ankara da TMMOB Mitinginde buluşalım

"MÜHENDİSİ, MİMARI, ŞEHİR PLANCISINI SOKAĞA DÖKEN SİYASAL İKTİDAR UTANMALIDIR"

 

Ülkemizin tüm varlıkları özel sermaye istismarından kurtarılarak, toplumsal gönencimizin arttırılmasına yönelik ulusal, bölgesel ve kentsel düzeyde planlı ve kamusal bir ekonomi politikası esas alınarak, kamusal kaynaklara dayalı ve istihdamı arttırıcı sanayileşme ve kalkınma hedefine yönelik, özelleştirmelerin durdurulması, özelleştirilen halka ait varlıkların kamulaştırılması ve kamu kuruluşlarının yeniden güçlendirilmesi için,

 

Son yıllarda özellikle dışa bağımlılığın arttığı enerji sektöründe, nükleer enerji santralleri ve benzer maceralardan vazgeçilmesi ve ulusal kaynaklara dayalı, planlı bir politika izlenmesi için,

 

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması ile neredeyse bütün geleneksel kamu hizmeti alanlarının piyasalaştırılarak yabancı sermayenin istilasına açılmasına karşı çıkmak için,

 

Eğitimde öğrencileri müşteri olarak gören zihniyetin egemen olmasını sağlamaya yönelik girişimlere ve eğitim hizmetlerini bütünüyle bir pazar haline getirme çalışmalarına karşı durmak için,

 

Bütün çalışanlara grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkının tanınması için,

 

Tutuklu ve hükümlülerin tecridine dayalı hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerinde insani yaşam koşullarının hâkim kılınması için,

 

Başta düşünce ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere tüm demokratik hak ve özgürlüklerin, sözün özü demokrasinin önündeki engellerin kaldırılması için,

 

Ülkemizin doğasının korunması, sanayileşmenin çevreyi ve doğayı tahrip etmeden gerçekleştirilmesi için,

 

Kentsel mekânın, toplumsal yarar ve kullanım değeri ilkesi etrafında üretilmesi-paylaşılması ve doğal-kültürel varlıkların koruma-kullanma dengesi içerisinde yaşatılması için,

 

Kadına yönelik şiddeti ve toplumsal hayatın her noktasında cinsiyet ayrımcılığını önlemek için ve tüm emekçi kadınların mücadelelerinin yanında olmak-birlikte mücadele etmek için,

 

Tarım arazilerinin yok olmasına, kirlenmesine, genetik tohum ve gıdaların ülkemize sokulmasına, çiftçimizi üretimden, tarlasından koparan işsiz, yoksul bırakan politikalara karşı durmak için,

 

Su ve suya bağlı hizmetlerde çevre ve insan esas alınarak suyun mülkiyeti ve hizmetlerinin kamuda kalmasının sağlanması için,

 

AB müzakere sürecinin ülke çıkarları, çalışanlar, demokratik hak ve özgürlükler yönünden bir mücadele süreci olarak değerlendirilmesi için,

 

Kıyı ve orman yağmasına karşı çıkmak için,

 

"Madenlerimizin gerçek sahipleri halkımızdır" şiarını her zaman her alanda daha güçlü haykırmak için,

 

Hasankeyf‘te uzun bir tarihi süreci yansıtan bir birikimin dağıtılmasına, Bergama‘da, Eşme‘de, Belek‘te sermayenin halkın karsı çıkısına rağmen hukuk dışı yönelimlerine, Fırtına Vadisi‘nde, Munzur‘da, Sinop‘ta, Aloinoi‘de doğanın tahribine zemin hazırlayanlara, deprem ve taşkınları kader olarak kabul edip, hızlandırılmış tren kazalarına neden olanlara dur demek için,

 

Dünyanın her yerinde işgallere ve saldırılara karsı mazlum halkların yanında olduğumuzu ifade etmek için, Savaşa karşı barışı savunmak için,

 

TMMOB yasasına gereksiz ve yanlış yapılan müdahaleleri engellemek için,

 

Ücretli çalışan üyelerimiz ile emekli üyelerimizin sorunlarını ülke gündemine taşımak; işsiz üyelerimize sahip çıkmak için,

 

"Geleceğe uzak olan üzüntüye yakındır" lafzından yola çıkarak "gençlik geleceğimizdir" şiarını her zaman her alanda daha güçlü haykırmak ve yasama geçirmek için,

 

Üreterek büyüyen ve paylaşarak gelişen bir ülkede insanca ve barış içinde yasamak için,

 

Emeğe, insanımıza, üyemize, yasama, mesleğimize ve ülkemize sahip çıkmak için,

 

Ülkemizdeki ve dünyadaki emek güçleriyle dayanışma içinde, bağımsızlıkçı, eşitlik ve özgürlükçü bir Türkiye ve Dünya için, 14 Ekim 2006 günü Ankara‘da buluşuyoruz! Kapitalizmin ve emperyalizmin askeri, ekonomik, politik ve kültürel tüm örgütlerinden bağımsız, "Bir Başka Dünya, Bir Başka Türkiye, Bir Başka Yaşam Mümkün"dür.

 

13 Eylül 2006

  

TMMOB

ZONGULDAK İL KOORDİNASYON KURULU SEKRETERLİĞİ

 

14 Ekim‘de Ankara‘dayız

 

  

"EMEĞE, İNSANIMIZA, ÜYEMİZE, YAŞAMA, MESLEĞİMİZE, ÜLKEMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ"

  

14 EKİM 2006‘DA ANKARA‘DA "TMMOB MİTİNGİ"NDE BULUŞUYORUZ

 

14 Ekim‘de yapacağımız mitingde ; "Emeğe, İnsanımıza, Üyemize, Yaşama, Mesleğimize, Ülkemize Sahip Çıkıyoruz." demek için halkımızı Ankara‘ya çağırıyoruz...

 

Ülkemizde uygulanan ekonomik politikaların sonucunda işsizlik çığ gibi büyümüş, gelir azalmış, emekçi kesimin yıllar süren mücadeleyle elde ettiği sosyal haklar birer birer ellerinden alınmış ve emekçi insanlarımız sefalet ücretlerine mahkum hale getirilmiştir. Petrole sürekli zam yapılarak dünyanın en pahalı yakıtını kullanır hale getirilen ülkemizde memur ve işçi ücretleri ise dünyanın en düşük düzeylerine getirilmiştir. Kalkınıyoruz, büyüyoruz masalları iktidara yandaş medya tarafından sürekli verilmekte asıl büyüyen uluslar arası sermaye ve yerli işbirlikçileri ise gözden kaçırılmaktadır. İşsiz ve yoksul insanlar üzerinden güdülen ve son derece vurdumduymaz bir şekilde uygulanan sömürü politikalarıyla oluşturulan ve kalkındığı iddia edilen ülkemizin içinde bulunduğu bu durum gerçekten ibret vericidir. Bu gidişi değiştirmek bizim elimizdedir. Bir Başka Dünya, Bir Başka Türkiye, Bir Başka Yaşam mümkündür.

 

Sanayimiz, tarım arazilerimiz, eğitim sistemimiz, ulusal kültürümüz, doğal kaynaklarımız özelleştirme adı altında küresel sermayeye ve yerli işbirlikçilerine hiçbir ulusal ve kamu çıkarı gözetmeksizin bir bir teslim edilmektedir.

 

Ülkemizin genç insanları işsizlik gibi çok ciddi bir sorunla karşı karşıya bulunmakta ve geleceğe korkuyla bakmaktadır.

 

Ülkemizin milli eğitim sistemi; MEB marifetiyle bilimsellikten ve akılcılıktan hızla uzaklaşmakta, içi hurafelerle dolu ücretsiz ders kitapları dağıtılmakta ve böylece eğitim sistemimiz yıkıma sürüklenmektedir.

 

Ülkemizde ulusalcılık, laiklik, çağdaşlık kavramları; cemaat, tarikat, mafya ve töre kıskacında uygulanan politikalarla hızla değişime uğramaktadır.

 

Evet, biz teknik elemanlar da toplumun bir parçasıyız. Bizler de, işçimiz, köylümüz, esnafımız, eğitimcimiz, sağlıkçımız, öğrencimiz, işsizimiz yani bu ülkede yaşayan her bir bireyimiz kadar yaşanan olumsuzluklardan etkilendiğimiz için, tepkilerimizi dile getiriyoruz. Ve halkın da çıkarına olan taleplerimizi paylaşmak, bu mücadelemizde ülke ve toplum çıkarını kendi çıkarından önce gözeten tüm dostlarımızın desteklerini almak istiyoruz.

 

TMMOB ve bağlı odalarının varlıklarını koruması, bilim ve teknoloji ışığında mücadelesini sürdürmesini dilerken, yukarıda sıraladığımız temel düşüncelerle, üretken, ürettiğini paylaşan, emeğe saygılı, barış ve kardeşlikten yana demokratik bir ülke ve demokratik bir dünya talebimizle üzerimize düşen görevleri yerine getireceğimizi kamuoyuna bildiriyor,

14 Ekim 2006‘da Ankara‘da buluşuyoruz...

 

  • ABD‘nin başını çektiği savaş ve şiddet politikalarının derhal son bulması için,

  • Ülkemizde uluslararası tekellerin dayatmasını reddeden, toplumsal çıkarları gözeten ekonomik, sosyal ve siyasal bir politikanın oluşturulması ve uygulanması için,

  • Anayasa, yasa, yönetmeliklerde gerekli değişiklikler yapılarak tüm antidemokratik uygulamalara son verilmesi, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yaşama geçirilmesi için,

  • Her türlü ayrımcılığı reddeden demokratik barışçıl çözümler üretilmesi için,

  • Ülkemizde üretilen değerlerin, toplumsal refahın sağlanmasına yönelik olarak kullanılması için,

  • Ülke sanayisinin desteklenmesi temelinde, ulusal ve toplumsal çıkarlar çerçevesinde bir madencilik politikasının oluşturularak uygulanması ve bu politikalarda kamu girişimciliğinin temel bir unsur olarak desteklenmesi ve güçlendirilmesi için,

  • Maden Kanunu ve uygulama yönetmeliklerinin toplumsal fayda doğrultusunda yeniden düzenlenmesi için,

  • Madenciliğimizin temel kurum ve kuruluşlarının güçlendirilerek üretime yönlendirilmesi için

  • Özelleştirmelerin durdurulması, özelleştirilen halka ait varlıkların kamulaştırılması ve kamu kuruluşlarının yeniden güçlendirilmesi için,

  • Yerli kaynaklara dayalı bir enerji politikasının oluşturularak dışa bağımlı enerji politikalarından vazgeçilmesi için,

  • Çalışanların insanca bir çalışma ortamı içerisinde, rekabet ortamında erimemiş bir ücret karşılığında gelecek kaygısı duymaksızın çalışma koşullarının sağlanması için,

  • Kamu çalışanlarının grevli toplu sözleşmeli sendikal hakların bir an önce tanınmasını sağlamak için,

  • Bugün ülkemizde çalışma çağındaki insanlarımızın %20‘si işsiz. İşsizliğin doğal olduğu, işsizliğin kader olduğu yalanlarına karşı çıkmak için,

  • IMF‘nin, çokuluslu tekellerin ve yerli tekelci sermayenin, emek düşmanı ekonomik, sosyal ve siyasal dayatmalarına, ülkemizin kaynaklarının yağmalanmasına, ve insanlarımızın yoksullaştırılmasına hayır demek için,

  • Eğitim, sağlık gibi en temel insan hakkı olan kamu hizmetlerinin, paralı hale getirilmesine, ranta, faize ve borç ödemelerine odaklanan bir bütçeye hayır demek için,

  • Mesleğimize ve yasamıza sahip çıkmak için,

  • Yabancıların çalışma izinlerinde değişiklik yapan yasa tasarısının TBMM gündeminden çıkarılması için,

  • Ülkemiz lehine üretim, sanayi ve yatırım politikalarının oluşturulması için,

 

14 Ekim 2006 günü Ankara‘da buluşuyoruz.         27 Eylül 2006, Zonguldak

 

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz, Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü

 

Erdoğan KAYMAKÇI

TMMOB ZONGULDAK İL KOORDİNASYON KURULU SEKRETERİ

 

TTK ve IMF Politikaları

  

BASIN AÇIKLAMASI

 

Türkiye‘nin kalkınmasının önündeki engellerin kamu kuruluşları olduğu söylemiyle bu kuruluşlar hızla tasfiye edilmiş veya yok pahasına satılarak elden çıkarılmıştır. Bu uygulamada kazançlı veya sanayinin temeli olan kuruluşlar da yer almış ve bu kararlar; ülkemizin gelecek yılları düşünülmeden ve halka rağmen günü birlik politikalarla alınmıştır. IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kredi kuruluşlarının direktifleriyle gerçekleştirilen bu uygulamalarla ülkemiz her geçen gün elindeki değerlerini yitirmektedir.

 

Hükümetler, Enerji Bakanları ve TTK Yöneticileri değişmekle beraber 80‘li yıllardan bu yana ülkemizde uygulanan tek bir politika mevcuttur. Amerika‘ya görünmeden, IMF ve Dünya Bankası politikalarının uygulanacağı beyan edilmeden ülkemizde iktidara gelmek zordur ve bu nedenle; 80‘li yıllardan bu yana uygulanan politikalarda bir değişiklik olmamıştır. Söz konusu politikalarla ülkemizin Cumhuriyetle kurulan ve bizi bugünlere getiren tüm kurumları verimsizlik ve ekonominin sırtına yük diye ilan edilerek aşağılanmış; kaynakları kesilerek tasfiye işlemleri hızlandırılmıştır. Rekabeti ve girişimi destekleyerek özel sektörün alternatif ve yeni sahalarda, yatırım ve üretim yapmasını sağlamak yerine birçok irili ufaklı özel şirketin kamusal kaynaklardan beslenerek büyümesi, serpilmesi sağlanmıştır. Kısacası amaçlanan; rekabet ortamı, ekonomik gelişme ve sosyal refah değildir. Yapılan iş; özel sektörün KİT‘ler yardımıyla büyütülmesi, kapitalist ekonomiye tam geçiş ve küresel emperyalizme tam teslimiyettir. Bu değişim büyük oranda halkımızın, bu ülkede çalışanların beklentisi değildir. Bu değişim; bu ülkede yaşayan insanların nasıl bir tüketim politikasının malzemesi yapıldığı, çalışanların, emekçilerin nasıl iş ve sosyal güvenceden, ücret, eğitim, sağlık gibi haklardan yoksun bırakıldığı; ilerliyoruz, gelişiyoruz, dünyayla bütünleşiyoruz söylemleriyle toplumun haklarının nasıl ellerinden alındığı gerçeğidir. Halkımız yerine ABD ve AB‘den icazet alan bu politikalar, IMF ve Dünya Bankasından da direktif alan uygulamalardır.

 

Tasfiyeci ve özelleştirmeci politikalar bölgemizi, havzamızı da derinden etkilemiş ve ülkemizin kalkınmasına yön veren lokomotif kurum TTK‘nın faaliyet sahası, ekonomik yapısı, istihdam olanakları, yarattığı kamusal değer ve üretim hedefleri küçültülmüştür. Bu vizyonsuzluğun 5,5 milyon tondan 1,5 milyon tona düşen üretime, bölgemizde yaklaşık 50 bin kişinin işsiz gezmesine, şehrin madencilik kültürü ve bilgi birikiminin talan edilmesine neden olacağı düşünülmemiştir. Tüm bunların yerine Kamu Kuruluşlarının-TTK‘nın tasfiyesi ve küçültülmesi politikalarıyla ortaya çıkan birkaç sermaye sahibiyle şehrin önü açılıyor diye sevinilen ancak bazı rödevanslı sahalarda ve kaçak kömür ocaklarında iş güvencesi ve sosyal haklar ile iş güvenliği ve sağlığından yoksun bırakılan kitleler oluşmuştur. Rant ekonomisinin kenti tümüyle ele geçirmesi sanki bilerek hazırlanmaktadır.

 

2004 yılında tüm karşı çıkışlarımıza rağmen Maden Kanunu kapsamına alınarak son darbe indirilen Kuruma işlettirme yetkisi de verildikten sonra hızla özelleştirme politikaları izlenmeye başlamış ve havzada yatırımsızlık nedeniyle üretim dışında kalan bölgeler parça parça özel sektöre devredilmiştir. Ancak yaklaşık bir yıldan fazla zamandır bu sahaları alan firmalarda Kurum Yönetiminin sözleşme gereği her türlü kolaylığı göstermesine rağmen beklenen yatırımlar yapılmamıştır.

 

Eleştirimiz şudur: Tüm bu olumsuz gelişmelerin gerçekleşeceği son 30 yıldır Odamızın da içinde bulunduğu kuruluşlarca defalarca dile getirilmesine rağmen, ekonomik değişim, ekonomik gelişim diye yutturulan bu kapitalist ve halkın beklentilerine asla cevap vermeyen politikaları Kurum yönetimlerinin de benimsemeleridir. Aksine kamusal alan adına hiçbir önlem alınmaması ve artık günümüzde bu işin özel sektör lehine ve Kurumun tasfiye edilmesi pahasına gerçekleştirilmesi!.... Tüm bunlar yapılırken üretim mi arttı? Hazırlıklar mı hızlandı? Hayır, hiçbirisi olmadı. Sadece olan Türkiye Taşkömürü Kurumunun halka ait kaynakları üzerinden havası kirli, denizi kirli, ilişkileri kirli, morali bozuk, madencilik kültür ve birikimi giderek yok olan bir kent kaldı geriye.

 

Tüm bu olanlar bu kadarla kalacak mıdır? Hayır kalmayacaktır. Halkımıza ait zengin bir madenin üzerinde duran ve onu halk adına işletmesi gereken TTK üzerinden birkaç firma ile birkaç zenginin daha çıkması hedefleniyor. Bizzat işçisi ve mühendisleri tarafından hazırlanan panolarından kazdırılacak kömürümüz de var. Bunu da ihalelerle, sözleşmelerle birkaç firmaya vermemize ramak kaldı.

 

Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi ve Zonguldak Maden Mühendisleri Derneği olarak kömürümüzün ve TTK‘nın bu rant ekonomisine karşı savunulmasını, Kurumun ve kömürün kamu adına bir değer olduğunu, kamu adına üretilmesi gerektiğini söylüyoruz. Kömürü halkımız ve ülkemiz adına sahiplenmesi gereken TTK yöneticilerinin de her türlü siyasi baskıya rağmen özelleştirmeci, tasfiyeci, küçülmeci yaklaşımlarda ve uygulamalarda bulunmaktan vazgeçmelerini bekliyoruz.

 

Ülkemiz kömür ithalatı için dışarıya milyonlarca dolar ödemektedir. Bu yıl kömür ithalatına ödenen para 1,6 milyar dolardan fazladır. Bu parayı ithalata harcayan düşünce, ne yazık ki bu paradan daha az bir maliyetle üretime yönelik olarak yapacağı yatırımlarla kömür üretimini arttırmayı düşünmemektedir. Bu yatırımların yapılmasıyla sadece kamusal alanda değil, özel teşebbüs alanlarında da kömür üretimiyle birlikte; işsizlik, sosyal sorunlar, iş sağlığı ve güvenliği ve benzer birçok problemin ortadan kalkacağı da bir gerçektir.

 

Eski ve maliyeti yüksek olduğu gerekçesiyle sökülen Zonguldak Merkez Lavvarının yerine özel sektöre kurdurulan ve ton başına yıkama parası ödenen yeni lavvarlar istenilen randımanda çalışmamaktadır. Sözleşme gereği 2006 yılı başında kurulumu tamamlanmış olan Kozlu ve Üzülmez lavvarları taahhüt ettikleri kömürü dahi yıkayamadıkları gibi yıkama randımanları da sökülen Zonguldak Lavvarından da 30-40 yıllık mevcut diğer Kurum lavvarlarından da düşüktür. Lavvarlar tam randımanlı olarak çalışamadıkları için zaman zaman üretim kısıtlamasına bile gidilmektedir. Bu lavvarlara ödenecek yıkama parası yılda en az 3 milyon dolardır. Oysa bu para ile kurum yönetimi kendisi bir lavvar kurmayı düşünmemiştir. Bugün bu lavvarı rödevanslı çalışan küçük şirketler bile kurabilmektedir. Üstelik yeni teknolojiyle kurulan bu lavvarlar çok az işçi ile çalışabilmektedir.

 

Özel sektöre ihalen edilen ve kurumun asli işi olan hazırlıklarda da durum farklı değildir. Yaklaşık 2 yıl önce başlatılan bu uygulamada ihaleyi alan firmalar taahhüt ettikleri aylık ilerlemeyi gösterilen her türlü kolaylığa rağmen gerçekleştirememişlerdir. Cezaya girmesi gereken firmanın durumu takip edilmektedir.

 

Geldiğimiz noktada; Kurum Yönetimi kömür kazı işini de özel sektöre yaptırma peşindedir. Yeraltı panolarının hazırlık ve kömür kazı işleri özel sektöre gördürülüp sadece işçilikten tasarruf edilerek yapılan üretim karşılığında ödeme yapmak amaçlanmaktadır. Hazırlanan sözleşmeler bu şekilde olup kurum kendi üretiminde en büyük sorun olan nakliyat işinde bile bu firmalara her türlü kolaylığı sağlayacağını taahhüt etmektedir. Bu günlerde Kozlu-Çakmakkaya ihalesi çalışmaları yapılmaktadır. Daha sonra da Karadon -360/-460 katları arasında kalan panoların üretiminin ihaleye verileceği bilinmektedir. Kozlu- Çakmakkaya sahasının ihalesi daha önce yapılmış olup uygun teklif gelmediği için ihale dosyaları cazip hale getirilmeye çalışılmaktadır. Günübirlik düşünce ve politikaların sonucu olan bu uygulamalarda havzanın kömür sahaları elden çıksın da nasıl çıkarsa çıksın mantığı egemendir. Oysa yeraltına sokulan özel firma işçileri ile kurum işçilerinin arasında iş barışının bozulacağı, iş güvenliğinin en yüksek düzeyde tutulması gereken yeraltı madenciliğinde, tecrübesiz ve öncelik tercihi daha fazla kömür çıkarma olacak olan özel sektörün, iş güvenliği ve emniyet tedbirlerini ne kadar alacakları ve bu ocaklarla kurumun çalıştığı ocakların iç içe olduğu, herhangi bir yerde olacak olan bir ihmalin tüm yeraltını etkileyeceği hiç düşünülmemektedir.

 

Yeraltı kömür madenciliği geri dönüşü çok zor bir iş alanıdır. Bu ocakların devlet desteği (tüm dünyada da böyledir) olmadan çalışması mümkün değildir. Önemli olan bu desteği en aza indirgeyerek çalışanların verimliğini artırmaktadır. Bugün günübirlik politikalarla elden çıkarılan ocaklara, yarın göçükler nedeniyle geri dönüş çok zor ve maliyetli olacaktır. Bu politikalarla kurumu ve Zonguldak şehrini nelerin beklediği ortadadır. Düşük ücretli ve iş sağlığı ve güvenliğinden yoksun olarak çalışan işçiler ve fakirleşen bir kent ortaya çıkacaktır

 

Bugün ülkede, özelleştirilen ve satılan maden ocaklarının durumu ortadadır. Ya büyük bir iş güvenliği sorunu yaşamış, ya da kar etmediği için kapanmıştır. Küçültme, özelleştirme, kapatma saplantılarından vazgeçilip, ekonomik ve toplumsal kalkınma sağlayacak uzun vadeli kararlar alınmalıdır.

 

Kurumda son zamanlarda uygulanan 4857 Sayılı İş Kanununa tabi mühendis ve tekniker ile sözleşmeli çalışan mühendis ve teknik elemanlar karşılaştırıldıklarında; iş hiyerarşisi, sorumluluk alma, fiili hizmet zammı gibi konularda ciddi farklılıkların yaratıldığı görülmektedir. Böylesine dengesiz bir kadrolaşma isteklendirmeyi ortadan kaldırmıştır. Ayrıca üyelerimizin mevzuatlara uygun olarak yaptıkları işlemler nedeniyle baskı altına alınarak görevlerinden uzaklaştırılmaları veya çalışma yerlerinin değiştirilmeleri kabul edilir bir durum değildir.

 

Maden Mühendisleri Odası da maden kaynaklarının işletilip halkın yararına ve ekonomiye sunulmasından yanadır. Ancak ülkemizde bu sistemde insan ve emeğin sömürüsü mantığı egemendir. Emek sömürüsüne dayalı böyle bir sistemi savunmamız mümkün değildir.

 

Bütün bu olumsuzlukların nedeni küresel sermayenin çıkarlarını ulusal çıkarlarımıza tercih eden politikaların harfiyen uygulanmasıdır. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu yıllardır uygulanan IMF politikalarıdır. Çözüm; Emekten yana, üretimi, yatırımı, kalkınmayı, bilimi teknolojiyi, demokrasiyi, ülke potansiyelini harekete geçirmeyi eksenine koyan, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı sosyal devlet anlayışını hedef alan programı hayata geçirmektir.

 

Bu duygular ve düşüncelerle halkımızın yeni yılını ve bayramını kutlar saygılar sunarız.

26.12.2006

 

Erdoğan Kaymakçı

TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Zonguldak Şubesi

 

Çağlar Öztürk

Zonguldak Maden Mühendisleri

Derneği

  

 

 

 

03-09 ARALIK 2006 MADENCİLER HAFTASI

 

ZONGULDAK KUTLAMALARI

 

4 Aralık 2006 Madenciler günü ve bu günü içine alan Madenciler Haftası etkinlikleri; katılımın oldukça geniş olduğu ve bir hafta boyunca süren, çeşitli yarışmalar, söyleşi ve panellerle coşkulu bir biçimde Zonguldak‘ta kutlanmıştır.

 

Etkinliklerimiz 3 Aralık 2006 Pazar günü Atletizm İl temsilciliğinin organizasyonuyla yapılan ve şehir merkezindeki kargo alanıyla Uzunmehmet Anıtı arasında belirlenen 3 değişik parkurda gerçekleştirilen "Madenciler Yol Koşusu"‘nun değişik yaş ve kategorilerindeki yarışmalarıyla başlamıştır. Yarışmalara katılan yaklaşık 175 sporcuya (Küçükler, Yıldızlar, Gençler ve Büyükler) Odamız Zonguldak Şubesi tarafından yaptırılan ve Oda amblemimizi taşıyan tişört, polar üst ve eşofman dağıtılmıştır. Her madencilik bayramında yapılan ve gelenekselleşen "Madenciler Yol Koşusu" çocuklarımızın ve gençlerimizin heyecanlı, zevkli çekişmelerine sahne olmuştur.

 

Madenciler Yol Koşusu sonrasında kategorilerinde dereceye giren sporcular:

 

Küçük Kızlar :           1. Sema YAKARTAŞ (İnağzı İÖO)

                                    2. Açelya ÇELİKKOL            (A. Zeki Demirci İÖO)

                                    3. Melek KULLUK                 (Namazgah İÖO)

Küçük Erkekler :      1. Faruk GENÇLER                (Namazgah İÖO)

                                    2. Mehmet Ali KAHRAMAN (Kozlu Alparslan İÖO)

                                    3. Ferdi KAPAN                     (Namazgah İÖO)

Yıldız Kızlar              1. Elif ERGİN                         (Gazi İÖO)

                                   2. Nesrin Şerife ÖZKÖK        (Eğerci İÖO)

                                   3. Döndü KOCABACAK       (Namazgah İÖO)

Yıldız Erkekler          1. Ümit BARK                        (İnağzı İÖO)

                                   2. Birol AYGÜN                     (İnağzı İÖO)

                                   3. Onur KARAALP                (Eğerci İÖO)

Genç Kızlar               1. Dilara KARAKAYA           (Ticaret Meslek Lisesi)

                                   2. Esin ARSLAN                    (Ticaret Meslek Lisesi)

                                   3. Hülya ÖZÇELİK                 (Ticaret Meslek Lisesi)

Genç Erkekler           1. Ramazan AVŞAR               (Denizcilik Lisesi)

                                   2. Ali Can SAĞLAM   (Endüstri Meslek Lisesi)

                                   3. Özgür ABALI                     (Endüstri Meslek Lisesi)

Büyük Bayanlar        1. Esra BOZBAŞ                     (Kız Meslek Lisesi)

                                   2. Hatice DEMİRO                 (Ticaret Meslek Lisesi)

                                   3. Funda BİLKAN                  (Ticaret Meslek Lisesi)

Büyük Erkekler         1. Ramazan ÇETİNKAYA      (Erdemir Anadolu Lisesi)

                                   2. Ömer ÇEVİK                     

                                   3. Turgut EREN                      (Endüstri Meslek Lisesi)

Master Bayanlar       1. Şennur KARAMAN

                                   2. Hatice YILDIRIM

                                   3. Meral KASAPOĞLU

Master Erkekler        1. Zeynel TURAN

                                   2. İhsan ÖZDEN

                                   3. Rüştü ÖZDEMİR

  

3 Aralık 2006 Günü Saat 11.00‘da başlayan ve Zonguldak Briç Kulübünün katkılarıyla Zonguldak Maden Mühendisleri Derneğinde 60 sporcunun katıldığı Briç turnuvası gerçekleştirilmiştir.Saat 13.30 da Zonguldak Şube Lokalinde gerçekleştirilen ödül töreniyle dereceye giren 15 sporcuya Oda plaketi verilmiştir.

