TMMOB Maden Mühendisleri Odası

Demir - Çelik Raporu

RAPOR
GENEL MERKEZ
Yayına Giriş: 28.12.2005 Son Güncelleme: 20.05.2010 10:40:20

DEMİR - ÇELİK RAPORU

DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜ

Demir çelik sektörü; demir cevherinin yer altından çıkartılması, konsantrasyonundan başlamak üzere demir ve çeliğin çeşitli yöntemlerle üretimlerini, demir ve çeliği dökme, dövme, haddeleme, çekme ve benzeri yollar ile üreten bir sektördür. Ülkemizde ilk demir çelik sanayii kuruluş çalışmalarına 1925 yılında Kırıkkale‘de Askeri Fabrikalar Müdürlüğü‘ne bağlı olarak başlanılmıştır. Bu fabrika her türlü takım çelikleri, makina yapı çelikleri ve az miktarda inşaat demirleri üretmeye başlamıştır. Pek çok sanayi dalında olduğu gibi, demir çelik sanayiinin temel alt yapısı da bu dönemde oluşturulmuştur. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrasında ulusal bir demir çelik sanayiine duyulan şiddetli ihtiyacın sonucu olarak, yurdumuzda demir ve çelik sanayiinin yapısal temeli, 26 Mart 1926 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanan "Demir Sanayiinin Tesisine Dair 786 Sayılı Kanun" ile atılmıştır.

1935 yılında Atatürk‘ün genç cumhuriyetimizi sanayileştirme atağının bir parçası olarak Sümerbank‘a bağlı  Karabük Demir Çelik Fabrikaları(KARDEMİR) kurulmuştur. İlk ağır demir çelik sanayi tesisi, maden kömürü havzasına yakın oluşu, demiryolu güzergahına yakın olması ve jeopolitik bakımdan elverişli durumda bulunması nedeniyle, 3 Nisan 1937‘de Karabük‘te kurulmuş ve işletme üniteleri, 1 Haziran 1939 yılından itibaren, 150.000 ton çelik üretim kapasitesi ile faaliyete geçmiştir.1955 yılında kurulan TDÇİ Genel Müdürlüğü‘ne Divriği madenleri de bağlanarak KARDEMİR‘in gelişmesi sağlanmış,1975 yılında İskenderun Demir Çelik Fabrikaları‘nın da faaliyete geçmesi ile ülkemizin entegre demir çelik sanayisi tamamlanmıştır. Ayrıca TDÇİ ye bağlı olmayan ve yassı ürün üretmesi planlanan ERDEMİR‘de 1960 yılında kurulmuştur.    

Dünyada ülkelerin gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden biri kişi başına tüketilen demir çelik miktarıdır. Demir çelik sektörü 90‘lı yıllara kadar ülkemizde büyük gelişmeler göstermiştir. 1998 yıllında Türkiye, dünyada demir çelik üretiminde 16.sırada iken aynı tarihte kişi başına demir çelik tüketimi 196 kg/kişidir. OECD ülkelerinde ise bu rakam 420 kg/kişi dir.     

Türkiye 1939 yılında 140.000 ton/yıl ile başlayan demir çelik üretimini 1999 yılında 14 milyon ton/yıl üretime taşıyarak büyük bir kalkınma sağlamıştır. Bu süreç içinde birçok sanayii kolunun gelişmesine,inşaat sektörünün bugün ki noktasına gelmesine, 40.000‘e yaklaşan insanımıza iş olanağı sağlamasıyla özellikle ağır sanayiinin ihtiyaç duyduğu nitelikli eleman yetiştirilmesine,demir madenciliğinin gelişmesine öncülük etmiş ve bu bağlamda demir çelik dev bir sektör haline gelmiştir.

Bu konjonktür içerisinde; yanlış devlet politikaları ve özelleştirme kapsamında, ülkemizin en büyük KİT‘lerinden olan TDÇİ işlevsiz kılınmış, KARDEMİR, İSDEMİR ve DİVHAN gibi kuruluşlar gözden çıkarılmıştır. Hiçbir iyileştirme, bakım ve modernizasyon yapılmayan fabrikalar üvey evlat muamelesi görmüştür.1995 yılında KARDEMİR siyasi otorite tarafından özelleştirilmiş, İSDEMİR‘in 2000 yılının ikinci yarısında ERDEMİR‘e devri yapılmış ve DİVHAN ürettiği cevheri satamaz durumda bırakılırken Genel Müdürlük bir borç batağında fonksiyonsuz bırakılmıştır.          

Günümüzde bu tesislerde birçok müteahhit ve taşeron firma çalıştırılırken, cevher arama çalışmalarının yapılmaması nedeniyle Türkiye demir cevheri rezervleri 10 yıl içinde tükenebilecek konuma getirilmiştir. Özellikle Divriği, Hekimhan ve Attepe‘de 20 yıllık ihtiyacımızı karşılayabilecek demir rezervimiz bulunmasına rağmen Avustralya‘dan demir cevheri, Avrupa‘dan da hurda malzeme, gemilerle limanlarımıza sevk edilmektedir. Karabük, İskenderun, Divriği ve Hekimhan‘da yerleşimin ve sanayiinin tamamı demir çelik sanayiine endeksli iken, bu yerleşkelerimiz zaman içinde kendi kaderlerine terk edilmiştir.        

Ülkelerin gelişimi ancak ulusal sanayilerin kurulması ve geliştirilmesi ile sağlanabilir. Ulusal sanayisi bulunmayan ülkeler dışa bağımlı olmaya ve geri kalmışlığa mahkumdur. Özelleştirme politikaları ile gözden çıkartılan ulusal sanayiimizin can damarlarından biri olan demir çelik sanayiimiz, bu kalkınmayı sağlayabilecek altyapı, potansiyel ve nitelikli işgücüne sahiptir.

DÜNYA‘DA ve TÜRKİYE‘DE DEMİR MADENCİLİĞİ

Dünyada demir cevheri rezervleri, birçok bölge ve ülkelere dağılmış olarak büyüklü küçüklü rezervler halinde bulunur. Dünyada ekonomik değeri olan demir cevheri rezervleri hakkında bilgiler "Mineral Facts and Problems" 1995 yılı baskısında belirtilmiştir. Bu kaynakta belirtilen rezervlerden 151 milyar tonu ekonomik , 206 milyar tonu yarı ekonomik rezervlerdir. Toplam dünya rezervi ise 357 milyar tona ulaşmaktadır. Bu miktar rezerv 1,02 milyar ton civarında olan dünya demir cevheri üretimi göz önüne alındığında yaklaşık 350 yıllık üretim ömrüne karşılık gelmektedir.

Bu rezerv ortalama ve yaklaşık % 48 Fe tenörlü demir cevherinden oluşmakta ve 170 milyar ton demir metali içermektedir. Ekonomik ve yarı ekonomik rezervler dışında 270 milyar ton potansiyel rezerv olduğu tahmin edilmektedir. Bazı ülkelerde potansiyel rezervler için çok fazla deyimi kullanılmakta ve bu durum ilerideki yıllarda aramaya yönelik çalışmalarla dünya demir cevheri rezervlerinin artacağını göstermektedir.

Yukarıda verilen tahmini rezervler, mevcut bilgilere dayanmaktadır. Kaynaklar üzerinde araştırmalar geliştikçe rezervlerde değişiklik olacaktır. Dünyanın bundan sonra içinde bulunduğu ekonomik şartlarda rezerv klasifikasyonunda değişikliklere sebep olacaktır. Bugün ekonomik olarak "rezerv" dediğimiz kaynak, yarınki şartlar içerisinde rezerv olarak itibar edilmeyebilecek veya tersi olabilecektir.

Bununla birlikte, dünya demir cevheri rezervleri bakımından önümüzdeki 100 yıl içinde ciddi sıkıntılar olmayacaktır. Potansiyel rezervler, kullanılabilir duruma getirilerek yeni teknikler geliştirilecektir. Diğer taraftan arama ve geliştirme çalışmalarına büyük önem verilmektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin ilk dönemlerinde demir cevheri üretimi, Karabük Demir Çelik Fabrikaları‘nın kurulmasıyla başlamıştır. Divriği Demir yatakları MTA Enstitüsü tarafından 1937 yılında bulunmuş ve 1938 yılından itibaren üretime geçilmiştir. Bu tarihten sonra demir cevheri üretimi, demir ve çelik tesislerinin gereksinimine paralel olarak artmış, günümüze kadar bu tesislerin hammadde gereksinimlerinin büyük bir bölümünü karşılamıştır.

Türkiye‘de bugüne değin yaklaşık 900 adet demir oluşumu saptanmış, bunlardan ekonomik olabileceği düşünülen 500 kadarının etüdü yapılmıştır. Ülkemizde entegre demir çelik tesislerinde kullanılabilecek özellikteki demir cevheri rezervleri Sivas-Erzincan, Kayseri-Adana, Malatya, Kırşehir-Ankara ve Balıkesir bölgelerinde yer almaktadır. Günümüzde, entegre demir çelik fabrikalarında kullanılabilir ve ortalama demir tenörü % 55 Fe civarında olan yataklardan devlet ve özel sektör tarafından yılda yaklaşık 5 milyon ton üretim gerçekleştirilmektedir. Demir cevheri üretimimizin yaklaşık 2 milyon tonu DİVHAN AŞ‘nin sahip olduğu tesislerde zenginleştirilmekte, bu tesislerde yılda yaklaşık 1 milyon ton civarında pelet, 700.000 ton sinterlik konsantre ve ayrıca C-Plaseri ve B-Kafa tozlarından da 300.000 ton sinterlik konsantre üretilmektedir.

Türkiye‘nin ilk demir cevheri zenginleştirme tesisi olan Divriği Konsantrasyon tesisi 1985 yılında devreye girmiştir. 1986 yılında da aynı yerde pelet tesisi üretime başlamıştır. Bu tesislerde 1985 yılından bu yana yaklaşık % 55-56 Fe tenörlü manyetit cevheri zenginleştirilerek, sinter tesisleri için % 63 Fe tenörlü sinterlik konsantre, yüksek fırınlar içinde % 67 Fe tenörlü pelet üretilmektedir. 1985 yılından 1998 yılı sonuna kadar 7.053.000 ton sinterlik konsantre, 11.590.000 ton pelet üretilmiştir.

Türkiye demir cevheri üretimi 1998 yılında 4.900.000 ton, 1999 yılında 4.300.000 ton, 2000 yılında da 3.900.000 ton olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu üretimlerde TDÇİ uhdesindeki sahalardan yapılan cevher üretimlerinin 1998 yılındaki payı % 46, 1999 yılındaki payı % 38 ve 2000 yılındaki payı % 28,5 olmuştur.

Ülkemizdeki üç entegre Demir Çelik Fabrikasının 2000-2005 yılları arasında yer alan 8. Beş Yıllık Kalkınma Planındaki üretim ve tüketim projeksiyonlarına göre yıllık ortalama 5,84 milyon ton sıvı ham demir (SHD) olmak üzere 5 yılda toplam 29,2 milyon ton SHD üretimine karşılık toplam demir cevheri ihtiyaçları ortalama 9,73 milyon ton demir cevheri olmak üzere 5 yılda toplam 48,6 milyon ton civarında bulunmaktadır. Demir cevheri ihtiyaçlarının yılda ortalama 4,66 milyon ton olmak üzere 5 yılda toplam 23,3 milyon tonu yurt içinden, yılda ortalama 5.06 milyon ton olmak üzere 5 yılda toplam 25,3 milyon tonu ise ithalatla karşılanacaktır. Böylece ihtiyacın % 48‘i yurt içi kaynaklardan, % 52‘si ithal yoluyla karşılanmış olacaktır.

Karabük, Ereğli ve İskenderun Demir çelik Fabrikaları öncelikle ülkemizdeki yurt içi kaynakları kullanmak üzere kurulmuştur. 1980 yılından itibaren TDÇİ Genel Müdürlüğü tarafından alınan önlemler ve uygulamaya konulan tedbirlerle yurt içi kaynaklı yıllık 1.500.000 ton demir cevheri üretimi 5 milyon ton seviyelerine çıkmıştır. Bu tesisler uzun yıllar hammadde ihtiyaçlarını yurt içi kaynaklardan karşılamış olmalarına rağmen demir çelik tesislerinde yapılan iyileştirmeler sonucu kapasite artışları gerçekleştirilmiş, esasen işletilebilir demir cevheri rezervleri bakımından zengin olmayan ülkemizde yurt içi demir madenciliğine etüt ve arama bazında yatırım yapılmadığı için bu tesislerin hammadde ihtiyaçları yerli kaynaklardan kalite, miktar ve fiyat olarak karşılanamayacak duruma getirilmiştir.

 

KÜRESELLEŞME ve ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARI DOĞRULTUSUNDA DÜNYA‘DA ve TÜRKİYE‘DE DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜNÜN DURUMU

Ekonomik ve siyasi anlamda sürekli bir değişim ve yeniden yapılanma süreci içinde olan dünyada, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde demir çelik sektörünün özel bir konumu vardır. Demir çeliksiz kalkınma veya sanayileşme söz konusu olmamaktadır. Bir ülkenin dengeli ve istikrarlı sanayi ve ekonomiye sahip olabilmesi demir çelik sanayiinin gücü ile orantılı bulunmaktadır. Ekonomik kalkınma açısından çok önemli olan demir çelik sektörünün üretim ve tüketim büyüklükleri sanayileşmenin temel göstergeleri arasında yer almakta, kişi başına tüketilen çelik, tüketim içindeki yassı çelik oranı ülkelerin gelişmişlik kriterleri olarak kabul edilmektedir.

80‘li yılların sonlarına doğru Dünya‘da demir çeliğin yerine plastikten ve alimunyimdan yapılan malzemelerin kullanılacağı düşüncesi hakim olmaya başlamıştır. Bu durumun gerçekleşmesi halinde ise demir çelik sektöründe krizli yılların başlayacağı kabul edilmeye başlanmış ve 90‘lı yılların ortalarına doğru gelişmeler bu varsayımların yanlış olduğunu göstermiş ve demir çelik sektörünün gelişimi devam etmiştir.

Günümüzde demir çelik sektörünün Dünya çapında köklü bir değişikliğe sahne olduğunu görüyoruz. Pazar daha global ve rekabetçi bir konuma ulaşıyor. Dünyanın önde gelen demir çelik şirketleri küçük şirketlere ayrılarak yassı, teneke, kaplamalı, paslanmaz vb.

45 nolu resim

ürünlerde ihtisaslaşma yoluna gidiyorlar. 70‘li yıllarda tüm dünyada uygulanan globalleşme-yeni dünya düzeni çerçevesinde endüstride ulusal sınırların önemi oldukça azalıyor. Şirket evlilikleri ve ortaklıklar yaygınlaşarak uluslararası bir boyut alıyor. Finans kuruluşları da ülke gözetmeksizin cazip yatırım projelerine fon aktarımını teşvik edecek şekilde globalleşiyor.

1996 yılında Helsinki‘de yapılan dünya çelik zirvesinde, demir çelik endüstrisini 21.yüzyıla taşıyacak olan yeni hedefler belirlenmiştir. Bu zirvede çeliğin vazgeçilmez üstünlüğünden yararlanarak yeni pazarların geliştirilmesi, kamuoyu nezninde yeni çelik imajının yaratılması ve çeliğin çevre dostu özelliğinin tanıtılması kararlaştırılmıştır.

1998 yılı dünya çelik üretimi 774,4 milyon ton olup, Çin 114 milyon tonluk üretimi ile ülke bazında ilk sırada yer almıştır. Dünya çelik üretiminin 1997 yılında 798,7 milyon ton 1996 yılında 749,3 milyon ton olduğu bilinmektedir.

1980 yılında 2,5 milyon ton çelik üretimi ile dünyada 33. sırada yer alan Türkiye, 1996 yılı dünya çelik üretiminde, 13,4 milyon ton ile 14. sırada yer almıştır. Ülkemizde 6.Beş Yıllık Plan dönemi sonunda (1994‘de) 12 milyon ton, 2000 yılında da 17-18 milyon ton çelik üretimi hedeflenmiş ve bu hedeflere ulaşılmıştır. Çizelge 3.12.1‘de kişi başına çelik üretim/tüketim değerleri verilmiştir.

 Çizelge 3.12.1                   1985    1990     1995     1996      1997      1998

ÜRETİM (KG/KİŞİ)             79        166        203        208        227        232

TÜKETİM (KG/KİŞİ)           87        119        156        166        184        196

Türkiye ortalamaları, üretimde de, tüketimde de AB ortalamalarının yaklaşık yarısı kadardır. Türkiye‘de yüksek fırına dayalı üretim yapan üç entegre tesis ile elektrikli ark ocaklarına (EAO) dayalı 19 tesis bulunmaktadır.

TÜRKİYE DEMİR MADENCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİNE YÖNELİK ÖNLEMLER

İTHAL CEVHER YERİNE YERLİ CEVHERLER KULLANILMALIDIR.

1999 yılı Türkiye Sıvı Ham Demir (SHD) üretiminin 4.978.000 tonu entegre tesislerden, 9.170.817 tonu ise Ark Ocaklı Tesislerden gerçekleştirilmiştir. 1999 yılı Türkiye demir çelik ürünleri ihracatı 7.019.552 ton olup bunun da değeri 1.463.286.000 $‘dır. Aynı yılda yaklaşık 4.595.585 ton demir çelik ithalatı gerçekleştirilmiş olup değeri 1.279.561.000 $ dolaylarındadır. Bu ithalatın 2.454.244 tonunu yassı ürünler oluşturmuştur.

Hızla sanayileşen ülkemizde sanayiimizin lokomotif sektörü olan demir çelik sanayiinin geliştirilmesi ve özellikle yassı ürünler ve hurda ithalatının minimize edilmesine yönelik tesis yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve bu gelişmeye paralel olarak artacak olan demir cevheri ihtiyaçlarının da azami ölçüde ülke kaynaklarından karşılanması hususu ülke ekonomisi açısından hayati önem arz etmektedir.

1975 yılında İSDEMİR‘in işletmeye alınması ve ERDEMİR tevsiatlarının tamamlanmasını müteakip artan cevher talebini azami ölçüde  yurt içi kaynaklardan karşılaması, TDÇİ ve ERDEMİR üst yönetimlerince hedef alınmıştır. Bu itibarla; TDÇİ Genel Müdürlüğü yurt içi demir cevheri etüt ve rezerv aramalarına 1976 yılından itibaren gereken önemi vermiş ve kendi Etüt-Arama birimleri ve MTA Genel Müdürlüğü ile sürdürülmüş olan ortak proje uygulamaları sayesinde, ülke demir cevheri rezervine 70-80 milyon tona varan rezerv eklenmiştir. Tespit edilen ülke demir cevheri rezervinin 1980-1998 döneminde yaklaşık 80 milyon tonu ekonomik işletme yöntemleri ile üretilmiş ve demir çelik fabrikalarına taşınmıştır. Böylece 2 milyar $ dolayında ithal ikamesi ile yüksek düzeyde katma değer sağlanmıştır.

Ancak son yıllarda kaynak yetersizliği nedeniyle gerek TDÇİ, gerekse MTA Genel Müdürlüğü‘nce, ülke demir cevheri potansiyelini tamamen ortaya koyacak mahiyetteki, Etüt-Arama ve üretim faaliyetlerine yeterince hız verilememiştir. Hali hazırda yurt içi demir cevheri rezervi dikkate alındığında yıllık üretim miktarı; finansman, teknik donanım ve yatırım imkanlarının bir bütün halinde harekete geçirilmeyişi nedeniyle sınırlı kalmıştır.

8. Beş Yıllık Kalkınma Planı‘nda İSDEMİR, KARDEMİR ve ERDEMİR Fabrikalarında toplam olarak 29.200.000 ton sıvı ham demir üretimi gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Bu miktarda ki sıvı ham demir için 48.600.000 ton demir cevherine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu talebin 24.600.000 tonu yerli kaynaklardan 24.000.000 tonu ise ithalatla karşılanacağı düşünülmüştür. Aynı dönemdeki ithalat miktarı değeri ise; 650.000.000 $ civarında olacağı tahmin edilmektedir.