 

4 Aralık 2006 günü saat 09.30 da Zonguldak Şube Yönetim Kurulu tarafından valilik önündeki Atatürk Anıtına törenle çelenk konuldu ve saygı duruşunda bulunuldu. 2 Aralık 2006 tarihinde Dünya Madenciler Gününde yapılan basın açıklamamızda belirttiğimiz duygu ve düşüncelerle görevimizi yerine getirmeye çalıştık.

 

4 Aralık 2006 günü saat 10.00 dan 16.00‘a kadar süren bir programla "TTK Kozlu Müessesesi Konferans Salonu" nun açılışını çeşitli etkinliklerle gerçekleştirdik. Program saat 10.00‘ da saygı duruşu, istiklal marşı, ZKÜ Devlet Konservatuarı Opera Bölümü Öğrencileri Korosu ve ZKÜ Oda Orkestrasının değerli bestecilerin eserlerini seslendirdiği mini konser ile başlatıldı. Kozlu müessese müdürünün konuşmasının ardından teşekkür ve anı plaketlerinin emeği geçenlere dağıtılması sonrasında "Geçmişten Günümüze Fotoğraflarla Kozlu Müessesesi" temalı sergi açılışı yapıldı. Yarım saatlik aradan sonra Yrd. Doç. Dr. Oğuz GÜNDOĞDU (TMMOB) tarafından sunumu yapılan "Deprem Gerçeği ve Eğitim" söyleşisi gerçekleştirildi. Öğle yemeğinden sonra saat 14.00 da Yrd. Doç. Dr. Oğuz GÜNDOĞDU‘nun yönettiği ve konuşmacı olarak Yrd. doç. Dr. Ferruh AYOĞLU (ZKÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı), Can AVCI (İstanbul Sivil Savunma Müdürü) ve Erdem Veysel AKIN (AKUT Kocaeli Ekibi) ın yer aldığı "Deprem Sonrası Halk Sağlığı ve Kurtarma Organizasyonu" konulu söyleşi yapılmıştır.

 

Madenciler haftasının bu etkinliğinde hem TTK Kozlu TİM. Konferans Salonunun açılışı yapılmış hem de 1999 yılı depremlerinde ülkemizin yaşadığı felaketlerin ortaya çıkardığı bilinçsizlik ve duyarsızlığın hatırlanması amaçlanmıştır.

 

1999 depremlerinde ortaya çıkan, deprem ve kurtarma konularındaki yetersizliğimizi gözler önüne seren gelişmeler ile TTK gibi örgütlü, disiplinli ve hiyerarşik bir kamusal yapının bu tür felaketlerde ne denli önemli ve işlevsel olduğu tespiti yapılmıştır ayrıca; Depremler sonrasında TTK, AKUT, ve Sivil Savunma Örgütü arasında gerçekleşen bilgi paylaşımı, koordinasyon ve işbirliğinin devamına ve geliştirilmesine yönelik projeksiyonlar konuşulmuş ve tartışılmıştır.

 

4 Aralık 2006 tarihinde Madencilik Haftasının son gününe kadar devam edecek olan kültür- sanat etkinliğimiz olan bir çalışma yaptık. Bu etkinliğin gerçekleştirilmesinde Zonguldak İlinin değerli tiyatro sanatçısı Fahri BOZBAŞ ve arkadaşlarının katkıları için kendilerine bir kez daha Zonguldak Şube Yönetim Kurulu olarak teşekkür ediyoruz. "İlköğretim ve Liselerde Madencilik Hikayelerinin Dramatizasyonu ve Madenci Şarkılarıyla Öğrencilerle Buluşma" isimli bu müzikli tiyatro oyunu Zonguldak‘ta gösteri veya kapalı salonu bulunan okullarda yüzlerce öğrencimizle buluştu. Yaklaşık 150 yıllık madencilik kültür ve birikimi olan kentimizde çocuklarımızın ve gençlerimizin bu sanatsal etkinlikle madencilik uğraşının ruhuna ve felsefesine keyifli bir yolculuk yaptıklarını ve bu konudaki algılamalarında bir tebessüm oluşturduğumuz kanaatindeyiz.

  

4 Aralık 2006 günü Madenciler haftası boyunca devam edecek "Madencilik Filmleri Gösterimi" adlı bir etkinliği de başlattık. Bu etkinlikte; 4-9 Aralık 2006 günlerinde bir veya iki madencilik konulu filmi izleyenleri ile buluşturduk. 4 Aralık‘ta "Patronsuzlar I" isimli film, saat 17.30‘da GMİS Şemsi Denizer Konferans Salonunda gösterildi. Ardından, saat 18.15‘de ise; yine aynı salonda "İşgal" isimli filmin gösterimi gerçekleşti. Hafta boyunca gösterilecek filmlerin sağlanmasındaki katkılarından dolayı Eğitim-Sen Zonguldak Şubesine teşekkürlerimizi sunarız.

 

4 Aralık 2006 günü Odamız Zonguldak Şube Lokalinde saat 17.00 da açılışını Zonguldak Vali Yardımcısı Sayın Mehmet ÇUBUKTAR ve TTK Genel Müdürü Sayın Rıfat DAĞDELEN‘in gerçekleştirdiği "Madene Adanmış Bir Yaşam" konulu fotoğraf sergisi Madencilik haftası boyunca açık kalmıştır. Dönemine ilişkin fotoğraflar ve belgelerle Maden Mühendisi Rauf ALPSOYLU‘nun anlatıldığı sergi, oğlu İsmet ALPSOYLU tarafından derlenmiştir.

 

Rauf ALPSOYLU 1905 yılında İstanbul‘da doğdu.Ülkemizde eğitim gören ilk maden mühendislerini yetiştiren kurum olan Zonguldak Maadin ve Sanayi Yüksek Mühendis Mektebi‘nden 1931 yılında mezun oldu. Aynı yıl, Havza‘nın yabancı şirketlerin elinde olduğu dönemde, İncirharmanı Ocağı‘nda kartiye mühendisi olarak işbaşı yaptı. Sonrasında ise Kılıçlar ve İhsaniye ocaklarında çalıştı. 40‘lı yılların başında, "füzyon" döneminin ardından, savaş yıllarının her türlü yokluğu içinde binbir zorlukla yürütülen ve bugünkü üretim düzeyine temel direk olan amenajman çalışmalarının üst kadrolarında görev yüklendi. 1950‘de çeşitli merkez birimlerinde yöneticilik yaptı. EKİ‘den ayrılarak atandığı Garp Linyitleri İşletmesinde yöneticilikten sonra,1956‘da Maden Dairesi‘nden emekli oldu.

Emeklilik sonrasında üç yıl kadar serbest mühendislikle uğraştı. Daha sonra TKİ‘de Genel Müdür Yardımcılığı ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Müfettişliği gibi tekrar kamu hizmetlerini yürüttü. 1970 yılında yaş haddinden emekliğe ayrıldı. İkinci emekliliği sonrasın da mesleğinden kopmadı. Serbest mühendislik ve TMMOB Maden Mühendisleri Odası organlarında görev yaptı. 24 Şubat 1990‘da Ankara‘da vefat etti. Evli ve bir çocuk babası olan Alpsoylu Fransızca biliyordu.

 

Türkiye‘de madencilik mesleğinde Arın Mekanizasyonu‘nun ilk mucidi olan Rauf ALPSOYLU, Ereğli Kömürleri İşletmesi Müessesesinde ve bağlı ocaklarında bu sistemin ilk uygulamasını bizzat kendisi yapmıştır.  Zonguldak Ereğli Kömür İşletmeleri Müessesinde yöneticilik yaptığı sırada, Zonguldak Kapuz Plajı‘nın ve gazinosunun yapımı ve vatandaşlara açılması, eski iskele üstündeki Sürmen Kapalı Gazinosu‘nun açık olarak (bahçeli olarak) halkın kullanımına açılması, Şehir Kulübü binasının açılması gibi sosyal çalışmalar yaptı. Mesleğin yanı sıra Zonguldak Halkevi Reisliği, Zonguldak Gazeteciler ve Basın Mensupları Cemiyeti kuruculuğu ve yeni Türkiye Partisi Genel Başkanlığı gibi görevler üstlendi. Ataizi, Haber, İnkılap gazeteleri ile Ülkü matbaasının kuruculuğunu yaptı.

 

5 Aralık 2006 Salı günü Zonguldak‘taki değişik İlköğretim Okullarının öğrencilerinin madencilikle temas etmesini sağlamak, babalarının, amcalarının, ağabeylerinin yaptığı işi onların imgelerine yerleştirmek üzere yaklaşık 350 öğrencimiz Madencilik haftası boyunca TTK Eğitim Ocağına götürüldü. Öğrencilerimizin etkinliğe ulaştırılması için gerekli otobüslerin tahsisi için Kozlu Belediye Başkanlığına, Eğitim Ocağı içinde öğrencilerimize rehberlik yapan onları bilgilendiren Maden Mühendisi Sayın Sefa ELİBOL‘a ve TTK yöneticilerine  teşekkürlerimizi sunarız.

 

5 Aralık 2006 günü Madencilik Filmleri gösterisinde saat 17.30‘da GMİS Salonunda "Patronsuzlar II" ve saat 18.30‘da "Bir Günün Hikayesi" isimli filmlerin gösterimine devam edildi.

 

5 Aralık 2006 günü 2 gün sürecek ve Satranç İl Temsilciliğinin katkılarıyla gerçekleştirilen Satranç Turnuvası, Can Polat Pamay kapalı spor salonunda yapılmaya başlandı. Değişik okullardan yaklaşık 150 öğrencimizin katıldığı turnuva renkli görüntülere ve zevkli çekişmelere sahne  oldu. Dereceye giren öğrencilerimize Odamız plaketi ve ikişer adet kitap ödül olarak dağıtılmıştır.

 

Kategorilerinde dereceye giren öğrencilerimizin sıralaması ise şu şekildedir.

  

Küçükler: 1. Asım Zoran KABAKÇI            (Ahmet Erdoğan İÖO)

  2. İnanç USLU                            (Mithatpaşa İÖO)

  3. Gamze AŞGIN             (Arslan Zeki Demirci İÖO)

 

Yıldızlar : 1. Doğuş KÖKARTTI                   (Özel Ufuk İÖO)

                  2. Atakan CENGİZ                       (Özel Ufuk İÖO)

                  3. Ali İsa ÇAKIR                          (Karaelmas İÖO)

 

Gençler: 1. Erdi can AYDIN             (Fener Lisesi)

                2. Suat ÖZDAL                              (Anadolu Öğretmen Lisesi)    

                3. Mustafa Anıl DUVAN               (TED Koleji)

 

6 Aralık 2006 Çarşamba günü TTK‘dan Sayın Mesut ÖZTÜRK, ZKÜ‘den Sayın Prof. Dr. Nuri Ali AKÇIN ve Maden Mühendisleri Odasını temsilen Sayın Ayhan YÜKSEL‘in konuşmacı olarak yer aldıkları, Zonguldak Şube Lokalinde yoğun bir katılımla "Daimi- Teknik Nezaretçilik Uygulamaları ve Maden Kanunu" konulu panelimizi gerçekleştirdik.

 

Daimi-Teknik Nezaretçilik uygulamalarında kamu ve özel sektör uygulamalarının farklılığı, maden kanunundaki görev, sorumluluk ve yetki tariflerindeki eksikliklerin vurgulanmaya çalışıldığı panelde, Mesut ÖZTÜRK: Teknik Nezaretçi kavramının kamu kurumlarına uymadığını, mevcut yasalarda kamu kurumları ile ilgili özel bir hükmün bulunmaması nedeniyle TTK‘daki uygulamanın bu haliyle 2005 yılından beri devam ettiğini, yasa ve tüzüklerde birbirleri ile çelişkili hususların bulunduğu ve bunların mutlaka düzeltilmesi gerektiğini özetle söylenmiştir.  Ayhan YÜKSEL‘in konuşmasında ise; 1954 yılındaki ülke ve madencilik koşullarının uygulanmaya koyduğu Teknik Nezaretçilik kavramının değişen koşullar nedeniyle kaldırılarak, yerine her maden işletmesinde en az bir maden mühendisinin istihdamının zorunlu hale getirilmesini, mühendis sayısının kamuoyunda yapılacak tartışmalardan sonra belirlenecek kriterlerle tespit edilmesini, Teknik Nezaretçilik‘in  bu şekliyle uygulanmasında devletin ısrarı devam ederse, uygulamanın yeminli müşavir yasasında olduğu gibi Teknik Nezaretçinin yetki ve sorumluluklarını  net olarak belirleyen bir yasanın çıkması gerektiğini, Teknik Nezaretçinin ücretini işverenden almaması gerektiğini aksi taktirde denetim elemanından çok kaçakları yasal hale getiren bir eleman olacağını, TTK‘daki uygulamada ise; Teknik Nezaretçilerin üretim işyerlerinde çalışanlardan değil de, konunun uzmanlarının bulunduğu İş Güvenliği Daire Başkanlığında görevli uzman mühendislerden atanmasının daha uygun olacağını özetle vurgulamıştır.

 

Yöneticiliğini Prof. Dr. Nuri Ali AKÇİN‘ in yaptığı panelde ele alınan ve katılımcıların da katıldığı tartışmaların, Daimi-Teknik Nezaretçi uygulamalarının algılanmasını kolaylaştırdığını ve belli bir birikimi ortaya çıkarttığını söyleyebiliriz.

 

6 Aralık 2006  günü madencilik filmlerinden "Maden" saat 15.30‘da Kozlu TİM konferans salonunda izleyicileriyle buluşturuldu.

 

7 Aralık 2006 günü,bağımsız bir ulus devletin aslında elimizdeki en büyük değer olduğunu, ülkemizin gittiği her yerinde vurgulayan, Atatürkçü yazarımız sayın Metin AYDOĞAN‘ ın konuşmacı olarak katıldığı ve bizleri şereflendirdiği " Türkiye‘nin Yakın Geleceği Toplumsal  Sorunumuz ve Yapılması Gerekenler " konulu söyleşisini saat 18.00‘ da GMİS Şemsi Denizer Konferans Salonunda gerçekleştirdik. Yazar Metin AYDOĞAN ; Türkiye‘ nin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını yitirme sürecinin ne zaman ve nerede başladığını, 20.yy. emparyalizminin 21. yy. a hangi araçlarla  aktarıldığını ve ülkemizin geleceğini hangi tehlikelerin beklediğini, Kemalist ilkelere yeniden sahip çıkarak, örgütlenerek ve bilinçlenerek yapılması gerekenleri anlattığı konuşması hepimize bir uyarıydı. Konuşmasıyla aydınlanan düşüncelerimiz için sayın Metin AYDOĞAN‘ a bir kez daha teşekkür ediyoruz.

 

7 Aralık 2006 günü Kozlu TİM konferans salonunda "Karaelmas" isimli filmle madencilik filmleri gösterimine devam edildi.

 

8 Aralık 2006 günü  Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi tam bir bayram yeriydi. Satranç, şiir, öykü ve resim yarışmalarında dereceye giren öğrencilerimizin neşesi ve heyacanı lokalimizin her yerini kaplamıştı. Saat 17.30‘ da başlayan ödül törenimize katılımlarıyla bizleri onurlandıran 3. Jand. Er Eğt. Tug. Komutanı Tuğg. Recep ONUR; Kozlu Belediye Başkanı Hüdai DÖKMECİ, ve Gençlik Spor İl Müdürü Halit ÇALIKOĞLU‘ na çocuklarımızı yalnız bırakmadıkları için bir kez daha teşekkür ediyoruz.

 

Ödül töreni öncesinde üyemiz Emine UZUN‘ un "Fotoğrafların Dili" adlı projeksiyon gösterisinden sonra Tiyatro ARIN‘ ın " Madencilik Hikayelerinin Dramatizasyonu ve Madenci Şarkılarıyla Öğrencilerle Buluşma" isimli müzikal oyunun lokalimizde sergilenmesi törenimize ayrı bir renk kattı.

 

Birbirinden güzel resimleri, öyküleri ve şiirleri minik yüreklerindeki insanlıkla yaratan çocuklarımıza hangi ödülü versek az olacaktı.Odamızın kurabiye ve meşrubat servisi eşliğinde çocuklarımıza plaketleri,ikişer adet Cumhuriyeti ve Atatürk‘ ü anlatan, çağdaş,ilerici yazarlarımızın roman, şiir, öykü ve inceleme kitapları ile boya takımları vererek onların bu yaratıcılığını teşvik etmeye çalıştık.

 

9 Aralık 2006 günü saat 13.30‘ da Maden Mühendisleri Odası  Zonguldak Şubesi lokalinde "Germinal" filminin gösterimiyle Madencilik bayramımızı noktaladık.

 

Son olarak; etkinliklerimize katkı koyan tüm kişi kuruluş ve kurumlara Zonguldak Şube Yönetim Kurulu olarak teşekkür eder, madencilerimizin bayramını kutlayarak iş güvenlikli çalışma koşullarıyla kaliteli bir yaşam dileriz. 19 Ocak 2007

 

Maden Mühendisleri Odası

Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu

  

 

3 Mart 1992

 

BASINA VE KAMUOYUNA

  

Bugün, 3 Mart 1992‘de TTK Kozlu Müessesesi‘nde meydana gelen ve 263 madencinin görev şehidi olduğu grizu faciasının 15. yıldönümü. Bugün onlarla birlikte tüm maden şehitlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyor ve bu vesileyle geçmişte bıkmadan usanmadan defalarca dile getirdiğimiz düşüncelerimizi bir kez daha basın önünde kamuoyuyla paylaşıyoruz.

 

Bilindiği gibi madencilik işkolu, özellikle yeraltı madenciliği, gelişmiş kömür ülkelerine sahip ülkelerde dahi çalışma ortamının en ağır, en zor ve en riskli olduğu iş kollarının başında gelmektedir. Böyle bir iş kolunda, çalışanların sağlığı, iş güvenliği, alınacak önlemler ve yapılacak yatırımlar son derece önemlidir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri; çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal durumlarını en üst düzeye ulaştırarak sürdürmeyi, olumsuz çalışma koşulları nedeniyle sağlıklarının bozulmasını önlemeyi ve çalışma anında oluşabilecek iş kazalarını en aza indirgemeyi amaçlamalıdır. Kısacası her alanda olduğu gibi iş güvenliği açısından da yapılacak yatırımlar "insana" yönelik olmalıdır.

 

Madencilik doğası gereği içerdiği riskler nedeni ile özellik arz eden, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren dünyanın en ağır iş kollarından birisidir. Söz konusu uzmanlık ve deneyim uzun yıllar hatta nesiler gerektirmektedir. Özellikle son yıllarda devletin küçültülmesi, kamunun faaliyet alanının daraltılması ile ekonomik etkinlik ve verimliliğin sağlanacağı savı ile yapılan uygulamalar sonucu, ülkemiz madencilik sektörü yarı yarıya küçültülmüş ve aynı zamanda uzun yıllar gerektiren bilgi ve deneyim birikimi de darmadağın edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir.

 

Bir yandan ülkemiz madencilik kuruluşlarındaki mevcut birikimin reddedilerek, madencilik üretimlerinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi ve kuruluşlara bırakılması, bu yapılırken diğer yandan kamusal denetimin iyice gevşetilmesi kazaların "kaçınılmaz" olmasına neden olmaktadır.

 

Türkiye‘nin gelişmesinin önündeki engelin kamu kuruluşları olduğu, devletin küçültülmesi ve kamunun faaliyet alanının daraltılması ile ülke sorunlarının çözülebileceği söyleminin madencilik sektörüne yansıması, "kamu madencilik kuruluşlarının kapatılması, özelleştirilmesi, rödovans ile özel sektöre devredilmesi ya da en azından kamu kuruluşlarının yapmakla sorumlu oldukları işlerin özel şirketlere gördürülmesi" şeklinde olmuştur. Ancak bu güne kadar bu uygulamaların hiçbirisinden olumlu bir sonuç alınamamış, madencilik sektörü giderek küçülmüş, buna karşın sektördeki iş kazaları artmıştır. Düşük ücretlerle eğitimsiz, deneyimsiz ve sendikasız işçi çalıştırmaya müsait olan yöntem, yasadışı uygulamalara ve cevher kaçakçılığına da yol açabilmektedir. 4857 Sayılı İş Kanununun ikinci maddesine göre, ruhsat sahibi kamu kuruluşunun "asıl işveren" sıfatıyla rödovanslı sahalardaki iş kazalarından da sorumlu olduğu ve alt işverenlerini de iş sağlığı ve güvenliği bakımından denetleme sorumluluğu bulunduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

 

Böylesine zor ve riskli bir işkolunda, çalışanların sağlığı ve güvenliği, alınacak önlemler ve yapılacak yatırımlar son derece önemlidir. Ülkemiz madencilik sektöründe meydana gelen iş kazalarının önemli nedenlerinden biri, iş güvenliği ile ilgili yatırımların yeterince yapılmamasıdır. Kısa sürede yüksek kâr sağlamak amacıyla yapılan üretim projeleri, hızlı ve yüksek kazanç için üretim zorlamaları kazalara davetiye çıkarmaktadır.

 

Madencilik sektöründe iş güvenliğinden birinci derecede sorumlu kuruluşlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘dır. Ancak, Kamu denetiminin bu kuruluşlar tarafından yeterince yerine getirilebildiği söylenemez.

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan yeni İş Kanunu ve ilgili yönetmelikleri, madencilik sektöründe etkin denetlemenin yapılabilmesi bakımından son derece yetersizdir ve ciddi sakıncalar içermektedir. Söz konusu mevzuat, yeniden gözden geçirilerek madencilik sektörünün özellik arz eden sorunları da göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da, denetim elemanı olarak yararlanacağı maden mühendisi kadrolarını artırmak durumundadır. Madencilik sektörü gibi riski yüksek işyerlerinde İş Güvenliği Uzmanının çalıştırılması, çalışan sayısına bakılmaksızın zorunlu olmalıdır. Bununla ilgili yönetmelik, iki yıldır ertelenerek uygulanmamaktadır. Bu durum, işletmelerde kaza risklerinin artmasına neden olmaktadır.

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın madencilikten sorumlu birimi olan Maden İşleri Genel Müdürlüğü‘ne, yasa ile, "madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme" görevi de verilmiştir. Bununla beraber, söz konusu Genel Müdürlüğün 230 civarında personeli ile 24 binin üzerindeki maden ruhsat sahasındaki madencilik faaliyetlerini yeterince takip edebilmesi mümkün değildir. Bu kuruluş, madencilik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden yapılandırılarak, iş güvenliği ile ilgili denetim birimini oluşturmalı, personel kadrosu gerek nicelik gerekse nitelik bakımından geliştirilmelidir. Genel Müdürlük tarafından proje ve saha denetimi her açıdan detaylı olarak yapılmalıdır.

 

Yürürlükte olan yasal mevzuata göre "teknik nezaretçi" uygulamasında önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu uygulamada her teknik nezaretçi, Türkiye‘nin herhangi bir yerindeki 10 sahaya aynı anda bakabilmekte ve maden sahalarına ayda sadece 2 kez gitmeleri yeterli sayılmaktadır. Bu durum maden sahalarında iş güvenliği bakımından sorunlara neden olmaktadır. Teknik nezaretçi uygulamasında, iş güvenliğinden de sorumlu mühendis ücretini, denetlemek durumunda olduğu işyeri sahibinden almakta olup, bu durum mühendisin, işletme ile ilgili kararlarında özgür davranmasını engellemektedir. Bu açıdan, teknik nezaretçinin özgürce karar verebilmesi ve görevini layıkıyla yerine getirebilmesi amacıyla, ücretini oluşturulacak bir fondan alması için gerekli yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır.

 

Maden mühendisinin teknik nezaret görevi alabileceği ruhsat sayısı azaltılmalı, çalışan sayısına bakılmadan tüm yeraltı işletmelerinde teknik nezaretçilerin daimi olarak işyerinde bulunma zorunluluğu getirilmelidir.

 

Madencilik sektöründeki denetimin; dünyada tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, mutlaka maden mühendisleri tarafından yapılması gerekmektedir. Her maden işletme faaliyetinde iş güvenliği ve üretim için yeterli sayıda Maden Mühendisinin daimi istihdamı zorunlu olmalı, özellikle yeraltı işletmelerinde her vardiyaya en az bir maden mühendisi zorunluluğu getirilmeli, işletmenin özelliklerine ve taşıdığı risklere göre söz konusu mühendisin gerekli deneyime sahip olması mutlaka sağlanmalıdır.

 

Ülkemizde çok sayıda maden işletmesi, mühendislik bilim ve tekniğinden uzak, teknik elemanın gözetim ve denetimi olmaksızın, tamamen ilkel koşullarda çalışmaktadır. İş güvenliği ve işçi sağlığı kuralları hiçe sayılarak, tamamen emek yoğun, mekanizasyondan uzak çalışma anlayışı çerçevesinde yürütülen bu tarz işletmecilik terk edilmediği sürece, bu kazaların sonu gelmeyecektir. Bu çalışma şekli, her yıl çok sayıda ölümlü kazaya neden olduğu gibi, kaynak israfına ve çevre sorunlarına da neden olmaktadır.

 

Kaza sonrası organizasyon ve koordinasyonun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kurulacak bir birim tarafından yürütülmesi, buna ilişkin planlamaların bu birim tarafından geliştirilerek kaza sonrası yaşanan belirsizliklerin giderilmesi büyük önem arz etmektedir.

 

Geçtiğimiz günlerde Maden Kanununda değişiklik yapılarak bazı madenlerin denetiminin Özel idarelere devri gerçekleştirilmiştir. Özel idarelerde yeterli ve deneyimli maden mühendisi ve teknik kadro bulunmazken bu tür bir değişikliğin iş kazalarını artırmasından ciddi kaygı duyulmaktadır. Kaygı duyulmaktadır çünkü; ülkemizdeki kömür madenciliğinin işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından zaman geçirmeden ele alınmasının ne kadar yaşamsal bir önem taşıdığı yaşanan son kazalarla ortadadır. Ancak ne yazık ki, ülkemizde madencilik sektörünün en önemli sorunu olan işçi sağlığı ve iş güvenliği konuları bu kavramların hiç önemsenmediği anlayışların elindedir ve gündemlerinde de değildir.

 

Bugüne kadar meydana gelen tüm maden kazalarında hayatlarını kaybeden maden şehitlerini saygıyla anıyor, yakınlarının acılarını paylaşıyoruz. Tüm madencilik camiasına başsağlığı diliyoruz. Madencilik sektöründe giderek artmakta olan iş kazaları konusunda ilgilileri uyarıyor ve görevlerini eksiksiz yapmaya, gereken önlemleri acilen almaya davet ediyoruz.

 

Basına ve Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu

Zonguldak, 03 Mart 2007

 

 

1 Mayıs 2007

  

  

YOKSULLUĞA, IRKÇILIĞA VE SAVAŞA KARŞI

1 MAYISTA ALANLARDAYIZ !

 

Parası olanın iyi eğitim aldığı, sağlıklı ve güvenlikli yaşadığı, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik başta olmak üzere sosyal hakların budandığı, sosyal devletin ve kamusal alanın tasfiye edildiği bir süreci yaşıyoruz.

Yoksulluğun, işsizliğin, eşitsizliğin, adaletsizliğin ırkçı-milliyetçi saldırıların yaşandığı, Irak‘taki savaş ve işgal sonucunda yüzbinlerce insanın öldüğü bir dönemden geçiyoruz.

Böyle bir süreçten geçerken, geçmişte olduğu gibi bu günde yine 1 Mayıs‘ta alanlarda olacağız.

Ülkemizin bütün alanları 1 Mayıs alanlarıdır.

Ancak bu süreçte Taksim Meydanın 1 Mayıs için ayrı bir önemi vardır.

77 Bir Mayısı‘nın sesleri 30 yıldır kulaklarımızda çınlamaktadır.

77 Bir Mayısı‘nda yitirdiğimiz tüm değerlerimiz 1 Mayıs alanlarında bizimle birlikte olacaklardır.

Taksim Meydanının başka kesimlere açılırken, emekçilere, demokratik kitle örgütlerine ve  1 Mayıs mitinglerine açılmaması eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi anti demokratik bir yaklaşımdır. 

Zonguldak Demokrasi Platformu olarak; 1 Mayıs katliamının 30. Yılında Taksim Meydanında yapılacak 1 Mayıs etkinliğini destekliyor ve Zonguldak‘tan katılım göstereceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

Ayrıca, Zonguldak Demokrasi Platformu olarak Zonguldak‘ta da 1 Mayıs Mitingi düzenlenecektir. 1 Mayıs günü saat 16.30‘da İstasyon Meydanında bir araya gelinerek,  Madenci Anıtına yürünecek, burada yapılacak konuşma, müzik ve halaylarla miting sona erecektir.