Çizelge 3.12.2 Türkiye işletilebilir  demir  cevheri  rezervi

 

REZERV (1000 TON)

TENÖR

İL VE İLÇESİ

GÖRÜNÜR

OLASI

TOPLAM

İŞLETİLEBİLİR

(%Fe)

Sivas- Divriği A Kafa

41.000

-

41.000

41.000

54

Sivas-Divriği B Kafa

10.000

-

10.000

10.000

56

Sivas-Divriği Dumluca

200

-

200

200

57

Sivas-Divriği Purunsur

100

1.800

1.900

100

55

Sivas-Divriği Taşlıktepe

60

300

360

60

62

Sivas-Divriği Otlukilise

1.420

1.000

2.420

1.300

54

Sivas-Kangal Çetinkaya

3.500

-

3.500

3.000

54

Adana-Feke Attepe

10.000

-

10.000

10.000

57

Kayseri-Karamadazı

800

1.000

1.800

300

51

Ankara-Bala-Kesikköprü

2.000

1.000

3.000

2.000

54

Balıkesir-Büyükeymir

3.690

5.400

9.090

340

53

Balıkesir-Samlı-Şamlı

684

257

941

543

58

Kayseri-Pınarbaşı-Tacın

70

100

170

70

51

Yahyalı-Karaçatı

9.480

15.000

24.480

2.500

54

Kayseri-Koruyeri

7.000

-

7.000

7.000

52

Adana-Yenigireği

40

100

140

40

57

Adana-Elmadağ

1.000

400

1.400

1.000

53

Kayseri-Ayıgediği

590

300

890

590

54

Adana-Uyuzpınar

236

-

236

236

58

Malatya-Hekimhan-Deveci

48.000

-

48.000

48.000

38

Sivas-Divriği-Ekinbaşı

9.700

2.300

12.000

8.000

55

TOPLAM

149.845

28.957

178.802

137.540

54

Kaynak : MTA (1997) ve TDÇİ (1999) kayıtları.

YERLİ CEVHER İLE İTHAL CEVHERLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

Ülkemizde yapılmış etüt ve araştırmalara göre Entegre Demir Çelik Fabrikalarının kullanabileceği demir cevheri rezervi 125 milyon ton civarında olup (ÇİZELGE- 3.12.2) ülkemizdeki sanayileşmeye öncülük eden Demir Çelik Fabrikaları  (KARDEMİR, İSDEMİR, ERDEMİR)  uzun yıllar demir cevheri ihtiyaçlarını yerli kaynaklardan karşılamışlardır. Ancak Türk Demir Cevheri Madenciliğinin 3213 sayılı Maden Kanunu gereği yıllık brüt kârının % 15‘i (Devlet Hakkı, Madencilik Fonu, Ruhsat Harçları) kadar vergi ile TCDD navlun fiyatlarının yüksekliği, SSK primi vb. vergilerle ithal cevherlerle maliyet açısından rekabet etmede güçlükler doğması sonucu ithal edilen demir cevheri miktarı her geçen gün artarak günümüzde 4 milyon ton seviyelerine çıkmış bulunmaktadır. Halen Entegre Demir Çelik Tesislerinin yıllık cevher ihtiyacı yaklaşık 9 milyon ton olup, bu miktarın 5 milyon tonu yerli kaynaklardan karşılanmaktadır.

ÇİZELGE - 3.12.4

 

 

İSDEMİR DEMİR CEVHERİ MALİYET TABLOSU (2001 YILI)

 

(01.01.2002) İTİBARİYLE

CİNSİ

FİRMA-OCAK ADI

TEKLİF EDİLEN MİKTAR

NEM

 

BAZ TENÖR

 

FOB FİYAT

 

PARÇA

Ton

 

%

% Fe

$/Fe

$/K.Ton

TL/Fe

 

TL/K.Ton

CVRD

100,00

7,50

63,00

0,3300

20,7900

469.260,00

29.563.380

FERTECO

100,00

7,50

63,00

0,3224

20,3112

458.452,80

28.882.526

 

 

 

 

 

 

 

 

ATTEPE

300.000

9,43

59,00

0,4068

15,0000

361.525,42

21.330.000

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TOZ CEVHER

CVRD

130.000

6,52

60,00

0,2663

15,9780

378.678,60

22.720.716

BHP

1.200.000

4,86

60,00

0,2456

14,7360

349.243,20

20.954.592

SAMİTRİ

125.000

4,50

60,00

0,2660

15,9600

378.252,00

22.695.120

FERTECO

600.000

6,52

60,00

0,2500

15,0000

355.500,00

21.330.000

SOCOMEX

1.200.000

4,50

60,00

0,2490

14,9400

354.078,00

21.244.680

 

 

 

 

 

 

 

 

ATTEPE

300.000

11,47

56,00

0,3571

15,0000

380.892,86

21.330.000

          

 

  

FİRMAOCAK ADI

NAVLUN FİYATI

SAİR MASRAF

 

NAVLUN + SAİR MASRAFLAR

 

İSDEMİR MALİYETİ

PARÇA

$/Y.Ton

$/K.Ton

Nem Farkı

$/K.Ton

$/K.Ton

$/K.Ton

TL/K.Ton

$/Fe

TL/Fe

CVRD

8,30000

3,7500

0,622

12,6725

33,4625

 

47.583.675

0,5312

755.296,43

FERTECO

11,0000

3,7500

0,825

15,5750

35,8862

 

51.030.176

0,5696

810.002,80

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATTEPE

1,3235

1,0000

0,125

2,4483

17,4483

18,6313*

24.811.528

0,2957

420.534,38

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TOZ CEVHER

CVRD

7,7500

3,5000

0,505

11,7553

27,7333

 

39.436.752

0,4622

657.279,21

BHP

10,0000

3,5000

0,486

13,9860

28,7220

 

40.842.684

0,4787

680.711,40

SAMİTRİ

11,0000

3,5000

0,495

14,9950

30,9550

 

44.018.010

0,5159

733.633,50

FERTECO

11,0000

3,5000

0,717

15,2172

30,2172

 

42.968.858

0,5036

716.147,64

SOCOMEX

9,0000

3,5000

0,405

12,9050

27,8450

 

39.595.590

0,4641

659.926,50

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATTEPE

1,3235

1,0000

0,151

2,4753

17,4753

18,7236*

24.849.922

0,3121

443.748,61

•-           1 ABD Doları : 1.422.000 TL.

•-           Masraflar (Liman, Gelir Vergisi, Madencilik Fonu, Banka, Sigorta, Gözetmen vb. masraflar) Parça Cevherde Ton Başına 3,75 $, Toz Cevherde 3,50 $ alınmıştır.

•-           2000-2001 Yılı İthal Cevher Teklifleridir.

•-           (*) Yerli Parça ve Toz Cevherlerin İthal Parça ve Toz Cevherlerin Tenörü Bazında Maliyeti.

Entegre Demir Çelik Fabrikalarına, demiryolu ile cevher taşımalarından dolayı TCDD‘na 26 milyon dolar gelir, ithal ikâmesi yaratılarak yılda 125 milyon dolar tasarruf sağlayan ve özellikle de önemli bir istihdam kaynağı olan Demir Cevheri Madenciliğinin yaşatılmasının; ülkemizin politik, sosyal ve ekonomik istikrar dönemine girdiği günümüzde, yukarıda belirtilen ve büyük önem arz eden ekonomik ve sosyal katkılarının ülkemiz ekonomisinin canlanmasında ve enflasyonun istenilen seviyelere çekilmesinde büyük faydalar sağlayacağı aşikârdır.

ERDEMİR ve İSDEMİR yetkililerinin yerli demir cevheri kullanmamaları konusunda ileri sürdükleri en önemli neden yerli demir cevheri fiyatının ithal demir cevheri fiyatından dünya piyasalarına göre oldukça yüksek olduğu noktasıdır. Ancak İSDEMİR ve ERDEMİR bu konuyu FOB bazda düşünmekte cevherin fabrika maliyetini göz ardı etmektedir. İthal cevherin deniz taşıma navlunu, sigorta, gümrük vergisi, madencilik fonu, liman, banka, gözetmen masrafları vb. giderlerinin de dikkate alınarak hesaplanan fabrika teslim maliyetinin göz önüne alınmasının en önemli husus olması gerekmektedir. Çünkü bütün özel ve kamu sektöründe işletmeler yıl sonu bilançolarını en son maliyetler dikkate alınarak düzenlenmektedir. 1 ton ithal cevherin İSDEMİR ve ERDEMİR‘e maliyeti ÇİZELGE-3.12.3‘de sunulmuştur.

ÇİZELGE - 3.12.3 1 TON İTHAL CEVHERİN İSDEMİR MALİYETİ

 

PARÇA $/TON

TOZ $/TON

1 - FOB Mal Bedeli

20,7900

15,9600

2 - Navlun

8,3000

11,0000

C & F

29,0900

26,9600

3 - Gümrük Vergisi (C & F x 1)

0,2909

0,2696

4 - Madencilik Fonu (C & F x 2,5)

0,7273

0,6740

5 - Sigorta (C & F x % 0,0098 + % 5)

0,0329

0,0305

   (CF x % 0,0098)

0,0285

0,0264

   Sözleşme gereği % 10 (CF x % 0,0098)

0,0029

0,0026

   Vergi % 5 (CF x % 0,0098 + % 10)

0,0016

0,0015

   Sigorta Matrahı

30,1740

27,9646

   Sigorta Matrahı x % 0,0098

0,0296

0,0274

   Sigorta Matrahı x 0,0098 + % 5

0,0015

0,0014

   Sigorta

0,0310

0,0288

Sigorta Poliçesi (CİF)

30,1392

27,9324

6 - Sair Masraflar

0,1700

0,1700

7 - Liman Masrafları

1,5000

1,5000

KDV MATRAHI

31,8092

29,6024

8 - Harç Muk. Karar Pulu (FOB x % 0,96)

0,1996

0,1436

9 - Akr. Küşat (FOB x % 0,3 + % 5 G.V.)

0,0655

0,0503

10- Kam. G.V. (FOB x % 0,1)

0,0208

0,0160

11- Muh. Ban. Kom. (FOB x % 0,3 + % 5 G.V.)

0,0655

0,0503

12- Gözetme

0,0200

0,0200

13- Mut. Bank. Kom. (FOB x % 3)

0,6237

0,4788

KDV‘siz Fiyat

32,8043

30,3613

KDV

5,5767

5,1614

İSDEMİR YAKLAŞIK MALİYETİ

38,3810

35,5227

NOT : İSDEMİR AŞ. nin 2000 yılı ithal cevher teklif fiyatlarıdır.

Ancak entegre demir çelik yetkililerince yerli cevher-ithal cevher fabrika maliyetlerinin analizi dolayısıyla bu konuda, bir mukayese yapılmamakta başka bir ifadeyle bu hususta somut olarak hiçbir şey gösterilememektedir. Entegre demir çelik fabrikalarının yerli cevher fiyatlarının ithal cevherden yüksek olduğu iddialarını belirsiz ve muğlak şekilde ifade etmelerinin nedeninin ise, dünya piyasalarında cevher fiyatlarının artış eğiliminde olması ile deniz taşımacılığında % 100‘lere varan artışlar olduğu düşünülmektedir. 2000 yılının sonlarına doğru yerli cevher ile ithal cevherin dolar bazında yaklaşık olarak seyretmesi sonucu ERDEMİR ve İSDEMİR yetkilileri ithal cevher alımında bulunmuşlardır. Ancak Kasım-2000 ve Şubat-2001 ekonomik krizlerinin ardından 680.000 TL.‘den 1.620.000 TL.‘ye fırlayan dolar fiyatları ile ithal cevher, yerli cevherin bir buçuk katına yakın bir değer arz etmiştir ki, bu durumda bizlerin yerli cevher kullanılması konusundaki ısrarlılığımızın haklı olduğunu göstermektedir. İSDEMİR A.Ş. bu dönem için çıkmış olduğu 1.400.000 + 350.000 (İSDEMİR opsiyonunda) toplam 1.750.000 ton ithal demir cevheri ihalesi teklifleri  26.05.2000 tarihinde açılmış olmasına rağmen  ithal cevherle deniz taşıma fiyatlarındaki artışı gözetmemişlerdir. 

ÇİZELGE-3‘de sunulan yerli ve ithal cevherlerin (26.05.2000 tarihli İSDEMİR ihalesine verilen teklifler bazında) İSDEMİR Maliyetleri incelendiğinde görülmektedir ki vergiler, harçlar, TCDD fiyatlarının yüksekliği bakımından ithal cevherlerle rekabet edemez durumda olmasına ve ithal demir cevherinin Brezilya ve Avustralya gibi dünyanın en büyük demir cevheri üreticilerinden temin edilmesinin ve bu durumun ithal cevher maliyetlerine olumlu katkısına rağmen  TDÇİ tarafından üretilen yerli  direkt şarjlık  parça cevheri(Attepe Ocağı) ithal cevhere göre  16-18 dolar, toz cevher ise 3-7 dolar daha ucuzdur.  TDÇİ tarafından İSDEMİR‘e teklif edilen parça cevher için 29,5 dolar/Ton, toz cevher için 21,5 dolar/Ton fiyatların (FOB) geçen yıla göre artış oranı yaklaşık olarak ithal cevher fiyatlarındaki artış oranındadır. İSDEMİR maliyetleri bazında yerli parça cevher 21,3 dolar/Ton, yerli toz cevher 21,2 dolar/Ton‘dur. Teklif edilen ithal parça cevher İSDEMİR maliyetleri ise 33.5-35.9 dolar/Ton, ithal toz cevher maliyeti ise 27.7-30.9 dolar/Ton‘dur. ÇİZELGE-3‘de sunulan tablodan açık olarak görüldüğü üzere geçtiğimiz yıllara göre fabrika teslim maliyetleri bazında yerli cevher maliyetleri ithal cevher maliyetlerinin oldukça altında bulunmaktadır. Vergi, harçlar, SSK primleri, TCDD fiyatı, ithal cevherlerin çok büyük miktarlarda üretim yapılan ocaklardan temininin maliyetlerine olumlu katkılarına, ve gümrük vergisinin çok düşük seviyede (%1) olması gibi faktörlerin yerli cevherlerin ithal cevherlerle rekabet edemez duruma getirmesine rağmen yerli cevher maliyetleri ithal cevher maliyetlerinin oldukça altında bulunmaktadır.

Diğer taraftan yerli parça ve toz cevherlerin, ithal parça ve toz cevherlerin tenörü bazında İSDEMİR maliyet mukayesesi yapıldığında yerli parça cevher maliyeti 18,6 dolar/Ton, yerli toz cevher maliyeti 18,7 dolar/Ton olmaktadır. Bu durumda ise İSDEMİR maliyetleri bazında yerli parça cevher maliyeti ithal parça cevhere göre 16-18 dolar/Ton, yerli toz cevher maliyeti ithal toz cevhere göre 9-12 dolar/Ton daha ucuzdur.

Üstelik İSDEMİR ve ERDEMİR‘e teslim edilen kamu ve özel sektöre ait ocaklarda üretilen yerli demir cevherleri için entegre demir çelik fabrikaları 1999 yılından bu yana peşin ödemede yapmamaktadır. İSDEMİR‘in 2000 yılında cevher alım politikasını TDÇİ ve özel demir madeni işletmecilerine bildirmesinden sonra  sözleşmelerde gerekli değişikler yapılarak peşin ödeme ve geçici ödeme altında yapılan tüm ödemeleri İSDEMİR için uygulamadan kaldırılmış; cevherlerin İSDEMİR‘in fabrika stoklarına intikalinden sonra

analiz ve tartı sonuçlarına göre ödemeye esas fatura tanzim edileceği esası getirilmiştir. Bu durum sonucunda TCDD tarafından özellikle yaz aylarında karşılaşılan taşıma sıkıntıları da göze alındığında cevher üretildikten itibaren yaklaşık 2 - 2,5 ay, fabrikaya tesliminden itibaren ise 1 - 1,5 ay gibi bir süre olmaktadır. Ayrıca ödemeler İSDEMİR‘ce her zaman vadesinde de yapılmamakta çoğu zaman hammadde üreticilerine nakit yerine demir çelik ürünlerinin temliki yoluna gidilmektedir.

İSDEMİR ve ERDEMİR ithal demir cevheri maliyetleri dikkate alındığında yerli üreticilerin, dünya cevher piyasalarında oluşan şartları göz önüne alınmadan «bu fiyattan olmazsa olmaz» tutumu içinde bulundukları iddiası söz konusu olmayıp, yerli demir cevheri maliyetleri; ocak şartları, Bayındırlık Bakanlığı Rayiçleri vb. hususlar göz önüne alınarak oluşturulmakta ve bu esaslar doğrultusunda cevher satış fiyatları belirlenmektedir.

Sonuç olarak; yerli demir cevheri madenciliğinin ülkemiz ekonomisine olumlu katkılarından dolayı, ülkemizde bulunan 3 entegre demir çelik fabrikası tarafından yerli demir cevheri bağlantısı yapılmaması durumunda bunun yaratacağı sosyo-ekonomik sorunların müsebbibi, ÇİZELGE-3.12.3‘de sunulan İSDEMİR demir cevheri maliyet tablosunda açıkça gösterildiği üzere; yerli demir cevheri maliyetleri ithal cevher maliyetlerinin altında bulunduğundan TDÇİ ve yerli demir cevheri üreticileri olmayacaktır.

Yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde İSDEMİR ve ERDEMİR tarafından yerli demir cevheri bağlantısı yapılmaması durumunda; ithal edilecek demir cevheri miktarı artacağından ülkemiz Demir Cevheri Madenciliğinin içinde bulunduğu darboğaz daha da artacaktır. 

DEMİR MADENCİLİĞİ ve İSTİHDAM

Madencilik istihdam ağırlıklı bir sektördür. Sektörde çalışan bir kişi diğer yan sektörlerde çalışan 12 kişiye istihdam sağlamaktadır. 1997 yılı itibarı ile demir madenciliği özelinde üretim yapan 14 adet işyerinde çalışan toplam işçi sayısı 2800 kadardır. Bu çalışanların yarattığı katma değer 1997 yılında 10,2 trilyon TL olmuştur.

Demir cevheri madenciliğinde her 4000 $‘lık üretim için 1 kişilik doğrudan 1,7 kişiye de dolaylı istihdam yaratmaktadır. Bu durumda :

4.000 / 1,7 = 2.330 $

demir cevheri üretimi ekonomide 1 kişilik istihdam yaratmaktadır. 1998 yılında yapılan 140 milyon dolar değerinde demir cevheri ithalatının ülkemizde yarattığı istihdam kaybı:

140.000.000 $ / 2.330 $/kişi = 60.085 kişi

olmuştur. Bu değerler demir cevheri madenciliğinin ihmal edilmemesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Demir cevheri madenciliği kendi üretim değerinin yaklaşık % 60 oranında ilave gelişmeye yol açmaktadır. Başka bir ifade ile ithal cevher yerine yerli kaynaklarımızın kullanılması durumunda bu sektöre girdi sağlayan sektörlerdeki gelişme nedeni ile ekonomide, kullanılan cevher değerinin % 60 kadar ek bir gelişme sağlanacaktır.

Ülkemizde işsizliğin önlenmesi için yeni istihdam alanlarının yaratılması zorunludur. Bunun içinde en önemli sektör madenciliktir. Ülkemizde madenler genellikle kırsal kesimlerde olup kırsal kesimlerde yapılacak madencilik, büyük şehirlere olan göçü önleyecek önemli bir faaliyettir. Bunların yanı sıra, yol, su, elektrik, haberleşme gibi altyapılarda kalkınmanın temel unsurlarıdır. Ülkemizi kalkındırmak, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin ekonomik sorunlarına çözüm bulabilmek için bu bölgelerde oluşmuş mevcut demir cevherlerinin ve diğer madenlerin işletilmesi için gerekli yatırımların yanısıra yeni rezervlerin tespit edilmesi içinde gerekli çalışmaların yapılması zorunludur.

DEMİR ÇELİK SEKTÖRÜNDE YANLIŞ PLANLAMA 

Demir çelik sektörü, bir ülkenin en önemli sektörlerindendir. Ülke ekonomisine katkısı ve ekonominin önemli dinamiklerinden olan reel sektörün faaliyeti açısından vazgeçilmez bir alandır. Bu alanda tercihler siyasi yalpalanmalara göre değil, ülke çıkarı düşünülerek yapılmalıdır. Ancak, ülke çıkarlarını Dünya Bankası ve İMF‘nin, NATO‘nun çıkarları ile özdeşleştiren, eşitleyen siyasiler için ne demir çelik sektörü önemlidir ne de ülke çıkarları... Bir kez ellerinizi sizi teslim almak isteyenlere uzatmaya görün, cebinizdeki bozuk paralarla teslim alınıyorsunuz. Türkiye‘nin bugün içerisinde bulunduğu durumu bu saptamadan bağımsız düşünmek mümkün değildir.