Demokrasi Platformu tarafından, Genel Maden İş, BES, ESM, Tarım Orkam-Sen, ZOKEV, TMMOB Maden Mühendisleri Odası ve Zonguldak Barosundan birer temsilcinin katılımı ile bir tertip komitesi oluşturulmuştur.

Tertip Komitesi tarafından 1 Mayıs Mitingi yasal başvurusu 27 Nisan 2007 Cuma günü yapılacaktır.

Türkiye‘de, Ortadoğu‘da ve bütün dünyada savaşa karşı barışın, kardeşliğin, bir arada yaşamın, adaletin ve dayanışmanın hüküm sürdüğü bir gelecek yaratmak için,

İnsanca yaşam, insanca düzen için

Yaşanabilir ve temiz bir çevre için,

Gericiliğe ve ırkçılığa karşı  birarada yaşamak için

Yoksulluk, adaletsizlik, sömürüye ve neoliberalizme karşı

Parasız eğitim, parasız sağlık için

İşsizlik, özelleştirme ve taşeronlaştırmaya karşı

Her tür ayrımcılığa karşı eşitlik ve özgürlük için

12 Eylül darbecilerinin yargılanması için

1 Mayıs 1977 katliamı dosyasının açılması için

1 Mayıs‘ın resmi tatil ilan edilmesi için

Tüm çalışanlara sigorta, grevli - toplu sözleşmeli barajsız sendika ve siyaset hakkı için,

HAYDİ 1 MAYIS‘A !

  

Zonguldak Demokrasi Platformu

Erdoğan KAYMAKÇI

  

  

 

 

 

 

Sivas katliamı

 

BASINA VE KAMUOYUNA

 

2 Temmuz 1993‘de Sivas‘ta yaşanan vahşet.

 

Evet, bundan tam 14 yıl önce Sivas‘ta, Madımak Oteli‘nde, çok derin bir acı yaşandı. 2 Temmuz 1993‘de gözlerini kan bürümüş "gericiler", emeğin ve kardeşliğin sesi, sözü ve sazı olan aydın, sanatçı, yurtsever onlarca insanı güvenlik güçlerinin önünde yakarak katlettiler. Tüm dünyanın gözü önünde yaşandı bu katliam. Öyle bir anda değil, tam 8 saat süren bir işkenceyle, insanlık adına utanç verici bir şekilde gerçekleşti..."insanlık tarihinde din adına işlenen böyle bir vahşet görülmemiştir."

 

Sivas katliamı, "öteki" sayılanı yok etme histerisiyle hareket eden faşist gerici güçlerin ilk katliamı değildir.1980 öncesi yine Sivas, Çorum ve Maraş‘ta onlarca insanımız, kadın, çocuk denilmeden vahşice katledilmişlerdi. Aynı zihniyet tarafından 1980 öncesi ve sonrası birçok ilerici, demokrat insana, aydına, gazeteciye, işçiye, öğrenciye, öğretim üyesine karşı cinayet ve katliamlar düzenlendi. Farklılıklara tahammülsüzlük, hoşgörüden nasipsizlik, kendi gibi olmayana düşmanlık ve yok etme ile beslenen bu katliamlar zehirli sarmaşıklar gibi yayılmıştır. Bu zehirli sarmaşıkların tohumları Maraş‘ta, Çorum‘da, Sivas‘ta, Bahçelievler‘de birçok aydınımızın katledilmesinde atılmıştır. Bu tohumdan kendinden farklı düşünenleri din düşmanı, vatan haini olarak niteleyen, hoşgörü ve tahammül yoksunu nesiller yetişiyor.

 

Linç girişimlerini "vatandaşın haklı tepkisi" olarak gören, katilleri kutsayan ve kahraman olarak gösteren zihniyet de, şiddeti, linç kültürünü ve katliamları körüklemektedir. Aileden ve anaokulundan başlayarak çağdaş eğitim ve öğretim sistemini, demokratik hukuk düzenini, insan haklarını, demokrasiyi, hoşgörüyü devlet ve toplum düzeninde egemen kılmadıkça, barış ve kardeşlik tohumları ekmedikçe bu katliamların önüne geçilemeyecektir.

 

Farklı dinden, farklı inançtan, farklı dilden, farklı renkten, farklı kökten olana düşmanlığı yok etmek, bir arada ve kardeşçe yaşamı savunmak bu topraklardaki mozaiği bozmamak bugün daha da büyük bir önem arz ediyor.

 

İnsanlarımızın, aydınlarımızın katledilmediği, düşüncelerinden ötürü öldürülüp yakılmadığı, çetelerin ve sömürünün bulunmadığı, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve insan haklarının egemen olduğu başka bir Türkiye, başka bir dünya mümkün...

 

Sivas‘ta katledilen aydınlarımızı 14. yılında sevgi ve saygıyla anıyoruz. Katliamı gerçekleştirenleri lanetliyoruz. Sivas‘ı unutmak emperyalist, faşist odaklarca ve onların işbirlikçileriyle Ülkemizde ve Dünyada gerçekleştirilen katliamları unutmaktır.

Sivas‘ı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız... 2 Temmuz 2007

 

ZONGULDAK DEMOKRASİ PLATFORMU

  

  

 

1 Mayıs

 

YOKSULLUĞA, IRKÇILIĞA VE SAVAŞA KARŞI

1 MAYISTA ALANLARDAYIZ !

 

 

Parası olanın iyi eğitim aldığı, sağlıklı ve güvenlikli yaşadığı, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik başta olmak üzere sosyal hakların budandığı, sosyal devletin ve kamusal alanın tasfiye edildiği bir süreci yaşıyoruz.

 

Yoksulluğun, işsizliğin, eşitsizliğin, adaletsizliğin ırkçı-milliyetçi saldırıların yaşandığı, Irak‘taki savaş ve işgal sonucunda yüzbinlerce insanın öldüğü bir dönemden geçiyoruz.

Böyle bir süreçten geçerken, geçmişte olduğu gibi bu günde yine 1 Mayıs‘ta alanlarda olacağız. Ülkemizin bütün alanları 1 Mayıs alanlarıdır. Ancak bu süreçte Taksim Meydanının 1 Mayıs için ayrı bir önemi vardır.

 

77 Bir Mayısı‘nın sesleri 30 yıldır kulaklarımızda çınlamaktadır.

77 Bir Mayısı‘nda yitirdiğimiz tüm değerlerimiz 1 Mayıs alanlarında bizimle birlikte olacaklardır.

Taksim Meydanının başka kesimlere açılırken, emekçilere, demokratik kitle örgütlerine ve  1 Mayıs mitinglerine açılmaması eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi anti demokratik bir yaklaşımdır. 

Zonguldak Demokrasi Platformu olarak; 1 Mayıs katliamının 30. Yılında Taksim Meydanında yapılacak 1 Mayıs etkinliğini destekliyor ve Zonguldak‘tan katılım göstereceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

Ayrıca, Zonguldak Demokrasi Platformu olarak Zonguldak‘ta da 1 Mayıs Mitingi düzenlenecektir. 1 Mayıs günü saat 16.30‘da İstasyon Meydanında bir araya gelinerek,  Madenci Anıtına yürünecek, burada yapılacak konuşma, müzik ve halaylarla miting sona erecektir.

Demokrasi Platformu tarafından, Genel Maden İş, BES, ESM, Tarım Orkam-Sen, ZOKEV, TMMOB Maden Mühendisleri Odası ve Zonguldak Barosundan birer temsilcinin katılımı ile bir tertip komitesi oluşturulmuştur.

Tertip Komitesi tarafından 1 Mayıs Mitingi yasal başvurusu 27 Nisan 2007 Cuma günü yapılacaktır.

Türkiye‘de, Ortadoğu‘da ve bütün dünyada savaşa karşı barışın, kardeşliğin, bir arada yaşamın, adaletin ve dayanışmanın hüküm sürdüğü bir gelecek yaratmak için,

İnsanca yaşam, insanca düzen için

Yaşanabilir ve temiz bir çevre için,

Gericiliğe ve ırkçılığa karşı  birarada yaşamak için

Yoksulluk, adaletsizlik, sömürüye ve neoliberalizme karşı

Parasız eğitim, parasız sağlık için

İşsizlik, özelleştirme ve taşeronlaştırmaya karşı

Her tür ayrımcılığa karşı eşitlik ve özgürlük için

12 Eylül darbecilerinin yargılanması için

1 Mayıs 1977 katliamı dosyasının açılması için

1 Mayıs‘ın resmi tatil ilan edilmesi için

Tüm çalışanlara sigorta, grevli - toplu sözleşmeli barajsız sendika ve siyaset hakkı için,         HAYDİ 1 MAYIS‘A !

  

Zonguldak Demokrasi Platformu

1 Mayıs Mitingi Tertip Komitesi adına

Erdoğan KAYMAKÇI

 

Özelleştirme

 

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Geçmiş 5 yıllık hükümet döneminde; AKP iktidarının küresel tekelci sermaye güçlerinin veya onların çıkarına uygun görev yapan uluslararası finans kuruluşlarının direktifi ve denetimi altında uyguladığı yapısal uyum politikaları ve ekonomik programlar ile ülkemiz kaynaklarını talan ettiği görülmektedir. İçinde yaşadığımız dönemde, emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin uygulamalarıyla, Ülkemizi yeniden yapılandırmak amacıyla siyasi iktidarlarca hazırlattırılan ve reform olarak sunulan Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği isteklerini yansıtan, emekten ve emeğiyle geçinenlerin yararına değil, aksine emek sömürüsüne dayanan yasal ve kurumsal düzenlemelerin yapıldığı tarihsel bir süreç yaşanmaktadır.

Genel anlamda "küreselleşme" olarak tanımlanan bu süreç; yaşadığımız döneme damgasını vuran kapitalizmin çok uluslu şirketler aracılığıyla dünya boyutunda kurduğu ekonomik egemenliğin son aşamasıdır. Küreselleşme aynı zamanda, tekellerin aşırı kâra dayanan birikimi için savaş, terör ve gerginlik demektir. Çevre sorunları demektir, dünya yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yağmalanması demektir. Uluslararası sermaye, sendikasızlaştırmayla, uluslararası tahkim yoluyla, uluslararası finans kuruluşlarının baskısıyla özelleştirme ve rant ekonomisini egemen kılma uygulamalarıyla gelişmekte olan ülkelerin geleceklerini karartmaktadır.

Ülkemizde uygulanan ekonomik programın temel felsefesini, dünyada yaşanan gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirmek olanaklı değildir. Türkiye, 1980‘li yıllardan itibaren uluslararası sermayenin istemlerine uygun olarak enerjiden haberleşmeye, eğitimden sağlığa, tarımdan sosyal güvenliğe kadar hemen tüm alanlarda yapısal bir değişim programına tabi tutulmaktadır. AKP iktidarı döneminde şahikasını yaşayan ve yaşayacak olan bu süreçte ülkemizde de giderek artan bir ivmeyle sanayi yatırımları azalmış, çiftçi tarladan uzaklaşmış, işsizlik oranı çığ gibi büyümüş, çıkan krizlerin dayanılmaz boyutları yoksullaşma sürecini kronik hale getirmiştir. Bu durumdan tüm emekçiler büyük çapta olumsuz olarak etkilenmişler, insan gibi yaşamak için gelirlerinin üzerinde harcama yapmaya zorlanan bu insanlar tüketici kredileriyle, kredi kartlarıyla yaşamaya mahkum edilmişlerdir. Geçmiş iktidarların ve özellikle AKP iktidarının teslimiyetçi tutumları nedeniyle ülkemiz, emperyalizmin emek sömürüsüne dayalı küresel ölçekte yürüttüğü yeniden yapılanma süreçlerine en hevesli uyum gösteren ülkelerden biri konumuna sürüklenmiştir/sürüklenmektedir.

Özelleştirmeler yıllarca kamu işletmelerinin siyasi arpalık olduğu, zarar ettiği söylemi ile meşrulaştırılarak gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet tarihindeki en büyük özelleştirmeleri yapan AKP ise özelleştirme sürecini daha önceki gibi kar-zarar üzerinden meşrulaştırma yoluna gitmeden, doğrudan neo-liberal politikaları dile getirerek, "devlet işletmeci olmaz, devletin elindeki işletmeleri kar da etse zarar de etse, parayı verene satacağız" mantığı ile hareket ederek satmaktadır. 84 yıllık Cumhuriyet tarihinde oluşturduğumuz ve halkımızın malı olan pek çok kuruluş bu mantıkla elden çıkarılmış, peşkeş çekilmiştir. Bu uygulalamaların arkasında sermayenin çıkarlarının ve uluslararası finans kuruluşlarının direktiflerinin bulunduğu apaçık ortadadır. Yapılan özelleştirmeler; bir yandan kamu mülkiyetinin sermayeye devri ile gerçekleşirken diğer yandan da kamu hizmetlerinin ticarileşmesi ve paralı hale getirilmesini içermektedir. Bizler, kamusal alanın sermayeye devrini içeren bu uygulamalara karşı kamusal yararı ön plana alan kamu mülkiyetini ve kamusal hizmeti savunuyoruz. Bizler, özelleştirmeler konusunda asıl sorgulanması gerekenin kamu kurumları değil sermayenin kendisi olduğunu söylüyoruz.

Bulunduğumuz noktada çeyrek yüzyıllık özelleştirme süreci, ülkemizin ekonomik ve sosyal yapısında çok köklü bir değişimin yaşanmasına yol açmıştır. Bu süreçte Türkiye‘de kamusal anlayış çok güç kaybetmiştir, pek çok sektörde ülkemizin dışa bağımlılığı artmış, bazı sektörler doğrudan yabancı sermayenin kontrolüne girmiş ve yüz binlerce emekçi ya doğrudan ya da dolaylı işsiz kalmıştır. Özelleştirme gerçeğinde, gerçek tablo budur.

Biliyorsunuz, Zonguldak; ülkemizin taşkömürü rezervinin bulunduğu tek havzadır. Bu özelliği nedeniyle uzun yıllar ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunmuş, lokomotif görevi üstlenmiş bir emek ve emekçi kentidir. Zonguldak, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren artan kömür üretimi ile birlikte büyümüş 1980‘li yıllara kadar ülkemizin 1 numaralı ağır sanayi bölgesi olma özelliğini sürdürmüştür. 1980 yılından sonra uygulanan neo-liberal politikalar Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nu da yok olma noktasına getirmiştir. Kurum 2004 yılında Maden Kanunu kapsamına alınarak işlettirme yetkisi verilmiş ve bir anlamda işletme yetkisini kaybederek, kurumun tam olarak özelleştirilmesinin önündeki yasal engel de kaldırılmıştır. Böylece yıllarca küçülme programı uygulanan kuruma son darbe indirilmiştir. "Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nun 2006 Yılı Çalışmalarına ait Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Raporundaki Öneriler" bunun en somut göstergesidir. Bu rapordaki 1 nolu ana öneri; "...hukuku TTK‘ da kalmak üzere, "üretim alanlarının ve üretim birimlerinin bir an önce özel sektöre devredilmesi suretiyle Kurumun taş kömürü üretiminden çekilmesi ve sektörle ilgili genel politikaları ve koordinasyonu yürütecek şekilde yeniden teşkilatlanması" hususunun tetkik edilmesi" şeklinde olup siyasi iktidar kurumun tasfiyesini istemektedir. Öneriler son derece açıktır ve Kurum üretimden çekilerek bir anlamda yok edilecektir.

AKP politikasının yansıması olan bu rapordaki öneriler hayata geçirildiğinde; 150 yıldan fazla geçmişi olan bir üretim kültürüne sahip kurum yok olacak ve ucuz işçilik ve emek sömürüsü, yok olan bir Zonguldak‘la birlikte geriye daha da yoksullaşan kent halkı kalacaktır.

Her şeye rağmen yeraltı madenciliğinin uzman kuruluşu olan TTK bir KİT olarak kalmalıdır. TTK yeraltı madenciliğinde öncülük görevine devam etmelidir. Verimlilik politikalarıyla yeniden yapılandırılmalı, üretime ve istihdama yönelik yatırımlar arttırılmalıdır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi uygulanan neoliberal politikaların; ulusal varlığımıza zarar veren siyasi ve ekonomik uygulamalar olduğu, bütün kuruluşlarımızın "babalar gibi" satıldığı, ücret ve sosyal güvenlik haklarının budandığı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin paralı hale getirildiği, etnik ayrımcılığın körüklendiği, toplumsal bir çöküntü yaşatılarak toplumsal refleksin yok edildiği, emek sömürüsünün arttığı, devletin planlama, yönlendirme ve denetleme işlevlerinden ve sosyal devletten uzaklaştırılmasını hedefleyen yasalar çıkarıldığı ve bu yasaların mühendislik, mimarlık uygulamalarını da birçok alanda doğrudan ve olumsuz etkileyecek hükümler içeren uygulamalar olduğu görülmektedir.

Siyasi ve ekonomik bağımsızlığımızı tehlikeye sokan politikaları ve anlaşmaları yapanlar, bu politikaları uygulayanlar ve buna alet olan kamu yöneticileri bir gün bu ülkede yaşayan insanlara tarih önünde hesap vereceklerdir.

Tüm bu olumsuzlukların ve kötü gidişin durdurulması amacıyla bugün; ülkemiz aydınlarının temel ve acil görevi, tüm ulus güçlerinin ve emekçi halkın birliğini sağlamaktır. Bu görev günümüz koşullarında aydın olmanın temel belirleyicisidir. Tam bağımsızlık mücadelesinde emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı tavır almak aydın olmanın sorumluluğudur. Eğer bu yapılamazsa ülkemizin toprakları, yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarımız talan edilecek ve ulus devlet yapısı ortadan kalkacaktır. 20. yüzyılın başlarında bölgemizde oynanan "oyun" da "oyuncular" da aynıdır. Değişen yalnızca zaman ve teknolojidir. Bu oyun bozulmak zorundadır, bozmak zorundayız...

Görülüyor ki, yapılanların hiçbiri Ülkemizin yararına değildir. Yaklaşık 100 yıl boyunca yarattığımız değerlerin neredeyse tamamını küresel sermayeye teslim ettik. Üstelik bu işi kendi insanımızla, kendi iktidarlarımızla yaptık. Gerici, ılımlı İslam, yeşil kuşak ideolojilerini uygulamak pahasına küresel güçlerle işbirliği içinde olanlar yine kendi insanlarımız. Karşılığında kazandıkları ise; tartışmaya açılmış ve tüm değerleri alt üst edilmiş Atatürk‘ün Cumhuriyet Türkiyesi, gerici kadrolaşma ve gittikçe yoksullaşan halkımızdır....

 

Bildiğiniz gibi 25 binin üzerinde Türk Telekom çalışanını ilgilendiren toplu iş sözleşmeleri 29 Mayıs 2007 tarihinden itibaren sürmekteydi. Uyuşmazlık nedeniyle grev noktasına gelinmiş ve 16 Ekim 2007‘de grev kararı alınmıştır. Türk Telekom‘da işverenin tamamen haksız ve yanlış yaklaşımlarıyla tıkanmış olan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde gelinen durum, özelleştirme mantığının asıl gerçeğinin acımasızlığını ortaya koymaktadır. Telokom İşvereni OGER, sendikalı olmayan çalışanlara yönetimin kendiliğinden verdiği ücreti sendikalı çalışanlara vermemiş ve onur kırıcı bir yaklaşım sergilemiştir. Türk Telekom çalışanlarının haklı taleplerini görmezlikten gelen yönetim anlayışının sendikal örgütlülüğü zayıflatma dışında bir amacının olmadığı açıktır. Bizler Türk Telekom çalışanlarının yanında olduğumuzu açıklıyor ve haklı grevi destekliyoruz.

Son zamanlarda ülkemizin birçok yerinde terör ve şiddet olayları hızla yükselmekte, asker ve sivil pek çok vatandaşımız bu olaylar sonucu yaşamını yitirmektedir. Yaşamını yitiren askerlerimizin ve vatandaşlarımızın ailelerine ve halkımıza başsağlığı ve sabır diliyoruz. ABD‘nin, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yeniden yapılandırmaya çalıştığı bölgemizde kan ve gözyaşının dinmediği ve toplumsal gerginliğin çok tehlikeli boyutlara ulaştığı görülmektedir.

Emperyalizmin "böl, parçala, yönet" politikaları bugün de ülkemizde ve komşularımızda uygulanmaktadır. Bu oyun mutlaka bozulmalıdır. Yaşamını yitirenlerin tamamı bu ülkenin vatandaşıdır. Şiddet ve terörle bir yere varmak mümkün değildir ve şiddet, şiddeti doğurmaktadır. Her türlü şiddeti, nereden ve kimden gelirse gelsin nefretle kınıyoruz. Siyasi iktidar; sorunların çözümü konusunda sorumluluk almamakta, toplumun tüm kesimlerini kucaklamak yerine, ayrışmayı öne çıkaran yanlış politikalar uygulamaya devam etmektedir. Terör ve şiddet olaylarının sonlandırılması için her türlü demokratik çabayı göstermek bir insanlık görevidir.

Kısaca söylemek gerekirse yukarıda ifade edilen bütün olumsuzlukların nedeni küresel sermayenin çıkarlarını ulusal çıkarlarımıza tercih eden politikaların harfiyen uygulanmasıdır. Çözüm; emekten yana, üretimi, yatırımı, kalkınmayı, bilimi, teknolojiyi, demokrasiyi, eşitliği, insan haklarını eksenine koyan, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı ve sosyal devlet anlayışını hedef alan programın acilen hayata geçirilmesidir.

Kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz...  Ekim 2007

TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu

 

22 Temmuz Seçimi Öncesi

 

BASIN AÇIKLAMASI

 

Türkiye; son yıllarda uygulanan ve halktan, emekten yana olmayan politikalarla siyasette, ekonomide ve toplumsal yaşamın her alanında zor bir dönemden geçmektedir. Ülkemizdeki ekonomik ve sosyal bunalımın yaratıcısı "emperyalizm ve örgütlerinin" (IMF, Dünya Bankası, AB) marifetiyle 12 Eylül 1980‘den sonra uygulamaya konulan neo-liberal politikalarıdır. Emperyalizm tarafından yönlendirilen ekonomik ve politik uygulamaların amacı; dünya ülkelerinin sınırlarını savaşla veya parasal ve siyasi güçle değiştirerek, ulus devlet yapılarını çökerten ekonomik işgal programları uygulayarak bağımsızlıklarını ellerinden almaktır.

Ülkemizde 12 Eylül‘le başlayan sömürge uygulamaları; ulusal pazarı küresel sermayenin kullanımına tümüyle açan süreci başlatmıştır. Ulusal değerlerimiz küreselleşme ya da serbest ticaret adına ve hiçbir kural tanımaksızın yerli yabancı sermayeye devredilmiştir. Türkiye;  Osmanlı‘nın son döneminde olduğu gibi bir açık pazar, bir yarı sömürge durumuna getirilmiştir. Ülkemiz ulusal varlığını ayakta tutan, genç Türkiye Cumhuriyeti‘nin kalkınmasına öncülük eden değerlerini birer birer yitirmektedir. Cumhuriyetle birlikte bir kimliğe kavuşan ulus-devlet gücü ve bu gücü oluşturan kamusal yapılanma "ekonomik krize" çözüm bulma adına planlı bir şekilde elden çıkarılmakta, özelleştirilmekte ve küçültülerek tasfiye edilmektedir.

Son iktidar döneminde ise küresel politikaların şahikası yaşanmış; küresel sermaye ve işbirlikçileriyle birlikte bir yağma düzeni oluşturulmuştur. IMF‘nin talimatlarıyla kamu kuruluşlarının hızla tasfiyesine gidilerek siyasi ve ekonomik bağımlılığı perçinleyen uygulamalar ulusal çıkarlar düşünülmeden yapılmıştır. ABD, IMF, AB ve küresel sermayenin sömürü politikalarını siyasi çıkarları uğruna hiç gözünü kırpmadan uygulamış, sözcülüğünü yapmış ve bu düşünceye sahip olanları da; kamu kuruluşlarının tasfiyesini hızlandırmak için iş başına getirmiştir. Bu uygulamaları yapanların düşüncelerinde bağımsız yaşamak düşüncesi yoktur, demokrasi yoktur, insan ve insan emeğini merkezine koyan politikalar yoktur. Bunların ruhunda ümmetçilik vardır, yandaşlarına ve küresel sermayeye çıkar sağlamak vardır.

Son 4,5 yılda; toplam dış borç 200 milyar dolardan 400 milyar dolara çıkarak, Cumhuriyet tarihinin en büyük dış borcu gerçekleştirilmiştir. Açlık sınırı 370 YTL‘den 650 YTL‘ye dayanmış, yoksulluk sınırı 1100 YTL‘den 2000 YTL‘ye ulaşmıştır. Şu andaki asgari ücret ise açlık sınırının altındadır. Uygulanan bu politikaların sonucunda milyonlarca insan işsiz, milyonlarca insan açlık sınırı altında, milyonlarca insan yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Emeğiyle geçinenlerin (işçi, köylü, memur, esnaf) borçları artmış, yaşam standartları düşmüştür, halkımız borçla yaşar hale gelmiş, emeğiyle geçinenlere yaşam hakkı tanınmamıştır. Sorumlusu; küresel güç, işbirlikçi sermaye ve politikacı ekseninde uygulanan IMF politikalarıdır.

Evet, ülkemizde bugün geldiğimiz noktada; başta enerji ve iletişim olmak üzere tüm stratejik sektörlerin özelleştirme adı altında tasfiyesi ve küçültülmesi sürecini yaşıyoruz. SEKA, SÜMERBANK, ETİBANK, TÜPRAŞ, DEMİR-ÇELİK SEKTÖRÜ, ETİ BAKIR, SEYDİŞEHİR ALÜMİNYUM, TELEKOM, TKİ, TTK, TEKEL, MADENLER, LİMANLAR, TARIM ARAZİLERİ, BANKALAR ve son olarak da Türkiye‘nin en büyük entegre petrokimya tesisi, 50‘yi aşan petrokimyasal ürün yelpazesiyle sanayimizin hammadde üreticisi durumundaki PETKİM satılmıştır.

 

Tasfiyeci ve özelleştirmeci politikalar bölgemizi ve havzamızı da derinden etkilemiş, ülkemizin kalkınmasına yön veren lokomotif kurum TTK‘nın faaliyet alanı, ekonomik yapısı, istihdam olanakları, yarattığı kamusal değer ve üretim hedefleri küçültülmüştür. Siyasi tercihlerin; 5,5 milyon tondan 1,5 milyon tona düşen üretime, bölgemizde yaklaşık 50 bin kişinin işsiz gezmesine, şehrin madencilik kültürü ve bilgi birikiminin talan edilmesine neden olacağı düşünülmemiştir. Uygulanan sistem kurumun tasfiyesini istemektedir.

 

TTK uzun yıllardır ihmal edilmiş hâkim zihniyetin talebi doğrultusunda sürekli olarak faaliyet alanı küçültülmüş, çalışan sayısı azaltılmıştır. Kurumun kendisinin yapmak zorunda olduğu hazırlık, üretim ve yıkama gibi asli işleri özel sektöre yaptırılmaya başlanmıştır. Öncelikle hazırlık işleri, sonra lavvarlar kurdurularak kömür yıkama işleri özel sektöre devredilmiştir. Son olarak da kurumun en önemli görevi olan üretim işlerinin özel sektör marifetiyle yapılması planlanmaktadır.

 

Dünyada sık sık gündeme gelen enerji veya enerji hammaddeleri krizleri; ülkeleri enerji politikalarını olası krizleri dikkate alarak programlamaya yöneltmiştir. Yani ülkeler enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla enerji üretiminde önceliği kendi kaynaklarına vermektedir. Ülkemizde ise enerji üretiminde öncelik, yerli kaynaklara değil yabancı kaynaklara verilmektedir. Ülkemiz son dönemde enerjide % 74 dışa bağımlı hale gelmiştir. Enerji üretiminde kendi öz kaynaklarımız olan kömürün payı % 50‘lerden, % 25‘lere kadar düşmüştür. Doğalgazın enerjideki payı ise % 5,7‘lerden bugün % 45‘ler düzeyindedir. Bunun sonucunda da ülkemiz sanayi sektöründe dünyada en pahalı elektrik kullanan ilk üç ülkeden biri haline gelmiştir.

 

Ülkemiz, toplam 9,3 milyar ton linyit rezervi ile büyüklük bakımından dünyada 11. sıradadır. Elektrik üretiminde öncelikle kendi öz kaynaklarımız değerlendirilerek yatırım yapılmaması akılcı bir politika değildir. Enerjide dışa bağımlılığımız muhtemel enerji krizleri karşısında ülkemizi savunmasız konuma getirecektir. Bu nedenle; yerli enerji kaynaklarımıza dayalı enerji yatırımları teşvik edilmeli, kamu kuruluşlarının enerji yatırımı yapabilmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

 

Evet, yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi; ülkemizde uygulanan politikaların; ulusal varlığımızı tehdit eden siyasi ve ekonomik politikalar olduğu, stratejik alanlar dâhil kâr eden KİT‘lerin de özelleştirildiği, tarım sektöründeki desteklerin kaldırıldığı, ücret ve sosyal güvenlik haklarının kısıtlandığı, en temel hak olan ve ücretsiz olması gereken eğitim ve sağlık hizmetlerinin paralı hale getirildiği, etnik ayrımcılığın körüklendiği, emek sömürüsünün arttığı, ekonomik ve siyasi konularda kendi başımıza karar veremez hale geldiğimiz uygulamalar olduğu görülmektedir.