İMF ile yılı sonunda gerçekleştirilen stand-by anlaşmasında da yer aldığı biçimi ile özelleştirmelere hız verilmiştir. Türkiye‘nin yazdığı niyet mektuplarında da bu özelleştirmelerin hızla gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Özelleştirme programında yer alan Asil Çelik, İSDEMİR ve ERDEMİR‘in satışları, DİVHAN‘ın özelleştirilmesi ve  TDÇİ Genel Müdürlüğü‘nün tasfiyesi gündemdedir.

Sözü edilen bu üreticinin ikisi entegre tesis, Asil Çelik ülkemizde kaliteli çelik üreten kamuya ait tek işletme, DİVHAN 63 yıldır işletilen en büyük maden yatağı ve TDÇİ‘de 46 yıldan bu yana ülkemizdeki demir çelik politikalarını belirleyen dev bir kuruluş idi. Asil Çelik‘i sattılar. İSDEMİR satışa çıkarıldı ancak tek ve zoraki taliplisi ERDEMİR‘e devrine karar verildi. Bir süre sonrada ERDEMİR özelleştirilecek. Özelleştirme programına uzunca bir süredir etkisizleştirilen TDÇİ‘yi de aldılar.

PLANSIZ ÜRETİM ve ELEKTRİKLİ ARK OCAKLARI

80‘li yılların başında tüm Dünya‘da etkisini gösteren globalleşme (küreselleşme) ve bunun Türkiye‘ye yansıyan uzantısı özelleştirme rüzgarlarından demir çelik sanayide kendine düşen payı almıştır. Bu tarihlerden sonra özel sektörün öncülük ettiği ve demir çelik ürünlerinin elektrikli ark ocaklarında üretilmesi ile fabrikalara olan ihtiyaç azalmıştır. Ark ocaklı tesislerin yatırım tutarının az olması özel sektöre cazip gelirken,hurda kullanımı ve elektrik enerjisinin üretim maliyetlerindeki payının büyüklüğü ve bunların teminindeki dışarı bağımlık,ülkemizdeki demir cevheri üretimini azaltmış,demir çelik ürünlerinin maliyetini arttırmıştır. Dünyadaki demir çelik fabrikalarını incelediğimizde üretimlerinin %70‘ini entegre tesislerden,% 30‘nu ise ark ocaklı tesislerden elde edildiğini görüyoruz. Türkiye‘de bu süreç tam tersine işlemektedir. Türkiye‘de uygulanan özelleşme ve özelleştirme politikaları doğrultusunda bu çarpık gelişme teşvik edilmiştir. Dünyada yıllara göre sıvı çelik üretim oranları Çizelge 3.12.5‘de verilmiştir.

Çizelge 3.12.5 Sıvı Çelik Üretim Oranları (%)      1980       1990       2000

Entegre Demir Çelik Tesisleri                                       55           57           59

Elektrikli Ark Ocakları                                                  22           27           32

Siemens-Martin Ocakları                                              22           15            9

olarak gerçekleşmiştir. Görüldüğü gibi son yirmi yılda entegre demir çelik tesislerinin demir çelik üretimindeki payı artmıştır.

Türkiye dünya ham çelik üretiminde 1999 yılını 14,4 milyon ton ile 17. sırada tamamlamış, dünya ham çelik üretiminin % 1,9‘unu karşılamıştır. Yine 1999 verilerine göre Türkiye‘de ham çeliğin % 35,9‘u Entegre Fabrikalarda, % 64,1‘i Elektrikli Ark Ocaklarında (EAO) üretilmiştir. Dünyadaki üretim yöntemlerine baktığımızda Türkiye‘deki rakamların tam tersi bir durum olduğunu görüyoruz. Genel olarak % 60 Entegre Fabrikalarda, % 30 Elektrikli Ark Ocaklarında üretim yapılmaktadır.

1999‘da Türkiye‘nin ham çelik üretme kapasitesi 19,9 milyon tona yükselmiştir. Kapasitenin ürün bazındaki dağılımı ise; % 83‘ünü uzun ürünler, % 15‘ini yassı ürünler ve % 2‘sini vasıflı çelik oluşturmaktadır.

Yalnız bugün değil yıllardır Türkiye‘nin çelik üretiminde yapısal bir sorunu mevcuttur. Bu yapısal sorun üretilen ham çeliğin ürün bazındaki dağılımının ülkemizin gereksinimlerine yanıt vermemesidir. Ülkemizde tüketilen yassı ürünlerin % 50‘si ithalat yolu ile karşılanmaktadır. Uzun ürünlerde ise tam tersi bir durum söz konusudur. Türkiye gereksiniminin üzerinde üretim yapmakta, ihracata çalışmaktadır. Bu durum, yaratılan ve aynı zamanda tercih edilen bir dengesizliktir.

1980‘li yıllarda dünya çelik tüketiminin açığını yakalayan, Türkiye uzun ürün üretimini arttırmak amacıyla Elektrikli Ark Ocaklı (EAO) tesislerin sayısını ve etkinliğini fazlasıyla arttırmıştır. Bu tercihin altında yatan neden içerisinde ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda merkezi planlamanın bulunmamasıdır. Uzun ürün-yassı ürün arasındaki denge, uzun ürün üretimi lehine EAO‘lı tesislerin sayısının hızla artmasıyla dünya trendinin tersine doğru yönlenmiş, yalnızca ülkemizin ihtiyaçları değil, siyasi tercihlerle de demir çelik sektörü yönlendirilmiştir. Bugün yapılan tercihin yanlış olduğu yine siyasiler tarafından ifade ediliyor. Ülkemizin çelik üretiminde uzun-yassı ürün arasındaki dengesizliğin İSDEMİR‘in özelleştirilmesinin nedeni olarak gösteriliyor.        

Bu gelişmeler çerçevesinde; ülkemizde neredeyse hiç bulunmayan hurda,dış ülkelerden alınarak yılda 1 milyar $ yurtdışına gitmiş, Türkiye‘de hurda dışalımında dünyada birinci sıraya oturmuştur. Buna karşılık demir madenciliği ülkemizde bitme noktasına getirilmiştir. Ark ocakları sayesinde elektriği pahalı üreten ve üstelik yurtdışından ithal eden bir ülke konumuna getirilmiştir.

BİTMEYEN SENFONİ HASAN ÇELEBİ PROJESİ

TDÇİ Genel Müdürlüğü ülkemizdeki entegre demir çelik fabrikalarının kullandığı ithal demir cevheri yerine, yurt içindeki mevcut rezervlerin ülke ekonomisine kazandırılması için Malatya-Hekimhan-Hasançelebi demir madeni sahasını tekrar tekrar değerlendirmeye almıştır.

Hasançelebi Konsantrasyon ve Peletleme Tesisi projesinin gündeme alınmasının ana hedeflerinden en önemlisi, ülkemizde bulunan 3 Entegre demir çelik tesisinin yıllık (yaklaşık) 3.200.000 pelet tüketiminin ancak 1.000.000 tonunun DİVHAN Pelet Tesisi‘nden karşılanıyor olması ve 2.200.000 tonun ithal edilmesi nedeniyle ülkemizden önemli bir miktarda döviz çıkışının önüne geçilmesi planlanmıştır.

Hasançelebi‘de bulunan % 5-32 tenör aralığında 1,5-2 milyar ton demir cevheri rezervi için TDÇİ Genel Müdürlüğü‘nce kurulması planlanan Konsantrasyon ve Peletleme Tesisi projesinin yatırım bedeli araştırılmış ancak bulunamamıştır. Bunun üzerine devlet teşviki ile özel sektörce hayata geçirilmesi çalışmaları başlatılmıştır. İTÜ Maden Fakültesi‘nce bu tesisin fizibilite çalışmaları yapılmış ancak; maden sahası ortasından geçen dere, demiryolu ve karayolunun gerek maden işletmeciliği gerekse de peletleme tesisinin kurulacağı yer açısından sakıncaları olduğu gözlenmiştir.

Hasançelebi Peletleme tesislerinin faaliyete geçebilmesi açısından karşılaştığı sorunları şu şekilde sıralamak mümkündür.

- İTÜ Maden Fakültesi‘nce hazırlanan ön fizibilite projesine göre tesisin özel sektörce kurulması ve çalıştırılmasını öngören bir çalışma TDÇİ Genel Müdürlüğü‘nce başlatılmış, bu konuda özel sektörden teklif beklenilmiştir. Ancak bu projeye sadece Park Teknik firması Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı ve TDÇİ Genel Müdürlüğü‘nün de içinde bulunacağı bir konsorsiyumla bu işi yapabileceğini belirtmiş ve üretilecek olan 1.500.000 ton/yıl pelet için 3 entegre Demir çelik Fabrikası‘ndan da alım garantisi istemiştir.

- Hasançelebi Peletleme Tesisi‘nin kurulacağı alan ve madencilik faaliyetlerinin sürdürüleceği sahanın genişliği ve büyüklüğü göz önüne alındığında; maden sahasının tam ortasından geçen dere yatağının (Baraj inşaası zorunluluğu söz konusudur) ve delme-patlatma uygulamaları içinde karayolu ve demiryolu güzergahlarının değiştirilmesi gerekmektedir. Henüz fizibilitesi yapılmamış olan bu çalışmaların çok büyük maliyetler doğuracağı açıktır.

- Hasançelebi Peletleme Tesisi için madenciliğin yapılması planlanan alanda ortalama cevher tenörünün % 19 olduğu düşünülürse (Divriği peletleme yapılan cevher tenörü % 54-57‘dir) tesis işletme maliyetlerinin çok yüksek olacağı açıktır.

- Hasançelebi Peletleme projesinin en büyük handikabı ise TiOsorunudur. Fizibilite ön projesinde TiO2 oranı % 0,64 olarak verilmektedir. Bu değer yine ülkemizde üretilmekte olan DİVHAN peletlerinde % 0,05-0,06 arasında değişmektedir. Görüleceği üzere DİVHAN peletine göre çok yüksek TiO2 içeren Hasançelebi peletinin entegre demir çelik tesislerinde kullanılması sınırlı kalacaktır.

Yüksek miktardaki TiO2 yüksek fırınlarda  cürufun akışkanlığını olumsuz etkilediği gibi hazne tıkanmasına yol açmakta ve kok sarfiyatını arttırmaktadır. Dünyada yüksek oranda TiO2 içeren cevherler ancak çalışma ömrünün en az yarısından fazlasını tamamlamış yüksek fırınlardaki aşınan haznenin daha uzun süre dayanması amacıyla özel bir şekilde ve sınırlı olarak kullanılmaktadır.

Bu verilerin ışığında Hasançelebi Peletleme Tesisi‘nde üretimi yapılacak olan peletin TiO2 sorunu nedeniyle ülkemizdeki 3 entegre Demir çelik Tesisi incelendiğinde yılda yaklaşık 800.000-1.000.000 ton civarında kullanılabileceği bilinmektedir. Bu rakam ise ithal edilen peletin yarısı bile değildir.

84 nolu resim

- Yurtdışından ithal edilen peletin % 80‘inin ERDEMİR (1.700.000 ton), ve geri kalan % 20‘sinin İSDEMİR+KARDEMİR (500.000) kullanıldığı bilinmektedir. Bu durumda gerek pelet, gerekse de parça ve toz ithal cevher kullanan ERDEMİR‘in Hasançelebi Peletleme Tesisi‘ne alım garantisi vermeden böyle bir projenin uygulanabilirliği, pazarlama sorunları nedeniyle büyük sıkıntılar yaratmaktadır.

Kaldı ki TDÇİ Genel Müdürlüğü tarafından gündeme getirilen ve 3 entegre demir çelik tesisinden Hasançelebi Peletleme Tesisi ve üreteceği peletin alım garantisi için yapılan girişimlere İSDEMİR gerekçeleri ile birlikte az miktarlarda alım yapılabilineceğini belirtmiş, ERDEMİR herhangi bir neden göstermeksizin ithal ve yerli cevher politikaları nedeniyle herhangi bir alım garantisi sunmamıştır.

İSDEMİR‘in 400.000 ton civarında kullanabileceğini belirttiği bu pelet için ERDEMİR‘de yakın bir gelecekte II. Sinter Tesisi‘ni devreye alıp peletten çok ithal toz ve parça cevhere ağırlık veren yatırımlara yönelmesi nedeniyle ihtiyaç talep etmemiştir.

Türkiye‘nin en büyük demir yataklarının bulunduğu Divriği‘de yaklaşık 15 yıldır faaliyet gösteren ülkemizin ilk ve tek pelet tesisi bulunmakta iken Malatya-Hasançelebi‘de TDÇİ Genel Müdürlüğü tarafından böyle bir yatırıma gidilmesi hayli ilginçtir.

Halen Divriği A-Kafa maden ocağında peletlenebilir özellikte 15-20 yıllık magnetit rezervi bulunmaktadır. % 54-57 lik tenöre sahip bu cevherin zenginleştirilmesi için kurulan Divriği Konsantrasyon ve Peletleme tesislerinde üretime başladığı 1986 yılından bu yana bir tek çivi çakılmamış rasyonel bir bakış açısı olmayan ufak tefek tadilatlar ise tesisin geriye gitmesine neden olmuştur.

Kurulduğu yıllarda 1.200.000 ton/yıl pelet üretilen bu tesislerde entegre Demir çelik tesislerin bu miktarın 3 katı olan pelet ihtiyacını karşılamaya yönelik proje ve gelişmeler beklenirken; günümüzdeki üretim rakamları 700.000 ton/yıla kadar inmiş ve bir iyileştirme yada modernizasyonu boş verin hurda fiyatına özelleştirme çalışmaları başlatılmıştır.

1985‘den sonra demir çelik sanayiinde yaşanan ulusal ve uluslararası sorunlar ve ülkemizde KİT‘lere yönelik uygulanan özelleştirme politikaları göz önüne alındığında; Demir çelik sanayiinin oluşan yeni şartlara ve gelişmelere göre modernize edilmesi ve stratejik pazarlama satış politikaları uygulaması eklenirken; bu yıllara damgasını vurmuş Malatya milletvekilleri Başbakan Turgut ÖZAL ve ETK Bakanlığı yapan Recai KUTAN gibi idareciler sadece kendi memleketleri ve oy potansiyelleri olan bu yöreye bir takım yatırımlar yapabilmek için demir çelik sanayiini ve Demir Madenciliğimizi bilimsel ve rasyonel olmaktan uzak boş hayaller peşinde, TDÇİ Genel Müdürlüğü‘nü nafile uğraştırmışlardır.

SİVAS DEMİR ÇELİK FABRİKASI (ÖZELLEŞTİRİLEREK YIKILDI. SIRADA KAMULAŞTIRMA VAR)

Sivas Demir Çelik, 1987‘de sünger demir üretimi yapmak amacıyla TDÇİ‘ye bağlı bir işletme olarak kuruldu. 400.000 ton/yıl haddehane kapasitesi olan Sivas Demir Çelik İşletmeleri % 99,9 oranındaki kamu payının özelleştirilmesi amacıyla programa alındı. Açılan ihalede 5 Ocak 1998 tarihinde sona eren teklif verme süresi sonunda ÖİB‘na Sivas Demir Çelik‘i satın almak için 4 teklif verildi. Teklif verenler arasında bulunan Sivas Ortak Girişim Grubu fabrikayı satın aldı.

Sivas Demir Çelik İşletmeleri, en yüksek teklifi verene satılmayarak özelleştirme konusunda ideolojik sıkıntıları aşmak ve özelleştirmenin tabana yayılması amacıyla İstanbul‘da yerleşik Sivas‘lı işadamları ile Sivas‘taki odaların oluşturduğu SİVYAT AŞ‘ne verildi. Satış işlemi bu şekilde gerçekleştirildikten sonra fabrikada her alandaki çalışma tökezlemeye başlamıştır.

SİVYAT AŞ, fabrikada hiç üretim yapmayarak devir sözleşmesinde 3 yıl süre ile kesintisiz 500 personel istihdam edileceği garantisi vermesine karşın sadece 173 işçiye işbaşı yaptırmıştır. Bu işçilere de ücretlerinin ödenmesinde çeşitli problemler çıkartılmıştır. SİVYAT AŞ fabrikayı işletmeye çalışmış, ancak hiçbir denemesinde de başarılı olamamıştır. 2000 yılı Temmuz ayında "Kentbank‘ın alacakları nedeniyle fabrikayı satışa çıkardığını" gazetelerden öğrenmiş bulunuyoruz.

Başbakan ECEVİT, Sivas‘a gittiğinde özelleştirilen Sivas Demir Çelik Fabrikası‘nda üretimin durması ve işçilerin paralarını alamamalarına çok üzülmüş ve "devletin işe el koyacağını" açıklamıştır.

Özelleştirilerek daha verimli hale geleceğini söyledikleri işletmelerin yalnızca binaları ile ortada kalması durumunda ise yapılan kamulaştırmadır. Yatırımlar kamu tarafından gerçekleştirildikten sonra tekrar satılmıştır. (Asil Çelik‘de bunun en çarpıcı örneğidir.). Eğer işletmeyi alanlar iyi işletmez ve batırırlarsa yapılacak şey bellidir; Kamulaştırma ve zararın devlet tarafından karşılanması.

Sivas Demir Çelik İşletmeleri yıllardır atıl bir biçimde ülke ekonomisine zararı siyasiler tarafından dillendirilmeyerek bekletilmiştir. Bu zararı açıklamaya hiçbir otoritenin gücü yetmemiştir. Özelleştirmenin ne gibi sonuçları olduğu topluma gösterilmemiştir. Kimse SİVYAT AŞ‘den hesap sormuyor. Bu durum bazı çevreler tarafından da çelikçilere satılmadığı için propaganda yapılarak demir çelik işletmelerinin özel  üreticilerine satılması isteniyor. SİVYAT AŞ‘nin üretim yapmaması da "normal" karşılanıyor ve Sivas Demir Çelik İşletmeleri‘nin neden satıldığı ise sorgulanmıyor.

ASİL ÇELİK SATILDI. (DEVLET = ÖZEL ŞİRKET KURTARICISI)

Otomotiv ve makina imalatı için kaliteli ve alaşımlı çelik üretmek amacıyla 1974 yılında KOÇ GRUBU tarafından kurulan Asil Çelik , 1982 yılında fabrikanın borçları nedeniyle yaşadığı zorluk üzerine kamulaştırılarak borçları ödenmiş ve zaman içerisinde MKEK‘ye bağlı bir kuruluş haline getirilmiş, şirket en karlı döneminde olduğu 1998 yılında özelleştirme programına alınmıştır. 17 Nisan 2000 tarihinde de ihaleye çıkartılan Asil Çelik‘in teklif verme süresinin sonu olan 16 Haziran 2000 tarihinde 5 işletme ve ortak girişim teklif vermiştir.

6 Temmuz 2000 günü yapılan ihaleye katılan 5 şirketten Yazıcı-Gür-İş-Parsan Ortak Girişim Grubu 11 tur süren açık arttırma sonucu 131 milyon dolara Asil Çelik‘i satın almıştır.

ÖZEL ŞİRKETTİ, KAMULAŞTIRILDI, ŞİMDİ YİNE ÖZEL

Asil Çelik‘in 26 yıllık tarihi boyunca 8 yıl özel sektörde, 18 yıl kamuda kalmış ve kamu tarafından borçları ödendikten sonra fabrikaya yatırım yapılmış ve tekrar özelleştirilmiştir. Üretim yaptığı alanda Türkiye‘de tartışmasız lider olan kuruluş devlet tarafından özelleştirilerek stratejik anlamda da değerli olan bu pazarı kamu yararı dışında bir kullanıma açmıştır. Asil Çelik‘in 1999 yılı net cirosu 46,4 milyon dolar, kapasite kullanım oranı % 80‘ler, üretim verimliliği % 90‘lardayken satılmıştır.

Asil Çelik Türkiye kaliteli çelik pazarının % 60‘ını elinde tutmaktadır. Satılan, bir anlamda bu % 60‘lık pazar olmuştur. Asil Çelik zaten karlı bir kuruluşken satılarak "devlete yük olan kuruluşları elden çıkarmak gerekiyor" gerekçesine de en aykırı örneklerden birini oluşturmuştur.