 

22 Temmuz Seçimlerine yaklaştığımız şu günlerde halkımıza oylarını kullanırken yukarıda sıralanan konuları düşünmelerini ve oylarına sahip çıkmalarını öneriyor emekten yana politikaları, demokrasiyi, bilimi ve teknolojiyi, barış ve özgürlüğü, kardeşliği eksenine koyan programların hayata geçmesini diliyoruz.

 

Bir başka dünya, bir başka Türkiye bir başka Zonguldak var diyoruz.

 

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBESİ YÖNETİM KURULU

 

 

3 Kasım Mitingi

 

3 KASIM‘DA

ÖZGÜR DEMOKRATİK EŞİTLİKÇİ BİR TÜRKİYE İÇİN

ANKARA‘DAYIZ

 

Bugün ülkemiz kapitalist küreselleşmeye uyum adı altında sermaye lehine yeniden şekillendiriliyor. Ülkemizi yönetenler, halkın ihtiyaçlarını ve beklentilerini göz ardı ederek kendi küçük hesapları ve çıkarları doğrultusunda bir Türkiye inşa etmeye çalışıyorlar. Anayasa tartışmalarından, sosyal alandaki düzenlemelere, kentlere, ormanlarımıza, yaşam alanlarımıza ve geleceğimize ilişkin her konuda halktan ve toplumun örgütlü kesimlerinden esirgenerek kararlar alınıyor, uygulamaya sokuluyor.

 

Bizler, geleceğimizi şekillendirecek uygulamaların bize rağmen hayata geçirilmesine izin vermeyeceğiz. "Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi bir Türkiye" talebimizi herkese duyuracağız.

 

Bizler özelleştirmelerin durdurulmasını, özelleştirilen halka ait varlıkların kamulaştırılmasını ve kamu kuruluşlarının yeniden güçlendirilmesini istiyoruz.

 

Son yıllarda özellikle dışa bağımlılığın arttığı enerji sektöründe bizler, nükleer enerji santralleri ve benzer maceralardan vazgeçilmesini ve planlı bir enerji politikası izlenmesini istiyoruz.

 

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması ile neredeyse bütün geleneksel kamu hizmeti alanlarının piyasalaştırılarak yabancı sermayenin istilasına açılmasına karşı çıkıyoruz.

 

Bütün çalışanlara grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkının tanınmasını ve özellikle kamu çalışanlarının da bu hakkı kullanmasının sağlanmasını istiyoruz.

 

Ülkemizin doğasının korunmasını, sanayileşmenin çevreyi ve doğayı tahrip etmeden gerçekleştirilmesini istiyoruz.

 

Kadına yönelik şiddeti ve toplumsal hayatın her noktasında cinsiyet ayrımcılığını reddediyor, kadın erkek yan yana, omuz omuza, yaşamın her alanında diyoruz.

 

Devlet hızla sağlık alanından çekiliyor. Söyledikleri "Sağlıkta Dönüşüm Programı" bir yıkım programıdır. Biz "Sağlıkta yıkımı durduralım! Herkese eşit, ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli sağlık hizmeti" diyoruz.

Tarım arazilerinin yok olmasına, kirlenmesine, genetik tohum ve gıdaların ülkemize sokulmasına, çiftçimizi üretimden, tarlasından koparan işsiz, yoksul bırakan politikalara karşıyız.

 

"Önlenemeyecek iş kazası yoktur! iş güvenliği mühendisliği yaygınlaştırılmalı ve yasal güvenceye alınmalıdır" diyoruz.

 

Afetler ve afetlerin en önemlisi depremler için acil önlemler alınsın diyoruz. Deprem ve taşkınları kader olarak kabul edip, doğa olaylarını afete ve yıkıma çevirenlere karşıyız.

 

Su ve suya bağlı hizmetlerde çevre ve insan esas alınarak suyun mülkiyeti ve hizmetlerinin kamuda kalmasının sağlanmasını istiyoruz. Kıyı ve orman yağmasına karşı çıkıyoruz.

 

"Madenlerimizin gerçek sahipleri halkımızdır" şiarını her zamankinden daha fazla haykırıyoruz.

 

Her türlü parçacı kentsel dönüşüm projelerine karşıyız, yaşanabilir kent projelerinin katılımcı esaslarla düzenlenmesini istiyoruz. Kentsel mekânın, toplumsal yarar ve kullanım değeri ilkesi etrafında üretilmesi-paylaşılması ve doğal-kültürel varlıkların koruma-kullanma dengesi içerisinde yaşatılmasını istiyoruz.

 

Hasankeyf‘te uzun bir tarihi süreci yansıtan bir birikimin dağıtılmasına, Bergama‘da, Eşme‘de, Belek‘te sermayenin halkın karşı çıkısına rağmen hukuk dışı yönelimlerine, Fırtına Vadisi‘nde, Munzur‘da, Sinop‘ta, Aloinoi‘de, Kaz Dağları‘nda doğanın tahribine zemin hazırlayanlara karşıyız.

 

Dünyanın her yerinde işgallere ve saldırılara karsı mazlum halkların yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Savaşa karşı barışı savunuyoruz. Halkların kardeşlik içinde yan yana ve özgürce yaşayacağı "Bir başka dünya, bir başka Ortadoğu mümkündür" diyoruz.

 

Ülkemizin kalkınma planlarının ulusal bilim, teknoloji, yenilenme ve sanayileşme politikaları temeline oturtulmasını, bilim ve teknoloji yeteneğimizin yükseltilmesi amacı ile eğitime ayrılan kaynakların arttırılmasını, siyasi tasarruflardan ve müdahalelerden uzak bir eğitim ortamının yaratılmasını, fırsat eşitliğine dayalı kaliteli eğitimi, öğretim üyelerinin insanca yaşamını sağlayacak ücret almalarını, üniversitelerin birer ticarethaneye dönüşmemesini istiyoruz.

 

Sermayenin kârı için düzenlenmiş bir rant ekonomisi içinde, bu ekonominin yarattığı plansızlık ve karmaşa yoluyla yaşam koşullarımızın yanında, mesleki kimliklerimizin de erozyona uğramasına "hayır" diyoruz.

 

Her gün milyonlarca insanın kullandığı, tükettiği, içinde, üzerinde yaşadığı, çalıştığı her şeyi, kısacası hayatın kendisini tasarlayan mühendis, mimar ve şehir plancıların, bugün ucuz emek piyasasında açlık sınırıyla yoksulluk sınırı arasındaki ücretlerle yaşam mücadelesi vermesine hayır diyoruz.

 

İşsizliğin doğal olduğu, işsizliğin kader olduğu yalanlarına karşıyız. İşsiz üyelerimize sahip çıkıyoruz. Ücretli çalışan üyelerimiz ile emekli üyelerimizin sorunlarının çözülmesini istiyoruz. Emperyalist sömürü politikalarına hayır diyor, tam bağımsız bir Türkiye istiyoruz.

 

TMMOB, taraftır. TMMOB, bu toplumu kim çatışma ortamına sürüklüyorsa; kim şiddet ve baskı politikalarında ısrar ediyorsa; kim çok kimlikli, çok kültürlü bir toplumsal modeli dışlayarak, barışın kalıcı hale getirilmesinden kaçınıyorsa; kim iç ve dış politikada gerilim yaratmaktan medet umuyorsa; kim demokratikleşmeyi AB ile pazarlık sınırında tutup, hak arama mücadelesini anti-demokratik yöntemlerle engelliyorsa onlara karşı taraftır. TMMOB, kim karşısındakinin kimliğine, kültürüne, inancına saygı gösteriyorsa; kim ülkenin sorunlarına özgürlük ve demokrasi zemininde çözüm arıyorsa onlardan yana taraftır.

 

Bu yaşananlara karşı; şimdi tam da; karanlığa karşı aydınlığı; baskıcı, otoriter yönetim anlayışına karşı, özgürlük ve demokrasiyi; ırkçı ve milliyetçi anlayışın beslediği linç kültürüne karşı, bir arada kardeşçe ve barış içinde yaşamayı; her şeyin para-kâr olduğu piyasa anlayışına karşı eşitliği savunma zamanıdır. Şimdi tam da, eşit, özgür, demokratik bir Türkiye‘de bir arada yaşamı savunma, bunun için mücadele etme zamanıdır. Şimdi tam da geri adım atmadan temel hak ve özgürlüklere sahip çıkma zamanıdır.

 

Bizler bu süreçte emekten ve demokrasiden yana örgütlü ve örgütsüz tüm kesimlerle güçlerimizi birleştirerek, geleceğimize sahip çıkacağız. 3 Kasım‘da, Ülkemizin özgürlükten, demokrasiden, eşitlikten, barıştan ve emekten yana aydınlık insanları ile birlikte bir kez daha

Neo-liberal, özelleştirmeci, piyasacı, gerici ve baskıcı her türlü girişime karşı sesimizi yükseltmek, özgür demokratik ve eşitlikçi bir Türkiye irademizi göstermek için meydanlara iniyoruz. Hep birlikte, 3 Kasım‘da Ankara‘dayız.  31 Ekim 2007

 

TMMOB ZONGULDAK İKK

KESK-ZONGULDAK ŞUBELER PLATFORMU


 

RAPORLAR

 

 

 

TÜRKİYE TAŞKÖMÜRÜ KURUMU

 

  

Üretim Politikası

 

1940 yılında kamulaştırılan "Zonguldak Kömür Havzası"nda 1942 yılından başlayarak 1980 yılına kadar geçen süre içerisinde kömür üretiminin sürekli olarak artmıştır. 1942 yılında 1,8 milyon tonla başlayan satılabilir üretim 1974, 1975 ve 1976 yıllarında 5,2 milyon tonla en yüksek düzeyine ulaşır. 1980‘li yılların ortalarına kadar bu üretim seviyesi korunmaya çalışılır. Cumhuriyetin kurulması, karma ekonomik bir modelin benimsenmesi ve kamusal alana yapılan yatırımlarla başlayan üretim hamlesi Ereğli Kömürleri İşletmesi (EKİ) ile birlikte kömür üretiminin sürekli artmasıyla devam eder. 1980‘den sonra dünyada ve ülkemizde ekonomik ve sosyal politikaların değişime uğradığına tanıklık ederiz. 1984 yılında EKİ nin, Türkiye Taşkömürü Kurumuna (TTK) dönüştürülmesi, gelişen kapitalizm ve liberal politikalar sonucunda özel sermayenin yıldızının parlaması, kamusal alandan uzaklaşma, KİT‘lerin ülkenin sırtına bir kambur olduğu gibi düşünceler ve gelişmeler yaşanır. Bunun sonucunda yatırımlar ve ekonomik kolaylıklar özel sektörden yana akmaya başlar ve Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nda da yatırımların yapılmadığı, o yıllara kadar artan üretimin, tersine dönüp, azalmaya başladığı, ülkenin sırtında kambur olarak görüldüğü bir dönem hâkimiyetini sürdürür. Emek ve emekçiler dışlanır "emek en yüce değerdir" özdeyişi anlamını yitirir.

 

1980‘li yılların ortasından itibaren gelişen ve sermayeye hizmet eden politikalara bağlı olarak, daha ucuza kömür ithal edilmesi, Kurumun ürettiği taşkömürünün stratejik olma özelliğini kaybetmesine yol açar ve taşkömürünün demir-çelik endüstrisinde kullanımı önemini yitirmeye başlar. Dünyada esen özelleştirme rüzgârları, KİT‘lere olan olumsuz bakış açısı, kamusal alandan uzaklaşma gibi nedenlerle Kurum (TTK) hem yatırım, hem istihdam ve hem de üretim bakımından gittikçe küçülür. 1942‘den 1980‘lerin ortasına kadar devamlı bir artış gösteren üretim rakamları bu yıllardan günümüze doğru tam tersine bir ivme ile azalarak devam eder. Kurum üretimi 1940‘lı yıllarda üretilen kömür miktarının altına düşer. Sıkıntılı günler yaşayan Kurum 1990‘lı yılların başından itibaren bir çıkış yolu aramaya çalışır. Bu yıllarda baş gösteren dünya enerji krizleri Kurumu termik santrallerin kucağına iter.

 

Maden mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi olarak TTK‘nın; üretime ve istihdama yönelik olarak yapılacak yatırımlarla mutlak suretle geliştirilip güçlendirilmesini, koklaşabilen taşkömürünün de özellikle demir-çelik sanayinde kullanılması gerektiğini yıllarda beri söylüyoruz. Taşkömürünün kalitesinin (kalorisinin) düşürülerek termik santrallerde kullanılmasının akılcı bir politika olmadığını, hızlı değişen ekonomik politikaların mevcut taşkömürü politikasını da (aslında politikasızlığını) değiştirebileceğini öngörmek gerekir. Nitekim dünya kömür piyasasında gelişen olaylar, taşkömürünün değerini gittikçe arttırmaktadır. Ancak, Taşkömürü kaynağımız açısından olumlu olan bu gelişmenin Kuruma pek bir faydası olmayacaktır. Çünkü ülkemizde hâkim olan sistem! kamusal alanın, dolayısıyla Kurumun tasfiyesini istemektedir. Kuruma 1990‘dan bu yana önemli hiçbir yatırım yapılmamıştır ve sürekli olarak faaliyet sahası daraltılmakta, çalışan sayısı düşürülmektedir. Buna karşın, özel sermayeli şirketlere sağlanan her türlü kolaylık ve teşviklerle Kurumun asli işleri (hazırlıklar, kömür yıkama ve çok yakın gelecekte de üretim) özel sektöre yaptırılmaya başlanmıştır. Öncelikle hazırlıklar, sonra lavvarlar kurdurularak kömür yıkama işleri özel sektöre devredilmiştir. Son olarak Kurumun en asli işi olan panolardan kömür kazılması işlerinde de (üretim) ihaleye çıkılmaktadır. Önce Kozlu-Çakmakkaya sonra Karadon-Kilimli İşletme panolarında ihaleye çıkılarak Kurumun kendi hazırladığı panolarda özel sektöre kömür kazdırılacaktır. Böylelikle Kurum var oluş nedeni olan kömür üretimi, galeri açma ve kömür yıkama işlerinin hiçbirini yapamaz hale getirilerek havza tümüyle özel sektöre devredilecektir.

 

Özellikle burada Kurumun panolarında özel sektör işçilerinin ve Kurumun kendi işçilerinin birlikte çalışmasının sakıncalarını ortaya koymak gerekir. Bu durum; çalışma hiyerarşisini bozarak, iş güvenliği, iş barışı, ücret farklılıkları gibi nedenlerle sorunlu bir çalışma ortamı yaratacaktır. Özellikle farklı iki yapının aynı ortamda çalıştırılması sonucu çok önemli iş güvenliği problemleri oluşacak, çalışma ortamı her türlü kaza ve kötü niyete açık hale gelecektir.

 

Ülkemiz yılda 10 milyon tondan fazla taşkömürü ithal etmekte ve bunun için dışarıya milyarlarca dolar ödemektedir. Bu yıl kömür ithalatına ödenen para 1,6 Milyar dolardır. Bu ihtiyacın en az yarısını üretebilecek bir taşkömürü politikasının uygulanması mümkündür. Böyle bir politikayla artacak kömür üretimiyle birlikte işsizlik, sosyal sorunlar ve benzeri birçok problemin ortadan kalkacağı bir gerçektir.

 

Hazırlık İşleri

 

Kurumun kömür üretmek için mutlak yapması gereken ve asli işi olan hazırlık işleri (lağım ve taban yollarının sürülmesi) yaklaşık 2 yıldan bu yana "hizmet alımı" yoluyla özel sektöre yaptırılmaktadır. Bu doğrultuda Kozlu ve Karadon Müesseselerinin hazırlıkları iki ayrı firmaya verilmiştir. Kozlu‘da galeri açma ihalesini alan firma taahhüt ettiği ilerlemeyi sağlayamamış, Kurumun her türlü kolaylığı sağlamasına rağmen işi zamanında bitirememiştir. Karadon‘da çalışan firma ise taahhüt ettiği aylık ilerlemeleri bugün itibariyle gerçekleştirememiştir. Bu gidişle işin bitirilmesi için verilen süre dolduğunda Kozlu‘daki firma işin ancak belli bir kısmını tamamlayabilecektir.

 

Gelinen noktada; Kurumun daha hızlı açılacağı (sürüleceği) savıyla hizmet alımına giderek yaptırdığı işle Kurumun kendi işçisiyle sürdüğü lağım ilerlemeleri arasında bilimsel ve teknolojik olarak hiçbir yenilik olmadığı gibi ilerleme miktarı arasında da bir farklılık yoktur. Öyleyse burada asıl amacın, Kurum eliyle yapılan işlerin bir şekilde özel sektöre aktarılması olduğu ortadadır. Kurumun insanca, normal ücret ve sosyal güvenlikle çalışan işçilerinin istihdamı azaltılacak buna karşılık; özel firmalarda düşük ücretli, iş güvenliğinden yoksun, sosyal güvenlik harcamaları azaltılmış işçilerin istihdamı ile istenen sonuca ulaşılmaya çalışılacaktır.

 

Lavvarların Durumu ve Ekonomik Göstergeleri

 

Kurum, Zonguldak Merkez Lavvarını devre dışı bıraktıktan sonra, Kozlu ve Üzülmez‘e Park Holding tarafından 2 adet lavvar yapılmıştır. Bu lavvarlara Kozlu ve Üzülmez Müesseselerinin üretimleri olan 1,5 milyon ton (± %30) kömür yıkatma garantisi verilmiştir. Bu kapasitede bir lavvarın kuruluş maliyeti 2 milyon dolardır. Bu para ise Kurum tarafından Park Holding‘e yıkama parası olarak bir yılda ödenmektedir!!!

 

Kurumun asli görevi ve amacı; kömür üretmek, yıkamak ve satışa hazır hale getirmek olmasına rağmen bu yöntem tercih edilmemekte, asli iş hizmet alımı yoluyla özel sektöre devredilmektedir. Oysa Kurum için 3 trilyonluk bir yatırımı hiç de zor değildir. Eğer bu yatırım kurum tarafından yapılsaydı lavvarlar neredeyse bir yıl içinde kendisini amorti ederek kâra geçilmesi mümkün olacaktı.

  

Rödevanslı Sahalar

 

Yaklaşık 150 yıllık bir "madencilik" birikiminden sonra gelinen nokta şudur: "Havza Madenciliği" olarak tanımladığımız ve ortaya çıkan değerin kamusal alanda paylaşıldığı en elverişli bir durumdan ne yazık ki, 1988 yılından sonra, Rödevans karşılığı işlettirme yöntemine başlanmasıyla vazgeçilmiştir. Yani kurum, kendi sahasında özel sektöre rödevans karşılığı kömür üretme iznini vererek, kömür üretiminde yaşadığı aynı gerilemeyi havzanın paylaşılmasında da yaşamıştır. Nasıl kömür üretiminde 1940‘lı yılların düşük üretim rakamlarına indiysek, havzanın bölük pörçük edilmesinde de aynı geri dönüşü yaşamaktayız. Yaratılan bu durumun havzada ekonomik anlamda zengin kişileri oluşturmasının yanı sıra bölge halkına sürekli bir fakirleşme durumunu yaratması kaçınılmaz olacaktır.

 

Rödevanslı sahaların bu sosyal çarpıklığı yaratmanın yanı sıra, daha fazla kömür üretme! mantığıyla çalışması sonucu ciddi iş kazalarının, kayıt dışılığın ve benzer sorunların önünü açacağını söylemek gerekir. Öyle ki; TTK‘dan kiraladığı bir sahaya üretim için gelen Rödevansçı üretimini çoğu zaman taşeronlar veya kaçak ocak çalıştıranlardan sağlamaktadır. Böylelikle kendisi mutlaka yapılması gereken iş güvenliği yatırımlarından taviz vererek iş kazalarına ve kayıt dışı kömür üretimine neden olabilmektedir. Bu sahalarda çalışan işçiler çok zor şartlarda, düşük ücretle ve iş güvenliğinden yoksun çalışmaktadır. Kendi derdine düşmüş, küçülmüş ve var olma savaşı veren Kurum ise yapmakla yükümlü olduğu denetim görevlerini yerine getiremeyeceği için havza 150 yıllık üretim kültürünün çok dışında bir yere sürüklenmektedir. Bu durum; söylenenlerin tersine Kurumla birlikte Zonguldak‘ın da gittikçe küçülen, fakirleşen bir şehir olmasını doğuracaktır.

 

Kurumun küçülmesi, üretimin düşmesi, işçi sayısının azalması üretimin, hazırlıkların ve kömür zenginleştirme işlerinin özel sektöre devri, rödevans sorunu ve benzeri sorunların ne yazık ki tek tek çözümü mümkün değildir. Aslında bunlar temel bir sorunun parçalarıdır.

 

Sonuç

  

Ülkemizin geneldeki ve madencilik sektöründeki sorunlarının çözülebilmesi, ancak bilime ve demokrasiye inanan siyasi iradenin oluşması ile olanaklı olabilir. Bundan önce ortaya koyduğumuz görüş ve önerilerin yeterince değerlendirilmemiş olması, sözü edilen siyasi iradenin oluşturulamamasının önemli bir göstergesidir. Dileğimiz, daha önce çeşitli etkinliklerde üretilen görüş ve düşüncelerimizin, muhatapları tarafından yeterince değerlendirilerek hayata geçirilmesidir.

  

Ülkemizin tek koklaşabilir nitelikte taşkömürü üreticisi olan Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nun üretimi, 1980‘li yıllardan bu tarafa düşmeye devam etmektedir. Yıllık 2 milyon ton‘un altında seyreden üretim miktarı ve ürün kalitesi açısından demir-çeliklerle olan bağı sembolik düzeye indirilmiş olan Kurum, büyük oranda Çatalağzı Termik Santrali‘ne yönelik üretim yapar hale gelmiştir. Ülkemiz demir-çelik sektörünün ihtiyacı olan koklaşabilir kömür ihtiyacı için her yıl yurt dışına yaklaşık 1,5 milyar dolar ödemektedir. Gerekli yatırımların yapılması ve önlemlerin alınması durumunda demir-çelik sektörümüzün taş kömür ihtiyacı büyük oranda TTK tarafından karşılanabilir.

  

TTK‘nın Maden Kanunu kapsamına alınması sonrasında Enerji Bakanı ve Kurum yöneticileri tarafından kamuoyuna açıklanan 10 milyon ton üretim ve ilave 10 bin işçi istihdamı konularında, geçen süre içerisinde ciddi hiçbir gelişme olmadığı gibi proje çalışmasının yapılmadığı da görülmektedir.

  

Gerek iş olanakları yaratması, gerekse daha verimli çalışacağı iddiaları ile özel sektöre açılan sahalar ile lavvar işletmeciliği ve galeri ilerlemeleri havza madenciliğini ortadan kaldırmıştır. Bu durum, 100 yıl önceki kumpanyalar dönemi görüntülerini anımsatmaktadır. İş Kanunu‘na aykırı olarak, hizmet alımı şeklinde yürütülmekte olan Kurum‘un asli işlerinde istenilen verim elde edilememiş olmasına rağmen, kazı işlerinin de hizmet alımına açılması havzaya yönelik politikalarda bir değişiklik olmadığının göstergesidir.

  

Kısaca; taşkömürü ülkemizin önemli bir yeraltı servetidir. Ulusal bağımsızlık mücadelesi vererek Türkiye Cumhuriyeti‘ni kuran Atatürk ve arkadaşları bu servetin önemini kavramışlar ve Zonguldak‘ı Genç Türkiye Cumhuriyeti‘nin ilk vilayeti olarak ilan etmekle, zamanla bir sanayi kenti haline gelmesine öncülük etmişlerdir.

 

Taşkömürünün demir-çelik sanayinin ana hammaddesi olması, havzada Karabük ve Erdemir Demir-Çelik tesislerinin kurulmasına neden olmuş ve böylece taşkömürü havzası 1970‘lı yılların sonuna kadar ülkemizin ağır sanayi bölgesi olma özelliğini korumuştur. O günlerde üretim ve dolayısıyla istihdam yaratan kent 1980‘li yıllardan itibaren güçlü bir şekilde esmeye başlayan küreselleşme politikalarının etkisinde kalarak, ülkemizin tamamında olduğu gibi üretimden uzaklaştırılmış, 5 milyon tonluk üretimlerden 1,5 milyon tonluk üretimlere, 40 binlere varan istihdamdan 10 binlere gerilemiştir.

 

Taşkömürü, ülkemizin ve Zonguldak‘ın kalkınmasına ve gelişmesine daha uzun yıllar boyunca hizmet edecek bir servettir. Bu gerçekleştirmek için, bir zamanlar ülkemizin en önemli kurumlarından biri olan ve sanayimizin gelişmesinde lokomotif görevi gören Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nun (TTK) gittikçe küçültülmesi politikalarından vazgeçilmeli, hazırlık, üretim ve yıkama gibi asli işleri yine kendisi yapar hale getirilmelidir. Üretime yönelik yatırım ve istihdamlar gerçekleştirilmeli, küçülme değil büyüme hedeflenmeli ve mutlaka yerli kaynaklarımıza ağırlık verecek politikalara dönülmelidir.

 

 

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

Temmuz 2007, ZONGULDAK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cumhuriyet dergisine hazırlanan yazı

 

KÖMÜR KENTİ ZONGULDAK

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBESİ

 

TEMMUZ 2007

 

 

Modern toplumları ayakta tutan; temel endüstriler, imalat endüstrileri ve hizmet endüstrileri olarak isimlendirilen, üç grup endüstriyel etkinlikten söz edilebilir. Temel endüstriler (tarım ve madencilik gibi) yerkabuğundan hammaddelerin elde edildiği eylemleri kapsamaktadır. İmalat endüstrileri; temel endüstrilerin ürünlerini işleyen eylemlerdir. Hizmet Endüstrileri ise üretilen malzemelerin tüketim sektörlerine ulaştırılması ve dağıtımı ile ilgili etkinlikleri ve modern toplumun karmaşık gereksinimlerine yanıt veren çok sayıda etkinlikten oluşmaktadır. Bu üç grup etkinliğin de modern toplumda çok önemli yerleri vardır. Aralarında sıkı ilişkiler bulunmakta olup her biri diğerlerine gereksinim duymaktadır. Modern toplumların gelişme süreçlerine bakıldığında  "madencilik endüstrisi"nin lokomotif olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bugün gelişmekte olan toplumlar için de böyle bir rol oynaması olağandır.

 

Dünya genelinde en çok üretilen madenler petrol başta olmak üzere kömür ve doğal gazı da içeren yakıt madenleridir ve dünya maden üretimi içerisindeki payları %80 gibi önemli bir rakama ulaşmaktadır.

 

Dünya‘da ve Türkiye‘de Genel Olarak Madencilik Endüstrisinin Sorunları

Dünya‘da madenciliğin sorunları; yenidünya düzeni tabanına oturan ve çok güçlü dev şirketler tarafından maden üretim ve tüketiminin kontrol altında tutulmasıyla ifade edilen tekelleşme, teknolojik gelişim, piyasa ve stok hareketleri ile çevreci muhalefet olarak sıralanabilir. Ülkemizde ise bu genel sorunlara ek olarak hukuksal yetersizliklerin, özelleştirmelerin ve MTA‘daki kötüye gidişin yarattığı sorunlar bulunmaktadır. 1980‘den sonra uygulanmaya başlanan "neo liberal politikalar" sosyal devlet anlayışını ortadan kaldırmış, ekonominin sanayisizleştirilmesi ve paranın borsalara ve ranta yönelmesi istihdam arttırıcı yatırımları engellemiş ve özellikle madencilik sektöründe sosyal devlete ve işçi sınıfının örgütlülüğüne (sendikalara) yapılan ağır ve açık saldırılar bugünkü olumsuz durumları ortaya çıkarmıştır.

 

Dünya Kömür Madenciliği

Günümüzde dünya enerji gereksiniminin %84‘ü kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan geri kalanı da başta hidrolik ve nükleer enerji olmak üzere diğer kaynaklardan karşılanmaktadır.

Dünya kömür rezervinin 984 milyar ton olduğu bunun 519 milyar tonunun taşkömürü ve geri kalanının da linyit rezervlerinden oluştuğu bilinmektedir. Bu rezerv miktarı içinde Türkiye‘nin payı %0,4‘dür. Dünya kömür rezervlerinin günümüz üretim seviyeleri göz önüne alındığında bu yakıtın daha uzun yıllar kullanılabileceği ortaya çıkmaktadır. Fosil yakıtların Dünyada bilinen rezerv dağılımları; %68 kömür, %18 petrol ve %14 doğal gazdır. Rezervin çokluğu kömürün uzun vadeli yeterliliğini de beraberinde getirmektedir. Mevcut üretim seviyeleri ile dünya kömür rezervlerinin 200 yılı aşkın bir sürede tüketilebileceğini göstermektedir. Buna karşılık görünür petrol ve doğal gaz rezervlerinin kullanılabilme sürelerinin mevcut üretim seviyeleri göz önüne alındığında sırasıyla 40 ve 60 yıl olduğu tahmin edilmektedir. Dolayısıyla Dünyanın 21. yüzyıldaki en önemli ve güvenilir enerji kaynağı yine kömür olacaktır.