Asil Çelik‘in özelleştirme öncesi 820 çalışanı vardı. 2000 yılı Aralık ayı itibarıyla bu sayı 400 civarına düştü. 250 kapsam dışı olarak nitelenen mühendis ve memur kadrosu şu anda askıda nakillerini bekliyor.

İSDEMİR GERÇEĞİ

Demir Çelik sektöründe ve Türkiye‘nin önde gelen kuruluşları arasında yer alan İSDEMİR, 2,2 milyon ton/yıl üretim kapasitesine sahip, fabrikanın 11.000.000 ton kapasiteli limanı, 17.000.000 m2 alanı ve 11.300 çalışanı bulunmaktadır.

İSDEMİR, 2 Mart 1998 tarihinde ÖYK kararı ile Başbakanlık Özelleştirme İdaresi tarafından % 100 oranındaki İdare hissesi blok satış ve varlık satış ile özelleştirilmek üzere programa alındı. İhale şartları belgesi ve tanıtım dokümanı 17.04.2000 tarihinden itibaren 1 milyar TL. karşılığı ÖİB‘dan alınarak, son teklif verme günüde 30.06.2000 olarak deklere edilmiş ve geçici teminat bedelinin de 3 milyon dolar olduğu açıklanmıştır.

1999 yılının Şubat ayında Öİ Başkanı Uğur BAYAR, İSDEMİR‘in satılabileceğinden emin bir biçimde gazetecilere demeç verirken, İSDEMİR‘in kesinlikle çok iyi şartlarda satılabileceğini ve ülkenin kasasına iyi bir paranın gireceğini söylüyordu. Şartname alan firmalar 30.06.2000 tarihinin uzatılmasını isteyince, İSDEMİR ihalesinde son teklif verme tarihi, ÖİB tarafından önce 21.07.2000‘e sonra da 18.08.2000 tarihine ertelendi.

Basına yansıdığı kadarıyla da, bu tarihleri ertelenmesine 11.000‘i aşkın işçinin neden olduğu açıklandı. Şartname alan firmalar, tesisin rantbl hale getirilmesi amacıyla binlerce işçi ile ilgili düzenlemelerin kamu tarafından yapılmasını talep ettiler. Kısaca teklif sahibi olmak isteyenler, rasyonel işletme imkanını devletin yaratmasını ve sonra İSDEMİR için teklif verebileceklerini belirttiler.

ÖYK, İSDEMİR‘in özelleştirilmesi için önemli sayılacak bir şartın gerçekleştirilmesini istedi. Yassı ürün üretimine geçiş için; teknolojik yatırım ve bu şartın yerine getirilmesi için de İSDEMİR‘e 750 milyon dolarlık yatırımın yapılması gerekmektedir.

İSDEMİR‘İN İHALESİ YAPILIYOR.

22.08.2000 tarihinde gerçekleşen ihaleye tek teklif ERDEMİR‘den geldi. Yatırım şartı, ihalenin cazibesini kısmi olarak düşürdü. Özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanı Yüksel YALOVA bir açıklama yaparak yatırım koşulları ile İskenderun Demir Çelik Fabrikaları‘nın ERDEMİR‘e devredileceğini bildirdi.

ERDEMİR ile ÖİB arasında uzun süren pazarlıklardan sonra;

- İSDEMİR‘in değişik kalemlerde 300.000.000 $ bulan borcunu ÖİB‘nın üstlenmesine,

- ERDEMİR‘in ÖYK‘nun uygun göreceği bir rakam ödemesine karar verildi. Bu rakam daha sonra ödeme planı ile birlikte açıklanarak, 26.02.2001 günü yapılan açıklamada da "ilk iki yıl ödemesiz, 50 milyon dolarlık satış bedelinin 4 eşit taksitle ödenmesine karar verilmiş" olduğu,

- İSDEMİR hisseleri ERDEMİR‘e devredildikten sonra, hisselerin % 10‘luk kısmının İskenderun‘da çalışanların kurduğu vakfa bedelsiz devredilmesine,

•-   ERDEMİR 750 milyon dolarlık bir yatırımla tesisi yassı mamul üretir hale çevirmesine,

•-   11.000‘i aşkın işçinin çalıştığı tesiste 6.000 işçi için 5 yıllık istihdam garantisi getirilmiş olduğu açıklandı.

İSDEMİR‘in Ülke Ekonomisine Katkısı

85 nolu resim

Son yirmi yılda İSDEMİR‘in toplam zararı 2.2 milyar dolar, Özelleştirme İdaresi‘ne göre de ülke ekonomisine olan kaybı 18 milyar dolar civarındadır. Bu 18 milyar dolarlık büyüklük, her yıl yassı çelik ürününe aktarılan 750 milyon doların ülkemizi zarara soktuğu iddiası ile açıklanıyor. Yılda 750 milyon dolardan 20 yılda zararınız 15 milyar dolara yükseliyor ve işletmenin nominal zararı da buna eklenildiğinde 18 milyar dolarlık bir zararı varmış gibi gösteriliyor. Aslında bu büyüklük zarar olarak açıklanıyorsa, bu zararın İSDEMİR‘den değil, demir çelik sektöründeki yanlış planlamadan kaynaklandığını da açıklamak gerekiyor. Bu yanlış planlamaya neden olan ise ülkemizdeki siyasi tercihlerdir.

İSDEMİR‘in açıklanan nominal zararının nereden kaynaklandığı, bu duruma nelerin neden olduğunu söylemek bu aşamada önemini yitirmiştir. Çünkü kamu İSDEMİR‘i ıslah etmek amacıyla değil, satıp kurtulmak amacıyla hareket etmiş, yatırım yapılması için ÖİB tarafından aktarıldığı iddia edilen paranın büyüklüğü ERDEMİR‘in yatırım yapması için istenen 750 milyon doların neredeyse beş katından büyüktür. ÖİB, İSDEMİR‘in revizyonu için ayrılan bu paranın nereye harcanacağı konusunda kamuoyuna bilgi verilmelidir.

ERDEMİR‘e devir sonrası yapılacak yatırımla İSDEMİR 5 yıl sonunda yassı mamul üreten bir işletme konumuna gelecek ve bugün ki rakamlarla her yıl 750 milyon dolara ithal edilen yassı ürün gereksinimi İSDEMİR‘den karşılanmış olacaktır.

ERDEMİR NEDEN İSDEMİR‘İ İSTEDİ.

ERDEMİR Genel Müdürlüğü‘nden yapılan açıklamalara göre, ERDEMİR Avrupa‘nın ilk on şirketi arasına girmeyi hedefliyor. 2000 yılı satışlarının 1 milyar doları aşması bekleniyor. ERDEMİR üretim kapasitesini 5 milyon ton/yıla çıkarmayı hedefliyor. Bunun için 2 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını ve böylece Avrupa‘daki ilk on arasına girmeyi hedefliyor.

Tabii bunun yanında İSDEMİR‘i kendi bünyelerine alarak, maliyetlerde avantaj sağlayacaklarını, İSDEMİR ve ERDEMİR Limanları Türkiye‘nin en büyük limanlarından olması nedeniyle her iki tesisin de limanlarının hem hammaddenin hem de ürünlerin deniz yolu ile taşınmasını sağlayabileceklerini ve bu durumun ortak hammadde teminini kolaylaştırmasını öngörüyorlar.

ERDEMİR‘in geçtiğimiz günlerdeki diğer hamlesi olan Bulgaristan‘daki Kremikowtzi fabrikasını satın alma girişimi olumlu sonuçlanmayınca dikkatini İSDEMİR üzerine yoğunlaştırdığı gözleniyor.

ERDEMİR‘DE ÖZELLEŞTİRME PROGRAMINDA

ERDEMİR‘de Hazineye ait %25.77 oranındaki hisse senedi Özelleştirme İdaresine devredilerek, Türkiye Kalkınma Bankası ve Borsa dışındaki ERDEMİR hisseleri ÖİB‘de toplanmış oldu. Bu hisseler daha önce Sümerbank bünyesindeyken Sümerbank‘ın özelleştirilmesi aşamasında Hazineye devredilmişti.

Şirket hisselerinin Türkiye Kalkınma Bankası‘nda bulunan %5.54‘lük kısmı özelleştirme idaresi tarafından değil, TKB tarafından özelleştirilecek. Böylece ÖİB‘nin özelleştirme çalışmalarına zemin sağlamış olacaktır.

ERDEMİR‘in özelleştirilmesi için, İş Bankasında kullanılan yöntemin kullanılacağı belirtiliyor.

TDÇİ‘DE ÖZELLEŞTİRME PROGRAMINDA

Özelleştirme idaresi tebliği ile 11 Ocak 2001 TDÇİ Genel Müdürlüğü de özelleştirme kapsamına ve programına alındı. Bu tebliğle TDÇİ Genel Müdürlüğü ve TDÇİ ye bağlı kalan son iki işletme olan, Hekimhan Maden İşletmesi ile Divriği Maden İşletmesi de özelleştirme kapsamına alınmış oldu.

TDÇİ de daha önce Karabük Demir Çelik Müessesesi, Sivas Demir Çelik İşletmeleri kapsam ve programa alınmış ve hisselerinin tamamı özelleştirilmişti. İSDEMİR‘in özelleştirilmesinde ise işletmenin borçlarının ödenerek ERDEMİR‘e devrine karar verildi.

ÖİB‘ nin kamuoyuna yaptığı açıklamaya göre, TDÇİ‘nin 18 ay içerisinde özelleştirme işlemlerinin tamamlanması bekleniyor.

TDÇİ, kendi içerisinde taşıdığı olumsuzluklara rağmen demir çelik sektöründe devletin merkezi planlama yapmasının önemli araçlarından biri olmuş ve alanında Türkiye için önemli bir birim olarak kabul edilmelidir. Kapitalist her ülkede olduğu gibi TDÇİ de siyasi çıkarlar amacıyla da kullanılmış ve yıllara bağlı olarak içi boşaltılmış bir kurum olageldi.

Karabük Demir Çelik‘in özelleştirme programına alınmasıyla TDÇİ‘nin altı boşaltılmaya başlandı ve bugün elinde kalan son varlıkları da devlet satıyor. TDÇİ‘ye bağlı demir çelik işletmelerinin verimli çalıştırılmamasının, merkezi programlarının sektörün ve ülkenin ihtiyaçlarına göre değil, "siyasi hesaplar" la gerçekleştirilmesi ülkemiz için ağır sonuçlara neden oluyor.