Zonguldak ve Taşkömürü Madenciliği

Günümüzde, sanayileşme ve kalkınmanın demir-çelik tüketimi ile doğrudan ilişkisi olduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla demir-çelik sektörü ülkelerin kalkınma ve sanayileşmesini gösteren en önemli sektörlerden birisidir ve kişi başına çelik tüketim miktarı kalkınmanın temel ölçütleri arasında gösterilmektedir. Çünkü demir-çelik ülkelerin altyapı yatırımları ile birçok sanayi kuruluşunda ve günlük yaşantımızda kullandığımız birçok eşyanın imalatında güvenilir ve vazgeçilmez bir girdi olarak kabul edilmektedir. Bu anlamda ekonomileri güçlü olan ülkelerdeki ortak özellik çelik tüketimlerinin gittikçe artması ve bu tüketim hızını karşılayabilecek yeterli ve dengeli üretim kapasitelerine sahip olmalarıdır. Bu anlamda sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki ortak eğilim yurt içi çelik tüketiminin büyük ölçüde yerli kaynaklarla karşılanmaya çalışılması yönündedir. Ve böylesine önemli bir sektör için de taşkömürü seçeneksiz hammadde konumunu korumaktadır. Ülkemiz demir-çelik sektörü için de durum böyledir ve ulusal sanayimizin temel girdilerinden olan taşkömürü her koşulda yurt içinden sağlanmalıdır. İşte Zonguldak taşkömürü havzasının önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Zonguldak ülkemizin tek taşkömürü havzasıdır ve bu özelliği nedeniyle stratejik bir öneme sahiptir.

 

Cumhuriyet Türkiye‘sinin oluşturduğu ilk kent olan Zonguldak kömür üretiminin başlamasından sonra kısa sürede şehir merkezi haline gelmiştir. Zonguldak ilinin tarihi, geçmişi ilkçağa kadar dayanan yörenin tarihinden çok yenidir. Kentin ortaya çıkışı, bölgedeki kömür madeninin işletilmesiyle başlamıştır. 1840‘lı yıllarda başlayan üretim takip eden yıllarda hızlanınca havza da büyüyerek gelişmiş, yerli ve yabancı sermaye girişi başlamıştır. Kömür ocakları birbiri ardına açıldıkça yeni yerleşim birimleri ortaya çıkmış ve madende çalıştırılmak üzere bölgeye usta işçiler getirilip yerleştirilmiş ve kent göç almaya başlamıştır... Zonguldak; liman ve yükleme tesislerinin 1897‘de yapımından sonra hızla büyümüş ve gittikçe daha fazla göç alarak büyük bir yerleşim alanına dönüşmüştür.

 

Türkiye Cumhuriyeti‘nin sanayileşme temelleri Zonguldak ilinde atılmıştır. Havzanın iki ucuna yapılan iki demir-çelik fabrikası (Kardemir ve Erdemir), başkente doğrudan bağlanan demiryolları, en ağır yükü en ucuza taşıyan limanı ile "Emeğin Kenti Zonguldak" büyümeye ve büyüdükçe de ülke sanayisinin lokomotifi olarak Cumhuriyeti güçlendirmeye başlamıştır. Zonguldak; havzada kömürün bulunmasından bu güne yaklaşık 350 milyon tondan fazla satılabilir taşkömürü üretmiş ve daima Türkiye‘nin sanayileşme hamlelerinin itici gücü olmuştur.

 

1980‘li yıllara kadar ülkemiz taşkömürü ihtiyacının tamamına yakınını karşılayan ve demir-çelik sektörümüzün bugünkü duruma gelmesini sağlayan havza; termik elektrik santralleri ile ülke sanayinin elektrik gereksinimini; kok üretimi ile yine sanayinin naftalinden gübreye ana hammadde gereksinimlerini de karşılamaya çalışmıştır. Bu tarihten sonra uygulamaya konulan ve tüm dünyayı etkileyen özelleştirme politikaları sonucunda gözden çıkarılarak kaderine terk edilmiştir. Bu süreçte yeni hiçbir yatırım hamlesi düşünülmeyen taşkömürü havzasının üretiminin hangi rakamlara düşebileceği sanki önceden kestirilmiştir. Kuruma bir yandan zorunlu emeklilik yoluyla işçi azaltma programı uygulanmış, bir yandan üretimi arttırıcı yeni yatırımlar yapılmamış bir yandan da "konsantre olunuyor" adı altında birtakım ocaklar kapatılmış üstelik bütün bunlar Kurumun tek kurtuluş yolu olarak kamuoyuna sunulmaya çalışılmıştır. "Ucuz ithal kömür varken niye bu zararı çekelim" düşüncesiyle kendi hammaddesini değerlendirmekten uzaklaşan bir politikanın ülkemiz ekonomisine hem bugün hem de gelecekte ciddi zararlar vereceği muhakkaktır. Son yıllarda uluslararası kömür pazarında yaşanan gelişmeler bunun böyle olacağının bir göstergesidir. Tedarik güçlükleri ve yükselen kömür fiyatları yerli üretimin önemini bir kez daha ön plana çıkarmıştır. Yaşanan bu süreçte varsa yoksa özelleştirme dayatması; "devletin kamu işletmeciliğinden mutlaka çekilmesi gerekir" haksız görüşünü hâkim kılmış ve Kurumda zamanında yapılması gereken kapasite artışı sağlayacak yatırımlar gerçekleştirilmediği için bugünkü olumsuz duruma gelinmiştir.

 

Kurumun kurtuluşu olarak; şimdiye kadar kendisinin yaparak uzmanlaştığı asli görevlerini terk ederek (hazırlıklar, yıkama gibi); bu alanlarda yeterli ve gerekli hizmet verilemiyor gerekçesiyle, hizmet alımı yoluyla 3. şahıslara yaptırması uygun görülmüştür! Bu yöntemle; kurumun kurtarılacağı ileri sürülerek, gelecekte "üretim işlerinin" de hizmet alımı yoluyla birilerine yaptırılmasının yolu açılmakta ve sonuçta kurum yok oluşa doğru hızla ilerlemektedir!

 

Aslında tüm bu sorunlar ulusal taşkömürü politikamızın olmaması, siyasi iktidarların etkisine çok açık yönetim şekli ve AR-GE çalışmalarına gereken önemin verilmemesinden kaynaklanmaktadır. Üstüne üstlük IMF patentli özelleştirme programının yeni uygulayıcısı olan AKP Hükümeti sermaye çevrelerine ve IMF‘ye kendini beğendirme telaşına girerek, verilen taahhütlerin daha da ötesine geçerek KİT‘lerin yok oluş sürecini hızlandırmaktadır. Böyle bir zihniyetle KİT‘ler için kaçınılmaz son olan kapanma süreci başlamıştır.

 

Makro ekonomik planlamada sürekli olarak özel sektöre vurgu yapılmaktadır. Mevcut hükümetin kamu yatırımlarını sıfırlamayı ve devleti ekonomiden tamamen uzaklaştırmayı planladığı bilinmektedir. Bu durum hükümetin bakanları tarafından da sıklıkla dile getirilmekte, "kar etse de satacağım, kar etmese de" şeklindeki "veciz formülasyon!!!", hükümet yetkililerinin dilinden düşmemekte, ülkemizin ve halkımızın malı olan ve ortaya çıkmaları onlarca yılın birikimi ile sağlanabilmiş kurum ve kuruluşlar pazarlanmaktadırlar! 2006 yılında madencilik sektörü de bu dalgadan nasibini almıştır. Ülkemiz madencilik sektörünün en önemli üç kurumu olan TTK, TKİ ve MTA‘nın özelleştirilmeleri için düğmeye kesin olarak basılmıştır.

 

Konunun ciddiyet ve önemi, sektörle ilgili olan bütün kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerinin acil müdahalesini gerektirecek kadar büyüktür. Ülkemiz açısından stratejik önemi bulunan ve sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de malı olan madenlerin ve madencilik sektöründe lokomotif rolü oynayan kurumların elden çıkarılıp pazarlanması, ülkemiz için telafisi neredeyse imkansız sonuçlar doğuracaktır.

 

Her şeye rağmen; Türkiye Taşkömürü Kurumunda doğru planlamalar ve akılcı yönetim ile ülke kalkınmasına yönelik harekete geçirilebilecek potansiyel bulunmaktadır. Bu potansiyel gerçekçi politikalar ile ekonomik ve toplumsal kalkınma hedefine yönlendirilmeli küçültme, özelleştirme ve kapatma saplantılarından vazgeçilmelidir. Kurum yeniden yapılandırılıp üretimini arttırmasıyla 1980 öncesindeki gibi yine ulusal ekonominin lokomotifi olabilecek altyapıya sahiptir.

 

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBESİ YÖNETİM KURULU

 

 

 

 

 

 

2007 Madenciler haftası

  

  

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI ZONGULDAK ŞUBESİ "4 ARALIK DÜNYA MADENCİLER GÜNÜ" ve 1-8 ARALIK 2007 MADENCİLER HAFTASI ETKİNLİKLERİ

 

Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi her yıl olduğu gibi 2007 yılında da Madenciler gününü 01-08 Aralık 2007 tarihleri arasına yayarak coşkuyla ve bir çok etkinlikle "Madenciler Haftası" olarak kutlanmıştır.

 

01 Aralık 2007 Cumartesi günü, Can Polat PAMAY kapalı spor salonunda yaklaşık 210 sporcunun katılımıyla Satranç Turnuvası gerçekleştirildi. Satranç turnuvasında kademeler ve dereceye girenler ekte verilmiştir. Yine 1 Aralık 2007 Cumartesi günü TTK Müessese ve İşletmeleri ile özel Sektörden 1 takımın katıldığı Futbol Turnuvası başlatıldı. Turnuva 8 Aralık tarihinde oynanan final müsabakaları ile başarılı bir biçimde sonuçlandırılmıştır. Turnuvada Karadon Müessese takımı 1. Üzülmez Müessese takımı 2. ve Kozlu Müessese takımı 3.olmuştur. Turnuva yeni, genç üyelerimizin Maden Mühendisleri Odası camiasına ve iş yaşamına entegre olmalarına, dostluk ve dayanışma duygularının ortaya çıkmasına katkı koymuştur.

Satranç Turnuvasında dereceye girenlere Zonguldak Şube tarafından plaket, madalya, kitap v.b hediyeler verilerek kapalı spor salonunda ödül töreni düzenlenmiştir.

2 Aralık 2007 Pazar günü saat 11.00 da başlayan ve Uzunmehmet Anıtı ile şehir merkezi arasında yapılan "Madenciler Yol Koşusu" yaklaşık 150 sporcunun değişik kategorilerdeki heyecanlı çekişmeleriyle gerçekleştirildi. Yol koşusunda dereceye girenlere ödülleri 7 Aralık Cuma günü Şube Lokalimizde yapılan törenle dağıtıldı. Ödül olarak; eşofman, plaket ve penye tişörtler katılımcılara verildi.

2 Aralık 2007 Pazar günü Zonguldak Briç Kulübünün katkılarıyla maden Mühendisleri Derneğinde 60 briççinin katıldığı turnuva gerçekleştirildi. Satranç, yol koşusu ve briç‘te dereceye girenler eklerde verilmiştir.

3 Aralık 2007 Pazartesi Günü Şube Lokalimizde Kız Meslek Lisesi Öğretmenlerinin madenciler günü için özel olarak hazırladıkları Resim sergisi açıldı ve 1 hafta boyunca üyelerimiz ve halkımız tarafından ziyaret edildi. Aynı gün akşam saat:18.00 da Yazar Metin YEĞİN‘in "Özelleştirmelere Karşı Madenci Direnişleri"adlı söyleşi ve slayt gösterisi Oda Lokalinde geniş katılımla gerçekleştirildi.

4 Aralık 2007 Salı günü Valilik önündeki Atatürk Anıtına Şube Yönetim Kurulumuz ve üyelerimiz tarafından konan çelenk ve saygı duruşuyla başlayan etkinliklerimiz gün içinde İlköğretim öğrencilerinin Eğitim Ocağı gezileri ile devam etti.

5 Aralık 2007 Çarşamba günü İlköğretim öğrencilerinin Eğitim Ocağı gezileri, TTK Kozlu Konferans salonunda gerçekleştirilen "Ayak Altında" isimli filmin gösterimi ile başlayan etkinliklerimiz saat:18.00 da Oda Lokalinde Odamız Avukatı Volkan KAYA‘nın "İş Kazalarında Mühendislerin Hukuki Sorumluluğu" ile ilgili toplantıyla devam etmiştir.

6-7 Aralık 2007 Perşembe -Cuma günü öğrencilerin Eğitim Ocağı gezileri, Kozlu Konferans Salonunda "Lamba" isimli filmin gösterimi ve Futbol turnuvası ile etkinlikler devam etmiştir.

8 Aralık 2007 Cumartesi günü "Batı Karadeniz Taşkömürüne Bağlı Metan ve Bölgenin Doğalgaz Potansiyeli" konulu panel geniş katılımla saat:14.00 da Şube Lokalimizde gerçekleştirildi. Panel Sonuç Bildirgesi ek‘te verilmiştir.

Madenciler Haftası etkinliklerimiz 8 Aralık 2007 günü akşam saat:19.00 da başlayan ve il protokolünün, Kamu ve Özel Sektör temsilcileri ile üyelerimizin katılımıyla, coşku ile gerçekleştirdiğimiz "Madenciler Balosu"ile sona ermiştir.

 

BASINDA MADENCİLER BAYRAMI

 

Her yıl 1-8 Aralık tarihleri arasında Dünya Madenciler Günü kutlamaları Zonguldak ‘ta etkinliklerle gerçekleştiriliyor. Zonguldak‘ta Maden Mühendisleri Odasının düzenlediği bir haftalık program dolu dolu geçti.

 

1 Aralık‘ta satranç turnuvası ve futbol turnuvası ile start alan etkinlikler 2 Aralık günü madenciler yol koşusu, "briç turnuvası" ve yol koşusunda dereceye giren madencilere ödül töreni düzenlendi.3Aralık‘ta Maden Mühendisler Odası Şube Başkanlığı‘nda söyleşi düzenlendi."Özelleştirmelere Karşı Madenci Direnişleri" konulu söyleşiyi yapımcı Metin YEĞİN sundu. Aynı gün futbol turnuvası ve Kız Meslek Lisesi‘nde madencilikle ilgili resim sergisi açıldı.

 

4 Aralık günü Dünya Madenciler Günü olması anlamlıydı. Atatürk Anıtı‘na çelenk koyma töreni, İlköğretim Okulu öğrencilerine, TTK Eğitim Ocağı gezisi, "İş Kazalarında Mühendislerin Hukuki Sorumluluğu" söyleşisini Av.Volkan KAYA sundu. Aynı gün futbol turnuvası devam etti.

 

5 Aralık günü İlköğretim Okulu Öğrencilerine TTk Eğitim Ocağı gezisi, film gösterisi (Ayaklar Altında )ve filmin yönetmeni ile söyleşi, 6 Aralık TTK Eğitim Ocağı gezisi, İlköğretim Okulu öğrencilerine film gösterisi (Lamba), futbol turnuvası ile devam etti.

 

7 Aralık İlköğretim Okulu Öğrencilerine TTK Eğitim Ocağı gezisi, film gösterisi, ödül töreni (şiir ve öykü yarışmalarında dereceye giren öğrencilere)yapıldı.

 

8 Aralık son gün futbol Turnuvası finali,"Batı Karadeniz Bölgesi Taşkömürüne bağlı Metan ve Bölgenin Doğalgaz Potansiyeli "Panelde konuşmacılar Prof.Dr Ender OKANDAN(ODTÜ) Prof.Dr. Namık YALÇIN (İÜ) Canip SEVİNÇ (T.Şeker Fabrikası) Yalçın UMURTAK (HEMA), panelde oturum başkanlığını Prof.Dr. Vedat DİDARİ(ZKÜ) yaptı. Aynı gün akşam Alaborina Restaurant‘ta balo düzenlendi.

 

4 Aralık Dünya Madenciler Günü dolayısıyla yapılan etkinlikler tam bir hafta sürdü. Programı gün itibariyle tek tek kamuoyuyla paylaşmak ve bilgilenmesi için yazdım. Evet, MMO Başkan ve Yönetim Kurulu‘nu tebrik ediyorum. Çok güzel bir etkinlik ve dolu dolu programlar gerçekleştirdiler.

 

Son gün paneli tek kelime ile harikaydı. Zonguldak gündemine ışık tutan bir panel yapıldı.Akşam yapılan baloda organizasyon tek kelime ile muhteşemdi.Bütün gelen misafir ve konuklar kapıda karşılandı.Herkesin yeri ayrılmıştı.

 

Baloda; Protokol‘de Vali Yrd. TTK Genel Müdürü Rıfat DAĞDELEN, Chp Milletvekilleri Ali KOÇAL ve Ali İhsan KÖKTÜRK, GMİS yöneticileri vardı. Sayın Valimiz ve Belediye Başkanı geç geldiler ve erken ayrıldılar. Gecenin açılış konuşmasını MMO Başkanı Erdoğan KAYMAKÇI yaptı. Başkanın kısa ama öz ve anlamlı konuşmasını mesaj niteliğindeydi. TTK Genel Müdürü Rıfat DAĞDELEN ‘de bir konuşma yaptı. Dağdelen hem kurum hemde Zonguldak‘ın geleceği ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

 

Rödevanslı saha sahiplerinden Bayram Demir‘i de gecede gördüm. Başka bir özel sektör temsilcisine rastlamadım. Bu da bence eksiklik olarak göze çarpıyordu. Dünya Madenciler Günü‘nde özel sektör temsilcileri de tam kadro gelmeleri gerekirdi.

 

Dünya Madenciler Günü Zonguldak‘ta madenciliğin başkentinde tam bir hafta süren programlarla kutlandı. Zonguldak Madenciler Günü‘nde madencilerine sahip çıkmak bir yana bence uzak kaldı düşüncesindeyim.

Üst düzey yetkililerimiz ve politikacılarımız birer telgrafla kutlama yapmaları bence verdikleri önemi gösteriyordu.

 

Çok ufak gösteriş olsun diye yapılan açılışlar ve etkinliklere katılan büyüklerimiz Madenciler Haftasına‘na gününe, gecesine katılmadı ve ilgi göstermedi.

 

Herkesin bir bakış açısı vardır. Ama bu madenciye bakış açısı Zonguldak ve Zonguldaklılar‘a yakışmadı. Zonguldak Madenciler Haftası kutlu ve mutlu olsun. Biz madencileri kamusu ve özeliyle seviyoruz.

 

Madencilerin gecesinden sanallara yer ayrılmıştı. Ama yoklardı. Her halde gene bağıştoplamaya gitmişlerdir.   13 Aralık 2007

                     

Derya AKBIYIK

Yeni Adım Gazetesi

 

 

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

ZONGULDAK ŞUBESİ

"4 ARALIK DÜNYA MADENCİLER GÜNÜ" ETKİNLİKLERİ

 

DERECEYE GİRENLER

ŞİİR:

6-7-8 Sınıf Kategorisi

1. Samed TOSUN ( Zafer İlköğretim Okulu 3/A)

2. Eyüpcan KAÇMAZ (       "              "           5/A)

 

9-10-11-12 Sınıf Kategorisi

1. Gülhan KANYILMAZ ( Kilimli Lisesi  11/B)

2. Aycan BAL                   ( Anadolu Kız Meslek Lisesi 10/B)

3. Tezcan ÖZBAY            ( Zonguldak Fen Lisesi  10/C)

 

Mansiyon 9-10-11-12

Cansev MEMİŞDAYIOĞLU ( Fener Lisesi  11 YTMD)

Eren KAHYA                         (Kozlu ATL, AML ve EML 10 BMTC)

 

ÖYKÜ

1. Baran BİLGİT ( Mehmet Çelikel Lisesi 11 TMC)

2. Cansel YETİM ( Fener Lisesi  11 YDiL B)

3. Berkant SEZER ( Zonguldak Fen Lisesi 10 C)

Mansiyon

Ece DURMUŞ ( Fener Lisesi 9/A)

 

RESİM

6-7-8 Sınıf Kategorisi

1. Dilan KOCABACAK ( Özel Ufuk İ.Ö.Okulu 7/B)

2. Dilara TOM  ( Gazi İlköğ. Okulu 8/B)

3. Çağla ERDOĞAN ( Rüzgarlımeşe İ.Ö. Okulu 6/A)

Mansiyon

*Doğuş KÖKARTTI ( Özel Ufuk İlköğ. Okulu 6/A)

*Nihan ÖZKANDEMİR ( Rüzğarlımeşe İ.Ö 8/C)

1-2-3-4-5 Sınıf Kategorisi

1. Mehmet Emre DURAN ( Kilimli Cumhuriyet İ.Ö 5/B)

2. Aybüke TERZİ ( Kilimli 100. Yıl  İ.Ö  5/B)

3. Muhammet ÇAKIR ( Bahçelievler İ.Ö 4/C)

Mansiyon

*Sümeyye VELİOĞLU ( Kilimli Cumhuriyet İ.Ö 5/A)

*Sude TOPATAN ( Kilimli Cumhuriyet İ.Ö 5/A)

 

 

DÜNYA MADENCİLER GÜNÜ SATRANÇ TURNUVASI

  

KÜÇÜKLER KATEGORİSİ

1) Mustafa Azat GÜÇLÜ                       ATİLLA İÖO- Zonguldak

2) İnanç USLU                                        MİTHATPAŞA İÖO-Zonguldak

3) Devrim CİN                                        ZİYA GÖKALP İÖO - Kilimli -Zonguldak

4)İkra Betül OĞUZ                                 BAHÇELİEVLER İÖO-Zonguldak

5)Emre Kadir GÖK                                 FATİH İÖO-Zonguldak

 

  

YILDIZLAR KATEGORİSİ

  

1)Atakan CENGİZ                                  BAHÇELİEVLER İÖO-Zonguldak

2)Melikşah ÇAKIR                                 BARBAROS KUTLUTAŞ İÖO-Çaycuma

3)Fırat ÇAKMAK                                   KARAELMAS İÖO -Zonguldak

4) Melda USTABAŞ                               KARAELMAS İÖO- Zonguldak

5)Ali İsa ÇAKIR                                      KARAELMAS İÖO- Zonguldak

 

GENÇLER VE BÜYÜKLER KATEGORİSİ

  

•1)      Ragıp DEDE

•2)      Arif AKSÜT

•3)      Erdi Can AYDIN

•4)      Orhan ERTÜRK

•5)      Onur KUÇ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TTK‘ya Gönderilen Görevde Yükselme

 

  

TÜRKİYE TAŞKÖMÜRÜ KURUMU

GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

 

 

  1. "Türkiye Taşkömürü Kurumu Personeli Atanma, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği"nin Değerlendirme Kıstaslarının 2. Maddesinde "Müracaat bitim tarihi itibariyle 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. Maddesi kapsamındaki Kamu kurum ve kuruluşlarında geçen fiili hizmet süresinin (işçi statüsü ile geçici personel statüsünde geçirilen hizmet hariç)" ifadesi yer almaktadır. Yani bu yönetmelikle işçi statüsünde geçirilen süreler ilgili kanunun 2. maddesi gereğince fiili hizmet süresine eklenmemektedir. Yönetmeliğin 4. Madde (Tanımlar) sinde ise Hizmet Süresi, "657 sayılı devlet memurları kanununun 68. maddesi kapsamında, kurumda ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında, aylıksız izin süreleri hariç, fiilen çalışılan süreler ile muvazzaf askerlikte geçen süreleri" kapsadığı açıkça belirtilmekte bu da işçilik sürelerinin de dikkate alınması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca; 399 Sayılı KHK‘nin 21. Maddesi; "Sözleşmeli personelden hizmeti 10 yıla kadar olanlara (10 yıl dahil) yılda 20 gün, 10 yıldan fazla olanlara yılda 30 gün ücretli izin verilir. Yıllık izin verilmesine esas hizmetin tespitinde kamu kurum ve kuruluşlarında geçen fiili hizmet süreleri ile askerlik hizmeti göz önüne alınır" denilmektedir. Yine  aynı KHK‘nin  28. Maddesi; "Sözleşmeli personelden bir sosyal güvenlik kuruluşuna prim ödemek suretiyle geçen hizmet süresi toplamı 6-10 yıl olanlara temel ücretlerinin % 2‘si, 11-15 yıl arasında olanlara % 3‘ü, 16-20 yıl olanlara % 4‘ü ve 21 yıl ve daha fazla olanlara % 5‘i oranında kıdem ücreti verilir" denilmekle işçilik sürelerinin hizmet süresine ilave edildiği uygulamayla sabit olmaktadır.  En önemlisi de; işçi olarak çalışanlara, sözleşmeli personel statüsüne geçirildikleri zaman, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa göre intibakları yapılırken her yıl için bir kademe ve her üç yıl için de birer derece verilmiştir. Bu durumda 399 Sayılı KHK‘nin bu iki maddesinde ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu‘na göre intibak yapılırken dikkat edilen hususlar göz önüne alındığında; işçi statüsünde geçen sürelerin fiili hizmete dahil edildiği görüldüğü halde, Türkiye Taşkömürü Kurumu Personeli Atanma, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği‘nde işçilik hizmetinin fiili hizmete dahil edilmemesinde hatalı bir uygulamanın söz konusu olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu maddenin yeniden düzenlenip işçi statüsünde geçen sürelerin de dikkate alınması gerektiği kanaatindeyiz.

 

  1.  12.07.2006 tarihli ve 26226 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2006/19 sayılı Başbakanlık Genelgesinin 3. maddesinde yer alan; "kurumlar tüm personeli için eğitimde fırsat eşitliği sağlayacak tedbirlerin alınması hususunda gereken hassasiyeti göstereceklerdir" denilmektedir. Buna rağmen hizmet içi eğitim genel olarak çalışanların tümüne duyurulmamaktadır. Bu da hem adil olmayan bir uygulama yaratmakta, hem de Başbakanlık Genelgesine aykırılık teşkil etmektedir. Özellikle TTK‘nun üretim birimleri olan İşletme Müdürlüklerinde çalışan teknik personel "işlerin aksamaması" düşüncesiyle hizmet içi eğitimden en az seviyede yararlandırılmaktadırlar. Bu uygulama; kurumda gerçekten çalışarak yükselmenin önünü tıkayarak mesleki ve üretim çalışmaları konusunda yetersiz kalabilen  personelin üst makamlara daha kolay terfi edebilmesini sağlamaktadır. Ayrıca söz konusu yönetmeliğe göre; 18.04.1999 tarihinden önce görülen hizmet içi eğitim yok

sayılmaktadır. Bu durumda adil bir işlemden söz etmek mümkün değildir. 20 yıllık tecrübeye sahip bir eleman 10 yıldan sonraki her yıl için 0,15 puan alarak haksızlığa uğradığı gibi bir de geçmişte aldığı hizmet içi programları geçersiz sayılmakta ve bunun da hangi gerekçeye dayandırıldığı anlaşılamamaktadır. Bu düşünceden hareket edilirse o tarihten önce alınan diplomalar geçersiz mi sayılacaktır?  Uygulamada ilk on yıla kadar her yıl için bir puan verilirken, sonraki yıllar için 0,15 puan vermek adil bir çözüm olmadığı ortadadır. Neden aynı yıl içinde alınan birden fazla hizmet içi eğitimden yalnızca bir tanesi geçerli sayılmaktadır. Örneğin, aynı yıl biri ocak ayında diğeri aralık ayında iki kez hizmet içi eğitim alan bir kişi (arada 11 ay fark olmasına rağmen) bunlardan yalnızca birinden puan alırken, birbirini takip eden iki yıldan bir önceki yılın aralık ayında ve bir sonraki yılın ocak ayında hizmet içi eğitim alan bir kişi (aralarında 2 ay fark olmasına rağmen) her ikisinden de ayrı ayrı puan almaktadır. Yine, Kurumumuzda yapılan yabancı dil (İngilizce) kursu hizmet içi eğitim olarak kabul edilmekte midir? Eğer hizmet içi eğitim olarak kabul ediliyorsa, aynı zamanda kamu personeli yabancı dil bilgisi seviye tespit sınavından yeterli not alanlara ilave puan verilecek midir? Bu durumda aynı özellikten dolayı iki kez puan alınmış olunacaktır. (Şu an kurumda bu özelliği taşıyan eleman olmayabilir, ama bu ilerde de olmayacağı anlamına gelmemektedir). Kurumda İngilizce kursu görenler ilave puan alırken, aynı zamanda kamu personeli yabancı dil bilgisi seviye tespit sınavında başka bir yabancı dil için sınava girip yeterli not alırsa ilave puan alacak mıdır? Eğer alınacak olursa bu durum; TTK Personel Atama, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği Değerlendirme Kıstasları‘nın 6. maddesi‘ne (iki yabancı dilden puan almış olduğu için) aykırı olacaktır. Belirtilen bu gerekçelerle, Kurumda verilen İngilizce kursu‘nun hizmet içi eğitim olarak kabul edilmemesi gerekmektedir.

  1. Yönetmeliğin 8. Maddesinin "i" ve "k" bentlerine göre başmühendislerin, Şube Müdürlüğü için başvuruda bulunmaları engellenmektedir. 11. Maddede de "başvurulan görev yeri ile ilgili en ufak silinti, kazıntı ve karalama yapılmamalı, yapılanlar varsa geçersiz sayılır" ifadesi yer almalıdır.

  2. Ayrıca başvurular son teslim tarihinde saat 16:00‘ da bitirilmeli ve her birim yol durumuna göre en kısa zamanda başvuruları Personel Dairesi Başkanlığı‘na ulaştırmalıdır. Ve aynı zamanda tüm başvurular Genel Müdür‘ün görevlendirdiği komisyon başkanı tarafından tutanakla sabitlenmelidir.

  3. Yine 12. Madde de "başvuruda bulunanların bu yönetmeliğe göre gerekli koşulları taşıyıp taşımadıkları Personel Daire Başkanlığı tarafından incelenir..." denilmektedir. Bu incelemeyi Genel Müdür‘ün belirlediği bir komisyonun yapması daha uygun olacaktır.

  4. Yönetmeliğin 21. maddesinde "sınav sonuçları, aynı görev için yapılacak bir sonraki sınava kadar geçerli olup, bu süre içinde boşalacak aynı kadro/pozisyonlar için sınav sonucunda başarılı olup atanamayanlardan başarı sırasına uygun olarak atama yapılabilir" denilmektedir. Bu ifadede "atama yapılabilir" yerine "atanır" kelimesinin yer alması daha uygun olacaktır. Saygılarımızla...

 

TMMOB Maden Mühendisleri Odası 

Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu

                    

                                                             

 

Panel Sonuç Bildirgesi

  

BATI KARADENİZ BÖLGESİ TAŞKÖMÜRÜNE BAĞLI METAN VE       BÖLGENİN DOĞAL GAZ POTANSİYELİ

 

"4 Aralık Dünya Madenciler Günü" çerçevesinde düzenlenen "1-8 Aralık Dünya Madenciler Bayramı Etkinlikleri" içinde yer alan ve 8 Aralık‘ta Maden Müh. Odası Zonguldak Şube Lokalinde gerçekleştirilen, Prof Dr. Vedat DİDARİnin yönettiği panele; Prof.Dr.Ender OKANDAN (ODTÜ Petrol ve Doğal Gaz Müh. Böl. Öğretim üyesi ve Petrol Arş.Merk.Bşk.), Prof.Dr. M. Namık YALÇIN ( İ.Ü. Jeoloji Müh. Böl.öğretim üyesi ve TÜBİTAK-Marmara Araştırma Merk. eski Yerbilimleri Böl.Bşk.),Yalçın UMURTAK (HEMA Doğal Enerji Kaynakları A.Ş. Gen.Md.Yrd.) ve Canip SEVİNÇ (T.Şeker Fab. A.Ş.‘nde müşavir makine müh. ve ekonomist) konuşmacı olarak katılmışlardır.

 

      Konu ile ilgili temel bilgilerin verilmesinin, kömüre bağlı metan ile doğal gaz üretim tekniklerinin basitçe karşılaştırılmasının ve havzanın gaz potansiyelinin tartışılmasının ardından; Hema‘nın hedefleri ile arama ve üretim aşamasındaki teknik ve yasal sorunların ortaya konulmaya çalışıldığı panel sırasında aktarılan bilgiler ve tartışmaların ışığında derlenen sonuçlar aşağıdaki gibidir:

 

 

•1.      Dünya genelinde, sera gazlarının emisyonlarının azaltılmasına yönelik zorlamalar farklı enerji politikalarının geliştirilmesini zorlamaktadır. Doğal gaz, "temiz yakıt" sloganıyla giderek daha çok yaşamımıza girmektedir. Kabaca, bir çeşit doğal gaz olan kömür damarlarına bağlı metan da son on yıllarda bu çerçevede önem kazanmaya başlamış olup halen  başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelerde (Çin,Avustralya,Rusya,Kanada,Kolombiya,Endonezya,Polonya) artan bir biçimde üretilmektedir. Ülkemizde de Zonguldak Havzası‘nda kömüre bağlı metanın üretilmesine yönelik çalışmalar başlamış olup bu enerji kaynağının gündemimize giderek artan bir biçimde girmesi kaçınılmazdır.

 

•2.      Ülkemizde  kömüre bağlı metanın ayrı bir enerji kaynağı olarak üretilip değerlendirilmesini hedefleyen "ilk" proje Zonguldak Havzası‘nda ve Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nun (T.T.K.) uhdesinde olup rödevansla işletme hakkı devredilen sahalarda  gerçekleştirileceğinden dolayı günümüzdeki durumda Maden Kanunu ve ilgili mevzuat geçerlidir.

•3.       Doğal gaz üretimine benzer yöntemlerle (sondaj kuyularından) elde edilen kömüre bağlı metan gazının üretiminde doğalgaz üretimine nazaran başlıca fark; doğal gazın gözenekli yapıdaki rezervuarda serbest olarak bulunmasından dolayı, açılan sondaj kuyularına kendiliğinden akmasına karşın metanın yüksek basınç altında kömür gözeneklerine ve mikro çatlaklara sıkı sıkıya bağlı olması nedeniyle  kuyuya akmasını sağlamak için uzunca bir süre (birkaç ay)  basıncın düşürülmesine (su içeren sahalarda su tahliyesine, önce mikro çatlaklardaki serbest gazın emilmesine) ve bağlı gazın akabilmesi için geçirgenliği arttıracak (hidrolik çatlatma vb) çalışmalara  gerek duyulmasıdır. Yatay sondaj tekniğindeki gelişmelerin etkisi çok büyük olmuştur. Doğal gazda, yatakta üretim başladığında gaz geliri en üst düzeyde olup zamanla (yatak tüketildikçe ve basınç düştükçe) azalırken kömürebağlı gaz kuyuda su tahliyesi (tulumbaların çalışması) başladığında  az miktarda gelmeye başlamakta, mikro çatlaklardaki serbest gazın emilmesiyle giderek artan depresyona (emişe) bağlı olarak gaz geliri artarak birkaç ayda en üst düzeye ulaşmakta olup daha sonra düzgün bir biçimde azalarak  birkaç yıl devam etmektedir. Çok sayıda sondaj kuyusuna (km2 ye 1-2 adet) ihtiyaç vardır. Kömüre bağlı metanın arama ve işletilmesi özel  teçhizata, bilgiye ve deneyime gereksinim göstermektedir. Tümüyle pahalı ve ekonomik anlamda büyük riskleri olan çalışmalardır.

 

•4.      Zonguldak Havzası‘nda  orta uçucu madde içeren bitümlü kömürler ile yüksek uçucu madde içeren bitümlü kömürler söz konusudur. Havzada bulunan kömür damarlarının bu özellikleri, dünyada gaz üretimi yapılan bazı havzalarla karşılaştırıldığında  "gaz üretimine uygun" olarak değerlendirilmekte (ve havzanın kömür rezervleri ile ilgili görüş ve iddialardaki farklılıklara bağlı olarak) kötümser tahminlerde 50 milyar m3 ve iyimser tahminlerde 750 milyar m3  bir metan potansiyeli ileri sürülmektedir (popüler olarak bilinen rakam 600 milyar m3). Hema tarafından yapılan ilk araştırmalar, çok küçük bir sahanın örneklendiği dikkate alınarak iyimser bir şekilde yorumlanırsa, havzanın çok ciddi bir kömüre bağlı metan potansiyeli olduğu kesindir. Ancak, kömüre bağlı metan üretimi pek çok parametre tarafından etkilenmekte olup sahada yapılacak gözlemler ve ölçümler olmaksızın gaz miktarı ile ilgili net değerlendirmeler yapılması olanaklı değildir. Ayrıca, mevcut potansiyelin üretilebilir kısmının dünya havzalarında %30-60 arasında değiştiği ve jeolojik arızaların azlığı ya da çokluğu, damar yoğunluğu vb. durumların  hem üretilebilecek metan miktarı hem de uygulanabilecek üretim tekniği üzerinde çok etkili olabileceği de unutulmamalıdır. Bütün belirsizliklere karşın, havzada ekonomik olarak kazanılması olanaklı bir gaz potansiyeli bulunmaktadır.

 

•5.      Hema, bu riskli enerji üretimi alanına ciddi bir giriş yapmıştır. Gerek arama-araştırma ve gerekse üretim alanında teknoloji transferi için bağlantılar kurmuş ve bunu başlatmıştır. 2 büyük ve 3 küçük sondaj açmış olup çalışmalarını sürdürmektedir. Metan potansiyeli konusundaki belirsizlik sıkıntı yaratmakla birlikte sondajlardan sağlanan ilk bilgiler belirsizlikleri gidermeye yönelik ilk önemli sonuçları vermeye başlamıştır. Ancak, özellikle yatay sondajlarda ortaya çıkan teknik aksaklıklarla mücadele verilmektedir.

Sonuç olarak;

  

Batı Karadeniz Bölgesinde önemli ve ekonomik olarak değerlendirilebilir bir doğal gaz ve kömüre bağlı metan gazı potansiyeli bulunmaktadır. Kömüre bağlı metanın arama ve üretim çalışmaları çok sayıda parametrenin ölçüm ve değerlendirilmesiyle paralel yürümesi gereken ekonomik anlamda riskli ve pahalı çalışmalar olup güçlü araştırma kurumlarının desteğine, teknoloji transferine ve /veya uzman firmalarla işbirliğine gereksinim bulunmaktadır.      Aralık 2007

 

                 Yönetim Kurulu

 

 

TMMOB Heyeti Zonguldak Ziyareti

 

GENEL MADEN İŞ SENDİKASINA ÜYE MÜHENDİSLER İLE YAPILAN TOPLANTI

TOPLANTI TARİHİ :  20 Kasım 2007

TOPLANTI YERİ      : TMMOB Maden M.O Lokali

TOPLANTI SAATİ    : 10.30

 

 

Adı Soyadı                                         Görevi

Alaeddin ARAS                                  TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

İlker ERTEM                                      TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

Baki Remzi SUİÇMEZ                                   TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi

Özgür Cemile GÖKTAŞ                     TMMOB Teknik Görevli

Bülent AKÇA                                     TMMOB Teknik Görevli

Nurçin SOYKUT                                TMMOB Hukuk Danışmanı

Hayati KÜÇÜK                                  TMMOB Elektrik M.O Hukuk Danışmanı

Volkan KAYA                                               TMMOB Maden M.O Hukuk Danışmanı

Erdoğan KAYMAKÇI                        TMMOB Zonguldak İKK Sekreteri

 

Genel Maden İş Sendikasına üye Türkiye Taşkömürü Kurumunda çalışan  mühendislerle; TMMOB heyeti arasında yapılan toplantıda mühendislerin sorunları ve talepleri dinlenerek, çözümler üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

 

Toplantıya; TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi Alaeddin Aras, TMMOB Yürütme Kurul Üyesi İlker Ertem, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Baki Remzi Suiçmez, TMMOB Teknik Görevli Bülent Akça, TMMOB Teknik Görevli Özgür Göktaş, TMMOB Hukuk Danışmanı Nurçin Soykut, TMMOB Elektrik Mühendisleri Hukuk Danışmanı Hayati Küçük, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Hukuk Danışmanı Volkan Kaya, TMMOB Zonguldak İKK Sekreteri Erdoğan Kaymakçı katıldı. Toplantıya  İKK Sekreteri(1), Maden M.O. (33), Makine M.O. (7), Elektrik M.O.(3), İnşaat M.O. (3), Mimarlar O.(2), Jeoloji M.O.(1) mensubu mühendis ve mimar katıldı.

 

 

 

 

İKK bileşenleri ile yapılan toplantı

 

TOPLANTI TARİHİ :19 Kasım 2007

TOPLANTI YERİ     : Maden Mühendisleri Odası Lokali

TOPLANTI SAATİ    : 11.30

 

 

Adı Soyadı                                         Görevi

Alaeddin ARAS                                  TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

İlker ERTEM                                      TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

Baki Remzi SUİÇMEZ                                   TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi

Özgür Cemile GÖKTAŞ                     TMMOB Teknik Görevli

Bülent AKÇA                                     TMMOB Teknik Görevli

Nurçin SOYKUT                                TMMOB Hukuk Danışmanı

Hayati KÜÇÜK                                  TMMOB Elektrik M.O Hukuk Danışmanı

Volkan KAYA                                               TMMOB Maden M.O Hukuk Danışmanı

Erdoğan KAYMAKÇI                        TMMOB Zonguldak İKK Sekreteri

Atıf METE                                          MMO Zonguldak Şb.Y.K Bşk.

Birhan ŞAHİN                                    Maden M.O Zonguldak Şb.

Vehbi ASLAN                                    EMO Zonguldak Şb.

Yaşar UZUNKAVAKLI                     MMO Zonguldak Şb.

Hüsnü MEYDAN                               Maden M.O Zonguldak Şb.

Rahmi ÜDER                                     Maden M.O Zonguldak Şb.

Ayşegül Türeci TAHMAZ                  OMO Zonguldak Şb.

Osman GÜLER                                              MMO Zonguldak Şb.

Turhan DEMİRTAŞ                            Mimarlar Odası Zonguldak Şb.Y.K Bş.

Engin KOCA                                      HKMO Zonguldak Şb.

R.Hakan PALANDUZ                                    İMO Zonguldak Şb.

Dinçer ÖZBAY                                              İMO Zonguldak Şb.

Ahmet ZOROĞLU                             MMO Zonguldak Şb.Y.K

Levent USMAN                                  Maden M.O Zonguldak Şb.

Asiye EROL                                       TTK Yüksek Gerilim

 

Türkiye Taş Kömürü Kurumunda çalışan mühendis - mimarlara ilişkin yaşanan sorunlar ve bugüne kadar konuya ilişkin odalarca yapılan çalışmalar üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

 

 

 

 

 

 

 

GENEL MADEN İŞ SENDİKASI YÖNETİCİLERİ İLE YAPILAN TOPLANTI

TOPLANTI TARİHİ :20 Kasım 2007

TOPLANTI YERİ     : Genel Maden İş Sendikası

TOPLANTI SAATİ    : 09.30

 

 

Adı Soyadı                                         Görevi

Alaeddin ARAS                                  TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

İlker ERTEM                                      TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

Baki Remzi SUİÇMEZ                                   TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi

Özgür Cemile GÖKTAŞ                     TMMOB Teknik Görevli

Bülent AKÇA                                     TMMOB Teknik Görevli

Nurçin SOYKUT                                TMMOB Hukuk Danışmanı

Hayati KÜÇÜK                                  TMMOB Elektrik M.O Hukuk Danışmanı

Volkan KAYA                                              TMMOB Maden M.O Hukuk Danışmanı

Ramazan DENİZER                           Genel Maden İş Sendikası Genel Başkanı

Erdoğan KAYMAKÇI                        TMMOB Zonguldak İKK Sekreteri

Ramis MUSLU                                               Teşkilat Sekreteri

Rahmi YAMAN                                 Gen.Bşk.Yardımcısı

Eyüp ALABAŞ                                               Gen.Eğt.Sek.

Nizamettin TİRYAKİ                         Teknik Müdür Yardımcısı

Coşkun ÇATMA                                Maden Mühendisi

Turdut AYDIN                                               Makine Mühendisi

Ertuna TEZCAN                                 Maden Mühendisi

 

TMMOB Türkiye Taş Kömürü Kurumu Çalışma Komisyonu ve Sendika Yöneticileriyle yapılan görüşmede, Kurumda çalışan ve sendikaya üye mühendislerin sorunları görüşülerek bilgi alındı.

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KESK‘e BAĞLI SENDİKAYÖNETİCİLERİ İLE YAPILAN TOPLANTI

TOPLANTI TARİHİ :19 Kasım 2007

TOPLANTI YERİ     : Genel Maden İş Sendikası

TOPLANTI SAATİ    : 17.30

 

Adı Soyadı                                         Görevi

Alaeddin ARAS                                  TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

İlker ERTEM                                      TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi

Baki Remzi SUİÇMEZ                                   TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi

Özgür Cemile GÖKTAŞ                     TMMOB Teknik Görevli

Bülent AKÇA                                     TMMOB Teknik Görevli

Nurçin SOYKUT                                TMMOB Hukuk Danışmanı

Hayati KÜÇÜK                                  TMMOB Elektrik M.O Hukuk Danışmanı

Volkan KAYA                                               TMMOB Maden M.O Hukuk Danışmanı

Erdoğan KAYMAKÇI                        TMMOB Zonguldak İKK Sekreteri

Hüsnü MEYDAN                               Maden M.O Y.K Üyesi

Kemal BULUT                                               ESM MYK

Ercan ACAR                                      ESM Şb.Y.

Yaşar UZUNKAVAKLI                     Maden M.O

Rahmi ÜDER                                          Maden M.O

Levent USMAN                                      Maden M.O

A.Birol KASAPOĞLU                           Maden M.O

S.Barış GÜVEN                                  Eğitim-Sen

Murat DURMUŞ                                 Eğitim-Sen

Dursun KÜÇÜKYILMAZ                  Eğitim-Sen

Serpil Açıl ÖZER                                Eğitim-Sen

Nil TÜFEKÇİ                                     BES

Dursun ONAT                                    SES

Mehmet GİRGİN                                BES

İsmail YILDIZ                                    Haber-Sen

Erdoğan ERDEM                                Tarım Orkam-Sen

Nevzat KAYNAR                               ESM

G.Süleyman KURTAY                                   TTK

Nevzat ÜNLÜ                                    TTK

Taci YALÇINER                                ESM Şb.Y.K

Kenan KASIM                                               TTK

Halis ÖNAY                                       TTK

Aygün EKİCİ                                     TTK

Cüneyd YAMUDİ                              TTK

 

Zonguldak ta şubeleri bulunan KESK‘e bağlı sendika yöneticileri ile komisyon arasında yapılan toplantıda, sendikalara üye mühendislere dair sorunlar üzerine görüşme yapılarak; gündemde olan Kamu Personel Yasa Tasarısı üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

 

  

  

ZONGULDAK YÜKSEK MAADİN VE SANAYİ MEKTEBİ KONGRESİ

DÜNDEN BUGÜNE ZONGULDAK MADENCİLİK EĞİTİMİ

9-10 KASIM 2006

 

 

 

 

Maden Mühendisleri Odası (MMO) Zonguldak Şube Başkanı Erdoğan KAYMAKÇI, "Yüksek öğretim kurumlarının Anadolu‘ya yayılmasında atılan ilk adımlar, Zonguldak ile başlamıştır." dedi.

 

Kaymakçı, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Salonunda düzenlenen "Zonguldak Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi Kongresi‘nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, kentteki maden mühendisliği eğitiminin cumhuriyetle yaşıt olduğunu söyledi.

 

Buhar makinelerinin sanayide yerine almasıyla havzadaki taş kömürünün stratejik önem kazandığına dikkati çeken Kaymakçı, şöyle konuştu:

 

"Cumhuriyet kuruluncaya kadar İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyanların hakimiyetinde kömür üretimi yapıldı. Ancak, yerli ve yabancı işletmeler dönemindeki üretimde yeterli personel ve mühendis çalışmamıştır. Çünkü Osmanlı döneminde maden mühendisleri yetiştirecek kurumlar mevcut değildi. Yüksek öğretim kurumlarının Anadolu‘ya yayılmasında atılan ilk adımlar, Zonguldak ile başlamıştır. Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi Cumhuriyetin mühendis ihtiyacını karşılamak amacıyla Atatürk‘ün direktifleriyle 1924‘de kentte kurulmuş, 1931‘de de çeşitli nedenlerden dolayı kapatılmıştır. Kongrede madencilik eğitiminin tarihsel gelişimine ışık tutmayı amaçlıyoruz.

 

ZKÜ Rektörü Prof. Dr. Bektaş AÇIKGÖZ, Türkiye‘ye çok önemli mühendisler ve teknikerler yetiştiren mektebin detaylı tartışılmasında yarar olduğunu söyledi.

 

Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürü Rıfat DAĞDELEN, sanayi mektebinin 70 değerli mühendis yetiştirdiğini, bu kişilerin de Türkiye‘nin her yerinde önemli projelere imza attığını vurguladı.

 

ZKÜ Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğrul ÜNLÜ de kongrede 10 bin adet bildiri ve eski fotoğraflarını yer alacağı dia gösterilerinin yanı sıra anıların paylaşılacağı oturumların gerçekleşeceğini kaydetti.

 

Konuşmaların ardından, eski Zonguldak fotoğrafları ve madencilikte kullanılan malzemelerin yer aldığı serginin açılışı yapıldı.

 

 

ŞAFAK GAZETESİ

10 KASIM 2006

 

 

 

ZONGULDAK YÜKSEK MAADİN VE SANAYİ MEKTEBİ KONGRESİ

"Dünden Bugüne Zonguldak‘ta Madencilik Eğitimi"

9-10 Kasım 2006, Zonguldak

 

 

Prof. Dr. Bektaş AÇIKGÖZ, Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı (ZKÜ)

Doç. Dr. Tuğrul ÜNLÜ, Kongre Sekreteri (ZKÜ)

 

 

1954 yılında yayımlanan İş Dergisi‘nin 20-159 no‘lu sayısında Refik Fenmen, Zonguldak Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi‘nin açılmasından kapanmasına kadar geçen süreçte yaşananları kendi dilinden anlatırken makale şu cümlelerle başlar.

 

"Bizde ekseriya atılan kuvvetli adımlar ve ümit verici teşebbüsler sonradan ferdi ve sosyal etkenlerin tesiri altında duraklayıp geriler."

 

Cumhuriyet‘in ilk Yüksekokulu

 

17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihlerinde toplanan İzmir İktisat Kongresi‘nin en önemli sonuçlarından biri de "Maden Sorunları" görüşülürken alınan  "En mühim bir servet kaynağı olan madenlerimizin kendi fen adamlarımız tarafından ilmi bir surette tetkik edilmesi." kararı olsa gerektir. Bu karar sanki bir yıl sonrasına tutulan bir ışık gibidir. Çünkü 20 Ekim 1924 (20 Teşrin-i Evvel 1340) tarihinde İktisat Vekâletine bağlı olarak Zonguldak Maden Mühendis Mekteb-i Âlisi (Zonguldak Maden Mühendisi Yüksek Okulu) öğretime başlar.  Okulun açılışı ve öğretime başlaması savaş yorgunu ve yoksulu olan yeni Cumhuriyet‘in ilk önemli eğitim atılımıdır. 1930 yılında Ankara‘da toplanan "Sanayi Kongresi"nden sonra ise okulun adı "Yüksek Maadin ve Sanayi Mühendis Mektebi" olarak değiştirilir (Kalyoncu, 2006).

 

Mustafa Kemal Atatürk‘ün kurduğu genç Cumhuriyet‘in ilk yüksekokulunun başına Mehmet Refik Fenmen getirilir. Mehmet Refik Fenmen, adı pek yaygın olarak bilinmese de bir mühendis, bilim adamı ve aydın bir yöneticiydi. Anne tarafından Sadrazam Mithat Paşa‘nın torunu olan Fenmen, Halep valisi Vefik Bey‘in oğludur.1882 yılında Preveze‘de doğan Fenmen, Saint Benoit Fransız Lisesi‘ni bitirmiş, sonra Lozan Üniversitesi‘nin Matematik-Fizik Bölümü‘nden ve daha sonra da 1906‘da Liége Üniversitesi‘nin Elektrik Mühendisliği Bölümü‘nden üstün başarı ile yüksek mühendis olarak mezun olmuştur. 5 Mart 1951‘de hayata gözlerini yumduğunda ardında telif ve tercüme 33 makale ve kitap, çağdaş bilime yönelik geliştirdiği ders programları ve yüzlerce proje, yetiştirdiği yüzlerce mühendis ve ülkesine hizmet edecek beş aydın çocuk bırakmıştır (TMMOB, 2006).

 

Fenmen, Zonguldak Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi‘ne geliş amacını şöyle açıklamaktadır; "Bu sevimli endüstri bölgesinde, kurulacak bir mektebde, İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi‘nde (Mühendishane-i Berri-i Humayun‘dan ayrılarak sivil idareye geçen okul), gerek talebelik hayatımda gerek sonraları, hükümetimizin emriyle yapmış olduğum müşahede ve tetkiklerime, güzel bir tatbik sahası bulmuş olmak benim için büyük bir mazhariyet idi. Bundan başka ilim müessesemizin Anadolumuzun her tarafında yayılmasını, memleketin tealisine (yükselme, gelişme), yalnız bir iki merkezden değil, fakat bütün vatandaşların el ele vererek, kendi ihtisaslarına göre, diğer bölgedeki çalışmalara yardım etmelerini mes‘ud (mutlu, sevinçli) bir teşebbüs telakki etmiştim" (Fenmen, 1954).

 

Maden mektebi ilk kurulduğunda, Zonguldak‘ta, iki katlı mütevazı bir binaya yerleşmiş, üç sınıflı, orta okul mezunu kabul eden bir orta derecede yatılı bir okuldu. Bu okulda sadece basit kimya laboratuvarı vardı. Parasız ve yatılı öğrenci kabul eden bu okul, çoğunluğu Anadolu‘dan gelmiş fakir fakat okuma isteği azmiyle yanıp tutuşan öğrencilerle dolmuştu. Fenmen okulunu anlatırken, "talebesinin madenciliğe olan sönmez aşkı, muallimlerin fedakarlığı bu mütevazı müesseseye canlı bir ruh veriyor, emin bir istikbal vaad ediyordu. Karadeniz‘in madenlere yakınlığı, arazisinin vüs‘ati müessesenin inkişafını temin edecek başlıca unsurlardan idi" demektedir. Çok kısa sürede hızlı bir gelişme gösteren bu okul, yabancı dilde eğitim yapan, öğrencilerini yurtdışı stajlara gönderen, sosyal ve sportif etkinlikleriyle (basketbol, atletizm, futbol ve tenis) küçük fakat günümüz koşullarında bile çağdaş sayılabilecek bir üniversite kimliği kazanmıştır. Mezunları ülkemizin çok farklı yörelerinde, yurt madenciliğinin gelişmesine katkıda bulunacaklardır. Bunlardan bazıları da, genç Türkiye Cumhuriyeti‘nin en önemli kömür havzası olan Zonguldak‘ta madencilik çalışmalarını sürdüreceklerdir. Zonguldak havzasını geliştiren ve o yıllarda yüksek sayılabilecek miktarlarda kömür üretimi sağlayarak demir-çelik endüstrimizin gelişmesine katkı koyan bu mühendislerdir. Okul, dört dönem içerisinde 70 mühendis yetiştirir ve 1931 yılında tam olarak bilinmeyen bir nedenle kapatılır. Ancak, Zonguldak‘ta maden mühendisliği eğitimi, Maden Tatbikat Mektebi (MTA), Zonguldak Maden Teknik okulu (MEB), Zonguldak Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi (ZDMMA), Hacettepe Üniversitesi-Zonguldak Mühendislik Fakültesi (HÜZMF) ve halen Zonguldak Karaelmas Üniversitesi‘nde (ZKÜ), 1924 yılından günümüze kadar aralıklarla da olsa devam etmiştir.

 

Zonguldak ili, Cumhuriyetin ilk yıllarında henüz sanayileşme sürecinde olan ülkemizin kömür ve demir-çelik fabrikalarıyla, kent kültürüyle önde gelen bir şehri olmasına karşın, günümüzde ülke ekonomisine binen bir yük gibi bakılan kömür ocakları ile yavaş yavaş kaderiyle yüzyüze bırakılmış yorgun bir şehir görünümündedir. Atatürk‘ün Zonguldak‘a geldiğinde (1935) söylemiş olduğu "Zonguldak‘ın derin toprakları altındaki serveti madeniye ne kadar kıymetli ise, bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar çok kıymetli bir vilayetimizdir" söylemi sanki bugün unutulmaya yüz tutmuşçasına kulak ardı edilmektedir.

 

Seksenüç yıllık Cumhuriyet geçmişine sahip bu kentin ülkemizin sanayileşmesindeki önemi ve lokomotif olma özelliği unutulmaya veya unutturulmaya çalışılsa da, şehrin koynunda sakladığı doğal hazine karaelmas, üstün nitelikli taşkömürü rezervleri, ilerideki nesillere de hizmet edecektir. 

 

Ne mutlu ki; kent, tarihini unutmadığını bir kez daha göstermiştir. Zonguldak Kültür Eğitim Vakfı (ZOKEV) önderliğinde birincisi 2005 yılında gerçekleştirilen "Kent Tarihi Bienali"nde masaya yatırılan Zonguldak; Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Türkiye Taşkömürü Kurumu ve Maden Mühendisleri Odası‘nın 9-10 Kasım 2006 tarihlerinde ortaklaşa düzenlediği "Dünden Bugüne Zonguldak‘ta Madencilik Eğitimi" temasıyla bir kez daha mercek altına alınmıştır. Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi‘nin Türkiye Cumhuriyeti‘nin neredeyse bugünkü gelişmiş üniversiteleriyle yarışacak düzeydeki eğitim potansiyeli, okul içi demokrasisi ve üniversite kültürü, Atatürk devrimlerinin günümüz insanında bir kez daha hayranlık uyandıracak ölçüde etkin olduğunu göstermektedir. Bu etkide şüphesiz o dönemde yetişmiş bilim insanlarının bilgisi ve kültürünün yanı sıra ülke sevgisi ve fedakârlıkların payı büyüktür. Bugün dillerden düşmeyen Onuncu Yıl Marşımız, o dönemde bu okulun yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden biri olan ünlü şairimiz Behçet Kemal Çağlar tarafından yazılmıştır. "Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan" dizelerini ona yazdıran coşku da aldığı eğitim ve içinde hissettiği Cumhuriyet sevgisinden değil midir?

 

İki gün süren "Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi Kongresi - Dünden Bugüne Türkiye‘de Madencilik Eğitimi" etkinliği içerisinde Cumhuriyet‘in kuruluşundan günümüze Zonguldak‘ta maden mühendisliği ve madencilik eğitimini içeren bildiriler sunulmuş, Cumhuriyetin ilk yıllarında Zonguldak‘taki kent kültürünün, Atatürk‘ün Zonguldak‘a gelişi ile ilgili sürecin anlatımının yanı sıra İkinci dönem mezunu şair-mühendis Behçet Kemal Çağlar‘ın hayatı ve şiirleri tanıtılmış, eski mezunlarla söyleşi yapılmıştır. Kongre süresince katılımcılara açık olan, "Maden Mektebi - Eski Zonguldak" fotoğraf sergisi de geçmişi görselleştirmesi açısından oldukça beğeni toplamıştır.

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan devrimler, sanayileşme hamleleri çok  güçlüdür. Sosyal, kültürel ve endüstriyel açılardan neden aynı hızla ilerleyemediğimizin, veya ilerlemenin önündeki engellerin nedenleri araştırmalıdır. Bu soruların yanıtları için gereken ipuçları da Cumhuriyet tarihinin derinliklerinde bulunabilecektir.

 

Kaynakça

 

Kalyoncu, H., (2006), Emekli Eğitimci-Yazar, Kişisel görüşme.

Fenmen, R., (1954), Zonguldak Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi, İş Dergisi, 20 -159, s.21-27.                

TMMOB, (2006), Mühendislik-Mimarlık Öyküleri II, Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği, TMMOB yayını.

 

  

  

  

  

  

  

ZONGULDAK HAVZASINDAKİ ÖZEL OCAKLARDA ÇALIŞAN MÜHENDİSLERLE 2 EYLÜL 2006 TARİHİNDE YAPILAN TOPLANTI DA DİLE GETİRİLENLER:

  

 

  1. Özel ocaklarda kullanılan Vinç, Pervane, Tulumba ve her türlü iş ekipmanın antigrizu özellikte olmadığı, birçok ocakta jeneratör bulunmadığı, meteorolojiyle iletişim kurulmadığı; özel ocaklarda basınç değişimlerinin takip edilmediği, taşeron ocaklarının tamamıyla iş güvenliğinden yoksun bir biçimde çalıştığı, hemen hemen hepsinde 220 Volt aydınlatma olduğu, hava çıkış ve dönüş yollarının olmadığı; bunun için çoğunlukla "kürdesak" çalışma yapıldığı,

  2. Rödevans sahibi firmaların üretimlerini çoğu zaman taşeronlarından ve rödevanslı sahada çalışan kaçak ocak işletenlerden elde ettikleri, bu taşeronların ve kaçak ocak işletenlerin teknik anlamda denetime tutulmalarının çok zor olduğu,

  3. Özel sektör sahiplerinin ocağın nezaretinden sorumlu teknik kadronun işlerine zaman zaman müdahale ettiği, verilen tertiplerin ocak sahibi tarafından değiştirildiği, bu anlamda verilecek eğitimin önce ocak sahiplerine verilmesinin gerektiği belirtilmesine rağmen ocak sahiplerinin kar- zarar mantığıyla çalışan işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında verilecek eğitimleri ve alınacak önlemleri son uygulama olarak düşündükleri,

  4. Özel ocaklarda çalışan mühendislerin çalışma koşulları, iş hiyerarşisi ve özel sektörde çalışmanın getirdiği diğer zorluklar nedeniyle oda-üye ilişkisinin genelde dışında kaldıklarını oda etkinlikleriyle temas kurmada zorluklar çekildiğini,

  5. Gaz ölçüm cihazlarının bulunmadığı veya çok yetersiz olduğu, bunlarında düzenli bakımlarının yapılmadığı, yedeklerinin bulunmadığı bu nedenle ölçümlerin sağlıklı bir şekilde yapılamadığı,

  6. İşçilerin iş elbisesini, baretini, çizmesini kendisinin temin ettiği, patronların bu konuda gerekli önlemleri almadığı, Öyleki: işverenin aldığı bir baretin kalitesiz  olduğu, alınabilecek en küçük iş sağlığı ve güvenliği konularında bile hassasiyetin zor gösterildiği,

  7. Mühendis ve Teknik Nezaretçilerin yaptırım gücünün çalıştırdıkları sahanın  işverenine karşı bilinen nedenlerden ötürü çok yetersiz kaldığı, işlerin genelde mühendis, teknik nezaretçi- işveren arasındaki bireysel, sosyal ilişkilerle çözümlenmeye çalışıldığı ancak madencilik işlerinin, iş güvenliği ve sağlığı konularının yasalar çerçevesindeki yaptırımlarla ve denetimlerle çözülebileceği,

  8. Ocak havalandırma (emici) pervanelerinin yedeğinin olmadığı,  bir elektrik kesintisi veya arızasında ocakların havasız kaldığı, buna rağmen çalışmaya devam edildiği,

  9. Rödevans işletmeciliğinin başladığı 1989 dan günümüze; üretimi arttırıcı yönde yatırımların olduğu ancak iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yatırımların yapılmadığı, bu yönde firma bazında yada firmaların bir araya gelerek eksikliklerle, alınabilecek önlemlerle ve iş sağlığı güvenliği konusunda yapacakları yatırımlarla ilgili çok az bir gelişme olduğu, bununda; Rödevanslı sahalarda üretimin, çalışma derinliğinin artmasıyla çok yetersiz kalacağını, havzada ciddi iş kazalarının oluşabileceğini ve iş güvenliği, sağlığıyla ilgili yatırımların bir an önce yapılması gerektiğine,

  10. Rödevanslı sahalarda, taşeronlarda ve kaçak çalışan ocaklarda hava ölçülerinin hiç yapılmadığı yada çok yetersiz yapıldığı, hiçbir işletmede sinyalizasyon ve haberleşmenin yeterli olmadığı, ateşlemelerin manyeto olmadığı için başlık lambalarıyla ve aydınlatma kablolarıyla yapıldığı, yeterli eğitilmiş barutçunun olmadığı, tahkimat, için kullanılan ahşap malzemenin uygun esvapta olmadığı, işçi ve mühendislerin sosyal yaşam alanlarının bulunmadığı,örneğin; mühendislerin kullanabilecekleri büro, banyo, bilgisayar gibi gerekliliklerin olmadığı yada çok yetersiz kaldığı, ferdi CO maskelerinin olmadığı!,

  11. Bir tahlisiye istasyonunun kurulmasının mutlak gerekli olduğu, bunun için firmaların bir araya gelerek ortak bir tahlisiye istasyonunun kurulabileceği,

  12. Çalışma Bakanlığının müfettişlerinin 1,5- 2 senedir denetim yapmadıkları, Maden işletmelerinin risk gruplarına göre ayrılıp, yılık denetim sayısının tesbit edilmesi gerektiği,

  13. Özel firmalarda çalışan mühendis ve teknik nezaretçilerin ücretlerinin  yetersiz kaldığı, Oda tarifesinin uygulanması için özel sektörle iletişimde bulunulması gerektiği,

  14. Özel işyerlerinde ölümlü ya da çok ciddi kazalar meydana gelmeden işveren önlem almaya yanaşmıyor. Bazı önlemeler ancak ölümlü kazalardan sonra alınmaya çalışılıyor, bu da oldukça yetersiz kalıyor. Oluşan iş kazalarında önce işvereni, sonra teknik elemanı kurtarmak için girişimlerde bulunuluyor. Ya ölen kusurlu gösterilmeye çalışılıyor ya da olay kaçınılmaza sokulmaya çalışılıyor.

  15. Öncelikle işverenden başlamak üzere, işçilerin ve diğer personelin kazalarını engellenmesi, iş sağlığı ve güvenliği konularında gerekli önlemlerin alınabilmesi için kademeli bir eğitim çalışmasından geçmesi gerektiği, işverenlerin bu konularda gösterdikleri duyarsız ve ağırdan alan taraflarının değişmesi gerektiği üretimin ancak iş güvenliği ve sağlığı tedbirlerinin alınabileceği ocaklarda artacağını, ancak bu yolla özel firmaların kurumsal bir yapıya kavuşacağını, yasaların ve denetimlerin yapılan işi engellemek adına değil, daha sağlıklı yürütülebilmesi amacını güttüğünü, üretimin ancak bu şekilde gelişeceğini, bilgi birikiminin mutlaka sağlanması gerektiği, Ocaklar derinleştikçe bu koşullarda kazaların artacağı, ortaya çıkacak maddi, manevi zararların alınabilecek tedbirler ve önlemler için gereken yatırımlar için harcanacak paralardan çok daha büyük kayıplara neden olacağı, gibi sonuçlar ortaya konmuştur.  

      21/12/2006                                                                                                               

 

Yönetim Kurulu

 

 

  

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI ZONGULDAK ŞUBESİ YÖNETİM KURULU VE ÖZEL SEKTÖR İŞVERENLERİ İLE

"İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ, KAZALARIN ÖNLENEBİLMESİNE YÖNELİK ALINABİLECEK TEDBİRLER" KONULU TOPLANTI

 

TARİH: 07 Kasım 2006

YER: Zonguldak Şube Lokali

TOPLANTIYA KATILANLAR: Toplantıda; Yrd. Doç. Dr. Erdoğan KAYMAKÇI, Prof. Dr. Vedat DİDARİ (ZKÜ), Prof. Dr. Nuri Ali AKÇİN (ZKÜ), Mesut ÖZTÜRK (TTK), Çağlar ÖZTÜRK (Maden Mühendisleri Derneği), Yusuf GÜNAY (Arı Ticaret), Ümit VELİOĞLU (Arslanlar Madencilik), Fuat VELİOĞLU (Of-Ton Madencilik), Halit DEMİR ve Musa DEMİR (DE-KA), Halit TİRYAKİ (Bağlık Madencilik) ile Oda Yönetim Kurulumuzdan II. Başkan Yaşar UZUNKAVAKLI, Rahmi ÜDER, Hüsnü MEYDAN ve Levent USMAN katılmışlardır. Başkanlığını Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Yrd. Doç. Dr. Erdoğan KAYMAKÇI‘nın yaptığı toplantıda;

 

Zonguldak taşkömürü havzasında rödevans karşılığı maden işletmeciliği yapan özel sektörün çalıştığı sahalarda yapılması gereken işçi sağlığı ve güvenliği yatırımları, iş kazalarının önlenebilmesine yönelik yapılacak çalışmalar  hakkında  bilgi alışverişinde bulunulmuş, sorunlar tespit edilmeye çalışılmıştır.

 

Toplantıda görüşülen, konuşulan ve tartışılan konular paragraflar halinde aşağıya çıkartılmıştır.

 

1- Rödevanslı sahalarda çalışan işletmeler ile kömür üretme teknik ve koşullarında olumlu gelişmelerin gözlendiği ancak bazı ocakların çok ilkel biçimde çalıştığı, bunun da madencilik adına üzüntü verecek bir durum olduğu, iş kazalarını önlemek için yapılacak çalışmaların iş kazaları sonrası ödenecek bedellerden kolay ve ucuz olacağı,

 

2-Zonguldak‘ta madencilik yapmanın birtakım zorlu koşullara bağlı bulunduğu, havzanın jeolojik özelliklerinin kötü olduğu, ton başına TTK‘ya ödenen (7 $/ton) rödevans ücretinin fazla olduğu; bunun dünyada ortalama 2,5 $/ton olduğu, üretilen kömürün zaten %40 oranlarında küllü olduğu, İş Güvenliği Uzmanı veTeknik Nezaretçi ücreti için Oda tarifesinde belirtilen rakamın yüksek olduğu, bu durumun gözden geçirilmesi gerektiği, rödevanslı sahada çalışan biz ocak sahiplerinin yukarıda belirtilen nedenler ve ücretler yüzünden maliyetlerimizin çok yüksek olduğunun belirtilmesinin gerekli olduğu,

 

3- Biz  bu işi 1998 den bu yana yapıyoruz. Çalıştırdığımız işçilere o yıllarda asgari ücretin altında bir ücret veriyorduk. Günümüzde ise; bu ücretler yaklaşık 2 kat artış göstermiştir. Şu anda 700-800 YTL dolaylarında ücret verebiliyoruz. Firma olarak 2 yıldan bu yana Bakanlık Müfettişlerinin denetimine tabiyiz. Eksikliklerimiz vardır. Ancak bunları gidermek için çalışıyoruz. TTK‘dan, Maden Mühendisleri Odasından ve Üniversitemizden eksikliklerimizi gidermek için yardım alabilir, birlikte çalışabiliriz. Genel olarak sorunlarımız şunlardır;

 

•a)      Tahlisiye (kurtarma) eğitimi almış elemanımız yok! TTK‘ya başvurduk ancak çok yüksek ücret istediler. Bu eğitimi Oda veya Üniversite verebilir mi?

•b)      Elektrik tesisat projesi bakanlıkça onaylanmayan işletmeye izin verilemez. Projelerimizin bakanlık onayı konusunda sıkıntılarımız var. Elektrikle ilgili projelerimizi bakanlıkta kimlere ve nasıl onaylatabiliriz?

•c)      Elektrikli cihazların bakım periyotu, kontrolü, yetkili elemanı ve istihdamı, eğitimi nasıl olacak?

•d)      Kaldırma araçları, yönetmeliği nedir?, kimler kullanacak?, nasıl ve nerede eğitilecek?

•e)      Hava ölçüleri ve analizi, bunlar bizde yok. Nasıl ve ne ölçülerde bir laboratuar kurmalıyız.

•f)       Antigrizu cihaz ve teçhizat yönünden bilgi birikimimiz eksik. Hangi firmalar bu işi yapar?, bu firmalar Zonguldak‘a davet edilemez mi?. Üniversite, Oda, TTK bu konularda bizlere yardımcı olmalıdır.

•g)      TTK‘nın tahlisiye istasyonundan yararlanabilirmiyiz? Biz bu konu için TTK‘ya başvurduk. 1 yıllığına 50.000 $ istiyorlar!?bu konudaki eğitimi Oda veya Üniversite verebilir mi?

•h)      50 km. yarıçaplı bir alanda 1 tahlisiye istasyonu yeterli. Özel firmaların bir araya gelerek bir kurtarma istasyonu kurması, maliyeti, v.b. nedir,

 

4- Bizim antigrizu cihaz ve ekipmanlar hariç hiçbir eksiğimiz yok!. En önemli sorunumuz taşeronlar ve kaçak kömür üretenler. Kaçak ocaklarla ilgili sorumluluk TTK‘da. Ancak taşeronlar ve kaçak kömür üretenleri  kimse denetlemiyor, TTK‘nın bu konuda hiçbir uygulaması yok. Biz taşeron ve kaçakçılarla ilgili şikayetlerimizi bildiriyoruz ancak kimse bunlara bakmıyor. Sanki taşeronlaşma ve kaçakçılığın artmasını isteyen bir eğilimin varlığı gibi bir durum sözkonusu,

 

5-En fazla taşeron bizde var. Biz her hafta bu taşeronları mühendisimizle denetliyoruz ve rapor tutuyoruz. Bu rapor doğrultusunda gerekirse biz hemen faaliyetine son veriyoruz. Bu taşeron ve kaçakçıların faaliyetinin durdurulması için müracaat ettiğimizde ise bombalama ve mühürleme masrafları bizden alınıyor.Ayrıca;

 

•-          Erdemir ithal kömürü 130$‘a, TTK‘dan 110$‘a bizden ise 98 $‘a alıyor. Ürettiğimiz kömürü pazarlama! sorunumuz var.

•-          İş Güvenliği Uzmanı ve Teknik Nezaretçi için Odanın belirlediği asgari ücret bizim için çok fazla.

•-          Tahlisiye istasyonu oluşturmak ve kurtarmada eğitimli personeli eğitmek için TTK ile girişimlerimiz devam ediyor. TTK 5 kişilik bir kurtarma eğitimi için 10.000 TL istiyordu ancak şu anda bu rakamı 2000 TL‘ye düşürdüler.

 

6-  1994 yılında 1 ton kömürün parasıyla 3 m. direk alabiliyorduk.          Bugün 1 ton kömürle 1 m. maden direği alabiliyoruz.! TTK‘nın tahlisiye istasyonu ve tahlisiye eğitimi v.b. hizmetleri pahalı. İthal kömüre uygulanan fon kalkınca bizler ürettiğimiz kömürde ton başına 10$ zarar ettik. Bizim ocakların havalandırması iyi, CH4 ölçer gibi olmazsa olmaz cihazlarımız var. Para kazanmayan hiçbir kömürcü gereken yatırımları yapmayacaktır. İş güvenliği, işçi sağlığı konusundaki malzeme, ekipman v.s. çok pahalı, bunları alamıyoruz.

 

7- Ana sorunlar olarak; İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı ile ilgili maliyetlerin yüksekliği nedeniyle alınamayan önlemler, taşeronlaşma ve kaçak kömür üretenler gözüküyor. Kömür madenciliği ilk yatırımı, kullanılan makine, teçhizat ve cihazları, iş güvenliği ve sağlığı yatırımları en yüksek olan sektördür. Bu dünyada da böyledir. Özel ocak sahipleri bir araya gelerek bir nevi kooperatifleşebilir. Lavvar, Tahlisiye istasyonu, iş güvenliği ve sağlığı yatırımları ortaklaşa olarak yapılabilir. Ancak ben temel sorunun maliyet ve iş güvenliği yatırımlarının pahalı olması olarak görmüyorum. Burada madencilik birikiminin, kurumsallaşamamanın eksikliklerinden kaynaklanan sorunlar var. Yani özel sektörde en azından şu anda bu problemleri tam olarak çözemeye çalışacak niyet, gayret ve çalışma yok.

 

8- 1 Ağustos 2006 tarihinde Enerji Bakanlığında, Bakan başkanlığında bir toplantı yapıldı. Bu toplantının konusu, iş kazalarının, ölümlerin önlenmesi, iş güvenliği ve sağlığı konusunda alınabilecek önlemlerle ilgili tüm yurt çapında eğitimlerle kazaların engellenmesine çalışmaktı. Biz (TTK) olarak bu konuda bakanlıktan talimat aldık. Kurumun madencilik çalışmalarında iş  güvenliği ve işçi sağlığı konusunda eğitim verebilme potansiyeli harekete geçirildi. İlk çalışmalarımız önümüzdeki ay başlatılacak. Öncelikle kömür üretimi ile ilgili taraflar arasından bir diyalog eksikliği bulunduğunu belirtmem gerekir. Sizler yasaların emrettiği her türlü iş güvenliği ve işçi sağlığı tedbirlerini almak zorundasınız. Çözülmesi gereken ise gerekli kaynağın bulunmasıdır. Tahlisiye istasyonu için bir araya gelin ve kurun, bu konuda TTK size yardımcı olacaktır. İthalatın zorlaştırılması gerekir, bunun için mücadele edin. Bizler sizi kaçakçı olarak görmüyoruz. Siz ne kadar yatırım yapar; iyi, sağlıklı çalışırsanız bizde o kadar rahat ederiz.Tahlisiye eğitimi vermek için konuşulan 50.000 $ gibi bir maliyet doğru değil. TTK‘nın bu eğitim için istediği rakam 5000$ (10 kişilik kurtarma ekibi için) dır. Gazlara bağlı olarak meydana gelen kazaların temelinde havalandırma yatırımlarının yapılmaması gelmektedir.Sonuç olarak; kurtarma istasyonu ve diğer  yatırımlarla ilgili yasa ve tüzük ne emrediyorsa bunlar yapılmalıdır.

 

                                                                                                                         Yönetim Kurulu

 

  

  

TEKNİK NEZARETÇİ PANELİ

Saygıdeğer Meslektaşlarım, Değerli Konuklar hepinizi saygıyla selamlıyorum

Konuşmama Teknik Nezaretçiliğin mevzuatımızda yer alış şekli nedenleri ve uygulamaları ile başlayıp daha sonra ki süreçte mevzuatta yaşanan karmaşaları işleyerek başlayacağım. İkinci turda is uygulamada yaşanan sorunları dile getirip çözüm önerileri getirmeye çalışacağım.

Mevzuata değinirken madencilikteki ilk düzenleme olan Dilaver Paşa Nizamnamesine kadar inip sizleri sıkmayacağım.

Mevzuat değerlendirmesini son üç maden kanunu ve 1475 sayılı Eski İş Kanunu çerçevesinde yapmayı düşünüyorum.

6309 sayılı Maden Kanunu hepinizin de bildiği gibi 1954 yılında yürürlüğe girmiştir. Şimdi hep beraber o yılların Türkiye‘sini düşünelim ve o yıllarda ülkemizde ne kadar maden mühendisi olduğunu tahmin etmeye çalışalım. Tahmin edeceğiniz üzere maden mühendisi sayısı ihtiyacın çok altındadır. Ülkemizde çok az sayıda olan maden mühendisleri kamu kuruluşlarında ve özellikle de o zaman ki adıyla EKİ‘de çalışmaktadır. Her ocağa bir mühendis düşmemektedir. Bunun üzerine kanun koyucu çıkardığı yasanın ihtiyaçları karşılaması, her ocağa mühendislik hizmetinin ulaşabilmesi için eski adıyla fenni nezaretçilik yapısını oluşturmuştur. Bunu da 6309 sayılı maden kanununun 82. maddesiyle düzenlemiştir.

"Madde 82 - (Değişik; Kanun: 271 - 11/7/1963) İşletme ruhsatnameli veya imtiyazlı maden sahalarındaki teknik faaliyetin tanzim ve idamesi işlerinin en az bir maden mühendisinin fennİ nezareti altında yapılması şarttır.

Tuz ihtiva eden sulardan çeşitli usullerle tuz istihsali maksadıyla yapılan işletmelerde fenni nezaret vazifesi kimya mühendisleri tarafından da deruhte edilebilir.

Ayrıca, fenni nezareti deruhte eden kimse tarafımdan maden tekniği ve mevzuatı esasları dairesinde verilecek emir ve talimatı yürütmek maksadıyla iş başında daimi olarak asgari bir maden teknisyeni veya teknikeri veya Maden Meslek Mektebi mezunu bir eleman veya Maden Başçavuş Okulunu bitirmiş veya ehliyeti evvelce tasdik edilmiş bir maden başçavuşu bulundurulması lazımdır." Şeklinde olup iş güvenliğine ve bu konudaki denetime ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu kanunda iş güvenliğine ilişkin düzenlemeler sadece 90. ve 91. maddelerde düzenlenmiş olup sadece kazaların ve tehlikeli durumların o zaanki adıyla Ekonomi ve Ticaret Vekaletine bildirilmesi hükmüdür. Bu durumlarda da önlemleri belirleme yükümlülüğü Vekalette bulunan mühendise verilmiş oluo önlemleri alma yükümlülüğü ruhsat sahibine aittir.

Yukarıda da belirtildiği üzere mühendislik hizmetlerini tüm maden sahalarına yaymak amacıyla çıkarılan fenni nezaretçilik kavramını açıklandığı kanunun 82. maddesine dayanılarak çıkarılan Fenni Nezaret Yönetmeliği‘nin 4. maddesinde bu görevin 10 sahaya kadar yaygınlaştırılmasına izin verilmiştir. Buna ek olarak ta mühendis sayısının yetersiz olması nedeniyle her sahada en az bir teknik eleman istihdamını zorunlu kılmıştır.

6309 sayılı kanundan sonra fenni nezaretçilik ile ilgili yapılan diğer bir mevzuat düzenlemesi ise 1475 sayılı Eski İş Kanunu‘nun 74. maddesine göre çıkarılan Maden ve Taş Ocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzük ile yapılmıştır. Bu tüzüğün yürürlük tarihi 22.10.1984 olup çıkış kaynağı Zonguldak‘ta 1983 yılında meydana gelen ve 103 kişinin ölümü ile sonuçlanan grizu patlamasıdır.

Dönemin Başbakanı Bülent Ulusu uzmanlara kazanın nedenini sorduğunda aldığı pek çok cevaptan biri de madenlerle ilgili yeni bir iş güvenliği mevzuatı olmadığı konunun çok eski tarihlerde yürürlüğe girmiş olan Maden Nizamnamesi ile çözülmeye çalışıldığı ve günün koşullarına uygun olmadığı şeklindedir. Bunun üzerine Başbakanın talimatı ile bu tüzük hazırlanır ve kimya iş kolunda yer alan Sorumlu Müdür yapısından hareketle 6309 sayılı kanunda yer alan Fenni Nezaretçiye bu kanunda yer alan görevlere ek olarak iş güvenliği ile ilgili önlemlerin belirlenmesi görevi verilir.

Kanunun 82. maddesinde fenni nezaretçi maden sahalarındaki teknik faaliyetin tanzim ve idamesi işlerine nezaret eden kişi olarak tanımlanırken tüzüğün tanımlar maddesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği gereklerinin yerine getirilmesinden ve işletmenin teknik esaslar çerçevesinde çalıştırılmasından sorumlu, maden mevzuatına göre görevlendirilmiş maden mühendisini veya maden yüksek mühendisi şeklinde tanımlanmıştır. Tanımda yer alan işçi sağlığı ve iş güvenliği gereklerinin yerine getirilmesinden sorumlu kişi tanımlaması özelliklede bilirkişi olarak tabir edilen bilmez kişilerin yüzünden maden mühendislerini mahkemelerden gelemez duruma düşürmüştür.

Oysa fenni nezaretçinin bu konudaki sorumluluğu tüzüğün 4. maddesinde çok daha net olarak açıklanmasına karşın bu yanlış uygulama hala devam etmektedir. Bu maddenin son cümlesi denetimin yapılmamasından, öneri ve önlemlerin yerine getirilmemesinden işveren sorumludur şeklinde olmasına rağmen bu durum çoğu kez göz ardı edilmektedir.

Tüzüğün yayım tarihinden bir yıl sonra 1985 yılında 3213 sayılı maden kanunu yürürlüğe girer ve bu konuyla ilgili yeni düzenlemeler gelir ancak tüzük hala yayınlandığı günden itibaren hiç değişmemiş olup günün koşullarına ayak uyduramamıştır.

3213 sayılı maden kanunu fenni nezaretçiyi 6309 sayılı kanundan farklı olarak tüzükte belirtilen iş güvenliği sorumluluğunu da ekleyerek "İşletmelerin teknik ve emniyet yönünden nezaretini yapan sorumlu ve yetkili maden mühendisi" şeklinde tanımlamıştır. Ancak sahada kendisinden başka bir teknik eleman bulundurma zorunluluğu getirmediği için 6309 sayılı kanundan daha da geri bir durumdadır. Aslında 1985 yılında tekniker, teknisyen veya maden başçavuşu getirme zorunluluğuna gerek yoktur. Çünkü o yıllarda ülkede yeterince maden mühendisi vardır ve her işletmede bir maden mühendisinin olması daha uygun olacaktır.

2003 yılına geldiğimizde yürürlüğe giren 5177 sayılı kanunla değişik 3213 sayılı yeni ve son maden kanununa baktığımızda fenni nezaretçi teriminin teknik nezaretçi olarak değiştiğini ancak tanımının değişmediğini görüyoruz. Bu değişikliğe ek olarak kanunun maden mühendisi istihdamını düzenleyen 31. maddesinin;

"Teknik nezaret

Madde 31.- Maden üretimi, bir maden mühendisi nezaretinde yapılır. Maden mühendisinin daimî olarak istihdam edileceği işletme büyüklüğü ile istihdam usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

İşletmede istihdam edilen maden mühendisi 4857 sayılı İş Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen iş güvenliği ile görevli mühendis veya teknik elemanların üstlendiği görev ve sorumluluğu da yerine getirir.

Maden mühendisi istihdamı veya nezareti gerçekleşmeden üretim yapılması halinde ruhsat teminatı irad kaydedilerek faaliyet durdurulur. Maden mühendisi istihdamı/nezareti sağlanması ve teminatın yenilenmesi ile faaliyete izin verilir."  şeklinde olduğunu görüyoruz.

Bu düzenleme de bir mevzuat karmaşası yada bilmezliği görüyoruz. Madde de nezareten sorumlu daimi veya teknik nezaretçinin 4857 sayılı İş Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen iş güvenliği ile görevli mühendis veya teknik elemanların üstlendiği görev ve sorumluluğu da yerine getireceği de belirtilmektedir ki bu düzenleme yapılırken iş güvenliği mühendisinin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen mevzuatın kriterleri göz ardı edilmiştir. İş güvenliği uzmanının çalışmasını düzenleyen yönetmelikte sertifika zorunluluğu olmasına, bu kişiye herhangi bir ek görev verilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme olmasına rağmen kanunda ve uygulama yönetmeliğinde bu düzenlemeler göz ardı edilmiştir.

Kanunda mevzuat karmaşası bununla da kalmamış olup kanunun kendisiyle uygulama yönetmeliği arasında da devam etmektedir. Kanunun maden mühendisi istihdamına ilişkin 31. maddesinde hammadde üretim izniyle üretim yapan kamu kuruluşlarının bu maddeden muaf olduklarına dair bir düzenleme olmamasına rağmen uygulama yönetmeliğinin 49. maddesinin 2. ve 3. fıkraları "Kamu kurum ve kuruluşlarının altı aydan az süreli veya toplam beş yüz tondan az olan  miktarlardaki hammadde talepleri, talep edilen alanda yürüyen ruhsat hakları yok ise mahallinde tetkik yapılmadan da karşılanabilir. Bu kapsam dahilinde yürütülen faaliyetler için teknik nezaretçi atanması zorunluluğu yoktur." şeklinde olup kanun hükmüne aykırıdır.

Bu konuda MİGEM yanlışlık yapmış olup bu yanlışlığa yasal süresi içerisinde itiraz etmeyen Maden Mühendisleri Odası olarak treni kaçırmış durumdayız.

Yönetmeliğin nezaretçinin atanmasını düzenleyen 108. maddesinde kamu kuruluşlarından özellikle de TKİ‘den gelen talep üzerine bir sahaya birden fazla nezaretçi atanabileceği hükmü getirilmiş olup bu düzenleme iş kazalarının sonuçları bakımından alt işveren çalıştıran kurumlarda çalışan maden mühendislerinin lehine bir düzenleme olmuş ancak bu kurumları kurtarmaya yetmemiştir.

Uygulama Yönetmeliği‘nin daimi nezaretçi istihdamını düzenleyen 110. maddesinin a ve b fıkralarında esas alınan işçi sayıları konusunda herhangi bir sorun olmamasına rağmen uygulamada işçi sayısı esas alınırken işletmede ki işçi sayısı mı yoksa yeraltındaki işçi sayısı mı dikkate alınmalı konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bu ayrılıklar daha da ileri giderek vardiyada ki yeraltındaki işçi sayısı dikkate alınmalıdır a kadar gitmektedir. Ayrıca bunun tespiti için Bakanlık ile SSK arasında bir koordinasyon yapılmış mı dır. Asıl işveren-alt işveren ilişkisi nasıl değerlendirilecektir konularında herhangi bir düzenleme ve uygulama birliği bulunmamaktadır. Bence nispi olarak eskiye göre daha iyi bir uygulama olan daimi nezaretçi uygulaması tespitindeki zorluklar nedeniyle yaşam bulmakta bir hayli zorlanacaktır.

Maddenin son fıkrası "Daimi nezaret görevi üstlenmiş olan mühendisler, gerekli şartları sağladıkları taktirde aynı zamanda o işletme için teknik nezaret görevi de yapabilirler. Ancak, bu durumda başka ruhsat sahalarında teknik veya daimi nezaret görevi üstlenemezler." şeklinde olup geçmişten gelen alışkanlıklar nedeniyle uygulama da sorunlar yaşanmaktadır. Özel sektörde çalışan bazı arkadaşlarımız herhangi bir yerde çalışırken başka yerlerde 10 sahaya kadar teknik nezaretçilik yapmak istemektedirler ki yukarıda da belirtilen hüküm gereği bu mümkün değildir.

Bu konuda SMMH Yönetmeliğinde düzenlemeler yaparak üyeleri arasında adaleti sağlamak isteyen odamız dahi yanlış uygulamalar yapmaktadır. Odamızın, daimi nezaretçi olarak çalışan maden mühendislerinin çalıştığı kuruluşa ait ruhsatlı diğer sahalarda teknik nezaretçilik yapabileceği düşüncesi ile yaptığı uygulama yukarıda da belirtildiği üzere yönetmelik hükmüne aykırı olup bu uygulamadan derhal vazgeçilmelidir.

Teknik nezaretçinin yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 111. maddesi teknik nezaretçinin kamu adına bir denetim elemanımı yoksa bir danışman mı olduğu konusunda en çok tartışma yaratan konu olup bu konuda tartışmalara son verecek birim olan MİGEM sessiz kalarak tartışmaların uzamasına neden olmaktadır.

Maddenin a fıkrası "Teknik nezaretçi, işyerinin her yerinde görevi ile ilgili inceleme yapmak ve gerekli her türlü bilgiyi alma yetkisine sahiptir. Bu yetkinin kullandırılmamasından ruhsat sahibi sorumludur." şeklinde olup kimi kesimlerce bir denetim elemanı olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak bu yorum benimde dahil olduğum bazı kesimlerce kabul edilmemektedir. Çünkü denetim elemanlarının görev yetki ve sorumlulukları tartışma yaratmayacak kadar kesin ve net olmakla beraber idari işlem yetkileri de vardır. Oysa ne kanunda ne de yönetmelikte teknik nezaretçinin böyle bir yetkisi bulunmamaktadır. Aynı maddenin b fıkrasında yer alan  "İşyerinde yaptığı inceleme ve gözlemlerde  iş sağlığı ve güvenliği yönünden tehlikeli bir durumun varlığını tespit etmesi ve hemen tedbir alınmasının mümkün olmadığını belirlemesi durumunda, işletme faaliyetini tedbir alınıncaya kadar durdurma yetkisini kullanarak ilgili kuruluşlara bildirir." Şeklindeki yer alan yetki bir kapatma yetkisi olmayıp bir önlem yetkisidir. Böylesine bir önlemi almak herhangi bir işyerinde herhangi bir teknik elemanın alması gereken önlemden farklı değildir. Kapatmanın bir cezamı yoksa önlem mi olduğu konusunda ki tartışmayı iş mevzuatı çözmüş durumda olduğundan bu tartışma yersizdir. Ek olarak yönetmelikte bu hükme uymamanın herhangi bir idari yaptırımı olmaması da bu duruma ayrı bir göstergedir. Ayrıca faaliyeti durdurarak ilgili kuruluşa haber verir ibaresi bir ihbar niteliğinde olup bunu herhangi bir vatandaş dahi yapabilir.

Yine aynı maddenin b fıkrasında teknik nezaretçinin ruhsat sahasında en az 15 günde bir iş güvenliği yönünden inceleme ve denetlemelerde bulunması gerektiği belirtilmektedir ki ülkemiz koşullarında 10 sahada 15 günde bir ocağa gitmek bile mümkün olmamaktadır.

6309 sayılı kanunda fenni nezaretçinin nitelikleri ile ilgili olarak maden mühendisi olması dışında herhangi bir özel düzenleme bulunmamakta idi ancak 3213 sayılı kanunun uygulama yönetmeliğinde Maden ve Taş Ocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzüğün 371. maddesinden hareketle 5 yıl deneyim şartı getirilmişti ancak uygulamada deneyim yerine diploma yaşı kullanılır olmaya başladı ki bu da düzenlemenin anlamını yitirmesine neden oldu.

Yeni kanun ve uygulama yönetmeliğinde ise eğitim ve sonrası alınan sertifika zorunluluğu getirildi. Sertifika eğitim programı henüz istediğimiz yeterli düzeye ulaşmamış olsa da her geçen gün içerik bakımından geliştirilerek sorunlar aşılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca yer altında fiili hizmet şartı aranmakta olması yönetmeliğin olumlu yönlerinden biridir.

Ancak maddenin istisnayı düzenleyen hükmünde yer alan 5 yıl kriterinin yönetmeliğin yayımından önce geçen 5 yıl süreyimi yoksa herhangi bir 5 yılımı kapsadığı açık olarak düzenlenmediğinden uygulamada sorunlara yol açmaktadır. Bu durum MMO‘nun uygulamalarında dahi netlik kazanmamıştır.

Nezaretçinin görevinin sona ermesine ilişkin hususları düzenleyen 113. madde her yerde günah keçisi olarak gösterilmesi nedeniyle sürekli olarak cezalandırılan maden mühendisi teknik nezaretçinin yargısız infaz şeklinde ikinci bir kez cezalandırılmasından farklı değildir.

Maddenin 3. bendinin a fıkrası;

a) Teknik nezaretçilik yapan mühendisin istifası halinde, teknik nezaretçi, görev yaptığı döneme ait faaliyet bilgi formunu iki nüsha düzenleyip, bir kopyasını ruhsat sahibine diğer kopyasını ve sahanın son durumuna ilişkin öneri ve önlemlerini içeren raporu ve işletme faaliyet bilgi formunu Genel Müdürlüğe verir. Aksi halde teknik nezaretçi olarak  yeni bir göreve bir yıl süresince atanamaz.

şeklinde olup burada istifanın veya iş akdinin feshinde tarafların haklı olup olmadıkları kesinlikle dikkate alınmamaktadır.

Örnek verecek olursak gerekli imkanlar sağlanmadığı için ocağa gidip inceleme yapamayan veya parasını alamayan nezaretçiye istifa nedeni sorulmadan, haklı olup olmadığına karar verilmeden birde son durumu gösteren plan ve raporları düzenleme yükümlülüğü verilmiştir. Mühendis sahaya gidemiyorsa sahanın son durumunu nasıl rapor edebilir sizlere soruyorum. Olay aynen Nasrettin hoca fıkrası gibi hırsızın hiçmi suçu yok!!!.

Aynı maddenin b fıkrasında da durum farklı değil, ruhsat sahibinin neden azlettiği belli değil. Ruhsat sahibi mühendisi beğenmiyorsa onun düzenlediği projeyi veya raporu beğenir mi ki MİGEM‘e versin.

Bugün bu madde nedeniyle pek çok nezaretçi haklı olduğu halde yeni saha alamama kaygısı nedeniyle istifa edememekte ve risk altında kalmaktadırlar.

 

TTK‘da teknik nezaretçi uygulamalarına bakacak olursak; yıllar itibariyle pek çok farklı uygulama yapıldığı ancak hiçbirinden de olumlu sonuç alınamadığını söyleyebiliriz. Doğru ve herkes tarafından kabul edilebilir sonuca ulaşabilmek için TTK uygulamalarına hem yukarıda belirtilen mevzuat hem de iş güvenliğinin genel prensipleri yönünden bakmak gereklidir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi teknik nezaretçilik uygulaması mühendis hizmetinden yoksun maden işletmeleri için konmuştur. Oysa TTK‘ya baktığımızda kurum içerisinde böyle bir sorun olmadığını görmekteyiz. Kurum içerisinde yapılan işin niteliklerine uygun pek çok uzmanlaşmış mühendisler bulunmaktadır. Bu mühendisler uzmanlıklarına göre ilgili daire başkanlıklarında ve müesseseler içerisinde yine uzmanlıklarına göre görevlendirilmişlerdir. Kurum içerisinde yeter sayıda yetkin mühendis bulunması nedeniyle TTK‘da teknik nezaretçi uygulaması ile kanun koyucunun amaçları uyuşmamaktadır. Özetle teknik nezaretçi uygulamasının kurum örgütlenmesi ile uygun olmadığını söyleyebiliriz.

Ancak konuya iş güvenliğinin genel prensipleri açısından bakacak olursak ki konunun kurum içerisinde ki en önemli sorunu oluşturan kısmı burasıdır.

İş güvenliği özetle, multidisipliner bir bilim dalı olup üretimi desteklemesine rağmen üretimde görevli kişilerin tarafından sürekli olarak üretimle çelişen bir konu olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle iş güvenliğinden sorumlu kişinin üretim biriminden bağımsız olarak işyerinin politikalarını belirleyen, üretim planlamalarını yapan en üst birime bağlı olması gereklidir.

Buradan hareketle TTK içerisindeki örgütlenmeye bakacak olursak iş güvenliği konusunda uzman mühendislerin genel müdüre bağlı iş güvenliği daire başkanlığında, buna karşın kurum içerisinde teknik nezaretçilerin ise üretim birimi olan müesseselerde veya işletmelerde görev yapan üretim konusunda uzman üst düzey yöneticilerden seçildiklerini görmekteyiz.

İş güvenliği daire başkanlığının müesseselerden bağımsız olarak genel müdürlük makamına bağlı olması ve burada görevli mühendislerin (eğer görevlendirmeler amaca uygun yapıldıysa) konularında uzman olmaları nedeniyle kurum içerisindeki teknik nezaretçilerin burada görev yapan mühendisler arasından atanmalarının uygun olacağını düşünmekteyim.

Sonuç olarak; 1954 yılındaki ülke koşullarından kaynaklanan nedenler dolayısıyla mevzuata girerek uygulamada yer alan eski adıyla fenni yeni adıyla teknik nezaretçilik değişen ülke koşulları nedeniyle kaldırılarak yerine her maden işletmesinde en az bir maden mühendisi istihdamı zorunlu hale getirilmelidir. İşletmede çalışacak mühendis sayısı kamoyunda yapılacak tartışmalardan sonra belirlenen kriterlere göre belirlenmelidir.

Ancak devlet ben ruhsat sahalarında gerekli ve yeterli denetimleri yapamıyorum bunun için bana eleman gerekli diyorsa ve bu konuda ısrarlı ise tıpkı yeminli mali müşavirler yasasında olduğu gibi teknik nezaretçinin yetkilerini ve sorumluluklarını net olarak belirleyen bir yasa çıkarmalıdır. Bu durumda da teknik nezaretçi ücretini işverenden almamalıdır. Aksi takdirde denetim elemanından çok kaçakları yasal hale getiren bir elaman olur.

TTK uygulamalarında yaşanan sorunlarda ise teknik nezaretçilerin üretim birimleri yerine konunun uzmanlarının bulunduğu iş güvenliği daire başkanlığında görevli uzman mühendisler arasından atanmaları gereklidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MÜHENDİSLİK, İSTİHDAM ve ÜCRETLENDİRMENİN

ZONGULDAK  MADENCİLİK SEKTÖRÜNDEKİ UYGULAMALARI

 

 

Zonguldak madencilik sektöründeki mühendislik, istihdam ve ücretlendirme uygulamaları, Türkiye Taşkömürü Kurumu ve özel sektör uygulamaları olmak üzere iki başlık altında incelenebilir.  

 

1.Türkiye Taşkömürü Kurumu‘ndaki uygulamalar :

 

Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ana statüsü 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde belirlenmiş İktisadi Devlet Teşekkülüdür. Kurumda mevcut durumda 2011 memur, 10656 işçi olmak üzere toplam 12667 personel çalışmaktadır. Bunların 600‘ü mühendis, 3‘ü mimar ve 1‘i şehir plancısıdır.

 

Kurumda mevcut durumda 4 ayrı statüde ve ücrette teknik eleman (mühendis, mimar, şehir plancısı) çalışmaktadır. Şöyle ki;

 

- 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabi olup, 399 Sayılı Kanun hükmünde Kararname ile belirlenen 1 sayılı cetvelde kadro unvanları tanımlanan  çalışanlar: Bunlar, kurumda Genel Müdür, Genel Müdür Yrd., Teftiş Kurulu Başkanı, Daire Başkanı, Fabrika İşletme ve Şube Müdürleri, Müfettiş, Başuzman kadrolarında çalışanlardır. Kurumda bu yönetici statüde 223 kişi mevcut olup, teknik eleman sayısı 141 dür. Ücretleri aylık 1750-3500 YTL dir.

 

- Sözleşmeli statüde çalışanlar: Bunlar, 399 Sayılı Kanun hükmünde Kararname ile belirlenen 2 sayılı cetvelde kadro unvanları tanımlanan, Başmühendis, Mühendis, Şef, Memur, Uzman, Teknik Uzman seviyesinde çalışanlardır. Bu statüde 1788 kişi mevcut olup teknik eleman (başmüh., müh, teknik uzman) sayısı 370 dır. Ücretleri aylık 1500-1900 YTLdir.

 

- İşçi statüsünde işçi kadrosunda çalışanlar: Bunlar, işçi statüsünde işe girip sonradan üniversiteyi okuyanlardan oluşmakta ve halen işçi statüsünde olup toplu sözleşme hükümlerine tabi durumdadırlar. Bunlar, mühendislik unvanlarına göre kurum tarafından hazırlanan iş tanımları esaslarına göre görev ve yetki verilmektedir. En yüksek sanat gurubundan ücret almaktadırlar ve aylık yaklaşık 1700 YTL olup, yan ödemeleri ile 2250 YTLdir. Bunların sayısı 18 kişidir. 

 

- İşçi statüsünde mühendis olarak işe alınanlar: Kurum yayınladığı 13.05.2004 tarih ve 604 sayılı genelgeye göre; 20. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin ekinde yer alan sanat unvanlarının yeniden düzenlenmesi çerçevesinde, işveren ve işçi temsilcileri  arasında bir protokol imzalanarak Ücret Gruplarına Göre Yer altı Nezaretçilik Unvanları ve Terfi Süreleri yeniden tanımlanmış ve vardiya mühendisi sanat unvanı adı altında mühendis işe alınmıştır. Görev, yetki ve sorumlulukları kurum tarafından hazırlanan iş tanımlarında belirlenmiştir (EK-1). Ücretleri yer altı ve yerüstü mühendisi olarak belirlenmiş olup, 1. grup nezaretçi sanatı ücretinin % 75‘i olarak belirlenmiştir. 22. Dönem Toplu Sözleşme baz ücretleri EK-2 de verilmektedir. 2007 yılı başı itibariyle yeraltında çalışan mühendislerin aylık net ücretleri 1550 YTL, yan ödemeleri ile birlikte aylık net ücreti 2100 YTL dir, Yerüstünde çalışanların aylık net ücreti  880 YTL olup yan ödemeleri ile birlikte net ücreti 1200 YTL dir.  İşçi statüsünde 73 mühendis (maden, makine,elektrik-elektronik,harita,inşaat) ve 2 mimar çalışmaktadır. 

 

Kurumda, aynı işi yapan mühendisler arasında statü ve ücret farkı olması, iş barışını bozmakta ve çalışma yaşamını olumsuz etkilemektedir.

 

 

 

2.Özel Sektör Uygulamaları ve Çalışanların Durumu:

 

Türkiye Taşkömürü Kurumu kömür üretimi faaliyetinde bulunmadığı yeryüzüne yakın kömür rezervlerinin  üretilmesi ve aynı zamanda yasal olmayan bir şekilde devam eden kömür üretimini önlemek amacıyla, 1988 yılında rödevans usulü kömür üretimi ihalesine başlamıştır. Çıkarılan kömürden ton başına rödevans bedeli almaktadır. Bu kömür sahaları küçük işletmeler şeklinde olup, şirketleşme gerçekleştirememişler ve kurumsallaşamamışlardır. Buralarda yaklaşık 45 mühendis çalışmakta ve ücretleri 1250 ile 2500 YTL  arasında  değişmektedir. Kurumsal olma özelliğini kazanamamış bu işyerlerinde çalışan mühendisler yetkisiz fakat sorumlu mühendis olarak çok  fazla sıkıntı yaşamaktadırlar. Çünkü işyeri (ocak) sahiplerinin bir çoğu 1988 yılı öncesi, bu sahalarda yasal olmayan üretimi yapan şahıslar veya kurum işçisi oldukları için; iş güvenliğinden yoksun ve ilkel şartlarda üretim yapmaktadırlar. İş kazaları da bu sahalarda oldukça fazladır.  

 

Bunun yanında son yıllarda ülkede egemen olan özelleştirme uygulamaları Türkiye Taşkömürü Kurumu‘nu da etkilemiş, büyük kömür sahaları da ihale edilmeye başlanmış ve büyük sermayeli şirketlere ton başına rödevans bedeli alınmak suretiyle verilmiştir. Bu işyerlerinde çalışan mühendislerin ücretleri de 1000  ile 2000 YTL arasında olup yönetici seviyesinde olanların ücretleri yaklaşık  3000 YTL  dir. Henüz bu sahalarda kömür üretimi başlamamıştır.

 

 

  

 

TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Zonguldak Şubesi

                                                                                                                                                                                                                    EK-1   

İş (SANAT) ÜNVANI  : VARDİYA MÜHENDİSİ

KODU                           : 1010

 

 

İŞİN KISA TANIMI:

Organizasyon şemalarında bağlı bulunduğu amirinin yakın gözetim ve denetiminde; bilimsel ilkeler ve yapılacak iş bölümü içinde çalıştığı Birimdeki mesleği ve görevi ile ilgili işleri araştırarak, geliştirerek, tasarlayarak, üreterek, işleterek ve yöneterek yapmak.

 

BAŞLICA GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLAR:

1. Organizasyon şemasındaki bağlı bulunduğu Birimin görevleri kapsamındaki işleri, amirince yapılacak iş bölümü içinde mevzuat ve emirler uyarınca yapmak ve sonuçlarını bildirmek,

2. Bilimsel ilkeleri pratik amaçlara uyarlamak, uygun kararı bulmak, sorunlara yeni çözümler üretmek ve yeni aygıtların, süreçlerin maliyetini, işleyişini önceden görmek,

3. Çalışma alam ile ilgili konulan araştırmak, geliştirmek, tasarlamak, yapmak, üretmek, işletmek ve yönetmek gibi etkinliklerde bulunmak,

4. Gerektiğinde diğer servislerdeki Mühendislerle iş birliği yapmak,

5.. Yapılan çalışmaları, dönem içindeki faaliyet ve olayları detaylı, gerekiyorsa çizimlerle destekleyerek raporlamak ve iş amirine vermek,

6. İş akışında meydana gelebilecek aksama ve arızaları ilk iş amirine en kısa zamanda bildirmek,

7. Hizmetlerin rasyonel, hızlı ve iş güvenliği kuralları ile yürütümünü sağlamak,

8. Maliyet düşürücü ve verimliliği artıncı tedbirleri almak,

9. İşin yürütümü ile ilgili astlarından görüş alınarak ve değerlendirmek,

10. Personelin özlük hakları (izin, sicil, terfi, görev değişikliği, ceza, ödül, vb.) konularında Kurum Personel Yönetmeliği çerçevesince yetki kullanmak,

11. Bağlı bulunduğu Makamın devrettiği yetkileri kullanmak,

12. Teslim aldığı duran varlık ve malzemenin korunmasını sağlamak,

13. Yukarıda çerçevesi çizilen görevlerin zamanında ve noksansız yapılması ile gizlilik arz eden konularda gerekli hassasiyeti göstermek,

14. Birimine bağlı personelin görevlerini yerine getirmesinde, tabi olunan kanun, kararname, tüzük , yönetmelik ve bunun gibi mevzuata göre gereken gayret ve basireti göstermek,

15. İşin gerektirdiği ve amirlerince verilecek diğer görevleri yapmak.

 

GEREKLİ ÖĞRENİM DÜZEYİ VE BÖLUMU

En az lisans eğitimi - Tüm Mühendislik Bölümleri

GEREKLİ MESLEKİ EĞİTİM, SERTİFİKA VEYA DİĞER EĞİTİMLER:

 

 

SONUÇ

 

Ülkemizde çeyrek yüzyıldır iktidarda olanlar ve özellikle son 5 yıldır iktidarda olan AKP Hükümetleri, emekten ve halktan yana politikalar, düzenlemeler yerine IMF ve ABD‘den kısacası sermayeden yana olan sermayenin çıkarına olan politikalarını inatla ve baskıyla sürdürmektedir. Çalışanların kazanılmış olan haklarını ortadan kaldıran siyasal iktidar, uygulamalarıyla "sosyal devlet anlayışı"nın yerine "piyasacı" zihniyeti koymakta, aynı zamanda uyguladığı politikalarla insanlarımızı da kullaştırmaktadır. IMF ve Dünya Bankasının taleplerine karşı son derece anlayışlı olan iktidar halkımızın isteklerine karşı ise son derece duyarsızdır. Tek başına iktidar olmanın verdiği cesaretle emek ve emekçiler aleyhine olan politikaları insafsızca ve gözü kara bir şekilde hayata geçirmektedir. Sürekli olarak gündemde tutulan türban konusuyla anayasayı hiçbir uzlaşma aramadan değiştirme çalışmaları yapılmaktadır. AKP hazırladığı "Sivil Anayasa Taslağı" ile Türkiye‘ye ve Türk Milleti‘ne karşı bugüne kadar ele geçirdiği mevzilerini perçinlemek istemektedir...

 

Cumhuriyetle yaşıt olanlar dahil ve kar etsin etmesin bütün kuruluşlarımız teker teker satılmıştır. Son marifetleri ise "SSGSS Yasası"yla kazanılmış bütün haklarımızın elimizden alınması ve sağlık hizmetlerinin piyasanın insafına terk edilmesidir.

Bugüne kadar yapılan özelleştirmelerden sonra geriye kalan tablo hiç de iç açıcı değildir. Özelleştirilen işletmelerin çoğunluğunun üretim dışında kaldığı, faaliyetlerinin durdurularak sadece arsalarından yararlanıldığı görülüyor. Stratejik kuruluşlarımız yok pahasına satılırken yatırımlar ve istihdam konusunda verilen sözlerin hiçbirinin yerine getirilmediği ortada. Bugüne kadar özelleştirilen kuruluşlarımızdan geriye kalan ise yoğun bir işsizlik, yoksulluk ve zarar ettirilen bir devlet.

Bölgemize ve ülkemize uzun yıllardır hizmet veren, bu ülkenin kalkınmasına, gelişmesine odaklanıp üreterek büyüyen, ortaya çıkardığı kamusal değerle ülke kalkınmasının lokomotifi ve ağır sanayi hamlesinin başlatılmasında mihenk taşlarından olan, ülkesine, topluma, çalışanlarına, üretim kültürü ve üretim ahlakına yaptığı katkıları saymakla bitiremeyeceğimiz Türkiye Taşkömürü Kurumu artık net bir şekilde görülmelidir ki gözden çıkarılmıştır. Bu süreç; Kurumun 2004 yılında Maden Kanunu kapsamına alınmasıyla hızlandırılmıştır. Bu tarihe kadar yasası gereği Kurumun kendisinin yapmak zorunda olduğu ve yıllardır da yaparak uzmanlaştığı asli işler (hazırlık, üretim ve yıkama) elinden alınmış ve bu işlerin özel sektör eliyle yapılmasının önü açılarak tasfiye sürecine sokulmuştur.

 

2008 yılına girdiğimiz şu günlerde elektriğe, doğal gaza, suya, ulaşıma acımazsıca yapılan zamlar halkın belini iyice bükmüştür. İşçiye, memura kaşıkla verilen kepçeyle geri alınmaktadır. 22 Temmuz seçimlerinde elektriğe 4 yıldır zam yapmadıklarını söyleyerek oy toplayan AKP Hükümeti, yeni yılda yurttaşlara %15, ki konutlara %17-18 yansıyacaktır, zam armağan etmiştir. Böylece seçim öncesinde elektriğe zam yapmayan AKP Hükümeti dağıtım bölgelerinin özelleştirilmesi öncesinde elektriğe zam yaparak özel şirketlerin talebini yerine getirmiştir.

 

Yani bir özelleştirme furyasıdır gidiyor. Bütün varlıklarımız satılıyor. Üniversitelerimizin paralı hale getirilmesi isteniyor. Yoksul halkın çocuklarının okumasına gerek olmadığı söyleniyor, öğretmenlerimizin maaşlarının yüksek olduğu yurt dışından dile getiriliyor, sorumlu Bakan onaylıyor. Anayasa Mahkemesinin türbanla ilgili kararının görmezden gelinebileceği söyleniyor. Son Bakanlar Kurulu kararıyla, altın madenciliği yapan bir şirket lehine " Milli Müdafaa" gereksinimi veya "olağanüstü" durum gerekçesi ile antidemokratik bir "Acele Kamulaştırma" kararı alınabiliyor.

 

Tüm bu sorunların üstesinden vereceğimiz ortak mücadeleyle gelmek zorundayız. 2008 yılında da mesleğimizin ve meslektaşlarımızın sorunlarının halkımızın sorunlarından ayrı tutulmayacağını bilerek mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Özgür ve demokratik bir Türkiye özlemiyle emekten ve halktan yana mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Barıştan, dostluktan, dayanışmadan ve bir arada yaşamadan yana etkinliklerin içinde yer almak zorundayız. Çünkü biz karşı çıkarsak yapamazlar. Verilen bu mücadelelerle mutlaka emekçiler ve emekten yana politikalar kazanacak ve AKP‘nin liberal dönüşüm politikası iflas edecektir.

 

Saygılarımızla...

 

TMMOB MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI

39. DÖNEM ZONGULDAK ŞUBE YÖNETİM KURULU

 

 

 

Okunma Sayısı: 5401