Bir zamanlar ciddi bir büyüklüğe ve etkiye sahip olan TDÇİ‘nin Genel Müdürlük binası borçlarını ödeyemediği için haczediliyor. Devlet Bakanı Sayın GAYDALI olayın çok üzücü olduğunu belirterek, "TDÇİ‘nin hiçbir şeyi yok ki zaten, binası da Vakıfbank‘a ipotekli" diye açıklama yapıyor. Haciz işlemini yaptıran firmaya İSDEMİR‘in 18 trilyon lira borcu bulunduğu için TDÇİ‘ye haciz geliyor. Yine Sayın Gaydalı‘nın açıklamasında, TDÇİ‘nin Vakıflar Bankasına 30 trilyon lira borcu olduğunu bu nedenle ipotek işleminin gerçekleştirildiğini öğreniyoruz.

Hekimhan ve Divriği Maden İşletmeleri Türkiye‘deki demir cevherinin çıkarıldığı ve ticari olarak da kullanım değeri olan madenleri barındırıyor. Bu madenlerin özelleştirilmesi ile TDÇİ de tamamen ortadan kaldırılmış olacak.

Sonuç Olarak;

Özelleştirme uygulamaları yalnızca ülkemizde değil, eş zamanlı sayılabilecek bir biçimde tüm dünyada uygulanmaya başlanmıştır. Kamu işletmelerinin iyi hizmet veremediği, daha iyi hizmet verebilir hale dönüştürülmesi için mülkiyet biçiminin değiştirilmesine karar verildi. Sorunların giderilmesindeki tedavi mülkiyet biçiminin değiştirilmesi ile yapılmaya çalışıldı ve tüm dünyada örneklerine sıkça rastladığımız özelleştirme uygulamalarına konu olan kamu kuruluşlarının adeta yok pahasına mülkiyet hakkı değiştirilmiştir.

16.09.1997 tarihinde ETK Bakanı M. Cumhur ERSÜMER‘e TDÇİ ve İSDEMİR  yetkililerince verilen brifingde " İSDEMİR‘in çelik üretim kapasitesinin tamamının veya bir kısmının yassı ürüne yöneltilmesi akılcı görünmektedir. Bu durumda İSDEMİR‘de mevcut altyapıdan yararlanılarak yatırım tutarı minimuma indirilmiş olacaktır.           

Bu yatırımın gerçekleşmesi halinde, İSDEMİR ürettiği sıvı çeliğin bir kısmını yassı ürüne çevirecek böylelikle iç piyasadaki uzun ürün arz fazlası düşürüldüğü gibi yassı üründeki ithalat ile karşılanan arz eksikliğinin bir kısmı karşılanmış olacaktır.

İSDEMİR ise ürettiği sıvı çeliğin bir kısmını katma değeri yüksek ve Pazar sorunu olmayan bir ürün olarak piyasaya sürülecek ve karlılığını arttıracaktır. Bu noktadan hareketle İSDEMİR‘de yassı ürün yatırımı konusunda yabancı yatırımlar ile temaslar sağlanıp görüşmelerde bulunulmuş ve TDÇİ, İSDEMİR, ERDEMİR ekiplerinin iştirakiyle İSDEMİR tesislerini her yönüyle inceleyerek, değişik seçenekleri içeren yassı çeliğe dönüşüm projeleri müştereken hazırlanmıştır." denilmektedir.

2000 yılında yaklaşık 2.000.000 ton sıvı çelik üretimini gerçekleştirerek Türkiye‘de Demir-Çelik sektörünün bel kemiğini oluşturan iSDEMİR, yukarıda belirtilen ve bakanlığın görüşüne sunulan İSDEMİR‘in yeniden yapılanması ve piyasanın ihtiyaç duyduğu ürünleri üretmesi konusundaki görüşler göz ardı edilmiştir. İSDEMİR‘‘n kurtuluşu ve çağımızı yakalayabilmesi olarak sunulan bu proje sanki hiç telâffuz edilmemişçesine, Özelleştirme Yüksek Kurulu‘nun 2.3.1998 tarih ve 98/20 sayılı kararı ile İSDEMİR yassı ürün üretimini de sağlayacak bir özelleştirme modelinin uygulanması kaydıyla özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır.

İSDEMİR yetkilileri ve işçi sendikasının da onayladığı bu plan sayesinde 1,5 yıl içinde 200-300 milyon USD‘lık yatırımla rehabilite edilecek İSDEMİR 1975 yılından bu yana olduğu gibi kamu yararı gözetilerek Türkiye‘nin her türlü demir çelik ihtiyacını karşılayabilecekken, sanki AMERİKA yeni keşfedilmiş gibi Özelleştirme Kurulu‘nun bu kararı ile "Bunu biz yapmayalım da, özel sektöre yaptıralım" anlayışı hakim olmuştur.

1990‘larda hız kazanan özelleştirme uygulamaları kaynağını, sermayenin etkinlik alanlarını daha da arttırmaktan ve yeni bir sermaye birikimi yaratmaktan aldı. Özellikle sosyal devlet uygulamalarının rafa kaldırıldığı dönemlere rastlayan bu uygulamalar, yaşamın her alanında söz sahibi olmak isteyen sermayenin iktidarını daha da sağlamlaştırmaya ciddi bir katkı sunmuş, eğitim sağlık gibi alanlar dahi "paran kadar sağlık, paran kadar eğitim"e indirgenmiştir.

Demir çelik sektöründeki özelleştirmelerin ülkemizdeki uygulamalarına baktığımızda, kamunun elinde hiçbir işletme kalmayacaktır. Devletin böylesi önemli ve stratejik bir sektörden çekilmesinin yaratacağı umulan olumlu göstergelere önümüzdeki dönemde de ulaşmanın sıkıntılı olacağını öngörmek gerekiyor.

Bu çerçeveden demir çelik sektöründeki özelleştirmelerin sonuçlarını kısaca belirtmek gerekirse;

•-   Demir çelik sektöründe merkezi planlamanın eksikliği özelleştirmelerle kapatılmak istenmektedir.

•-   İSDEMİR, bugün Türkiye‘nin en büyük işletmelerinden biridir ve özelleştirilecek olan ERDEMİR‘e 50.000.000 dolara devredilmektedir.

•-   ERDEMİR‘in İSDEMİR için toplam ödeyeceği miktar 4 yılda 800.000 dolardır. Bahse konu bu rakam, ERDEMİR‘in bir yıllık karından daha düşüktür.

•-   Bu kadar ucuza ERDEMİR‘e devredilen İSDEMİR‘in yalnızca fabrikaları değil, işletmenin 17.000 m2 arazisi ve Türkiye‘nin en büyük limanlarından biri de devredilmektedir.

•-   İSDEMİR‘in devri, ERDEMİR‘in özelleştirme programındaki satışını daha cazip hale getirecek bir programın uygulamaya sokulmuş halidir.

•-   ERDEMİR‘in özelleştirilmesi ile İSDEMİR‘de satılmış olacak ve ülkemiz demir çelik sektörünün kamuda bulunan önemli bir ağırlığı özel şirketlerin eline geçecektir.

•-   Yassı mamül üretiminin arttırılması ülkemiz için önemli bir avantaj sağlayacaktır. Ancak bunun bugün İSDEMİR‘in satılarak gerçekleştirilmesi "devletin plansızlığı ve ayıbı"dır.

•-   750.000.000 dolarlık yatırım devlete yük değildir. Batık bankalara aktarılan paraların toplamı yanında bu miktarda bir büyüklüğün sözü dahi edilemez.

•-   Bu uygulamalar sonucunda ülkemiz demir çelik sektörü içerisindeki kamu payı kalmayacaktır. Gelişmiş kapitalist ülkeler dahi ellerinde çelik üretiminde kamu payı bırakmaktadır.

•-   Sivas Demir Çelik İşletmeleri‘nin batık hale gelmesinin nedeni özelleştirmedir. Borçları ile birlikte kamulaştırılması düşünülmemelidir.

•-   Demir çelik sektörü serbest piyasa koşullarına teslim edilmiştir.

•-   Özelleştirme sonrasında birçok işletmelerde istihdam daralmaları yaşanmış, işletmeleri satın alan şirketler istihdam garantisine uymamayı tercih etmişlerdir.

•-   Asil Çelik, özelleştirme uygulamalarına en iyi örneklerden biridir. Karlı bir kuruluş haline getirildikten sonra 131.000.000 dolar gibi çok ucuz bir miktara satılmıştır.

•-   İşletmeleri karlı hale getirmenin yönteminin özelleştirme olmadığı gün ışığı gibi ortadadır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1-  MTA Genel Müdürlüğü 80‘lerin sonuna doğru iyiden iyiye askıya almaya başladığı cevher aramalarına yeniden başlamalıdır. Günümüzde "su sondajları"ndan başka bir fonksiyonu bulunmayan MTA‘nın özellikle demir cevheri gibi yurt içi tesislerin ithal ettiği cevherlerin aranmasına özel bir önem vermesi gerekmektedir.

2- MTA Genel Müdürlüğü ülke genelinde mostra veren demir cevherleşmelerinin jeolojik etüt ve arama çalışmalarını tamamlamıştır. Bundan sonra gömülü olan cevherleşmenin aranması gerekmektedir. Bu konuda ise jeofizik-manyetik yöntemlerin önce havadan, sonra yerden uygulanmalı, hatta gravimetrik etüt yöntemleri ile doğrulanarak sondajlı aramalar yapılmalıdır.

3- Türkiye Demir cevheri üretiminde en büyük sorun yüksek tenörlü ( %50 Fe ve üzerinde) direkt şarja müsait demir cevheri rezervinin az olmasıdır. Bu durum Türkiye‘de 1.200.000.000 ton görünür+muhtemel rezerve sahip düşük tenörlü demir cevheri yataklarının ne kadar önemli olduğunu gösterir.

Malatya-Hekimhan-Deveci demir yatağındaki Limonit cevherinin altında görünür+muhtemel rezervi 85.000.000 ton olan % 37 Fe ve % 3,5 Mn içeren Siderit cevherinin kalsine edilerek % 50 Fe ve % 4,8 Mn içerecek kalsine ürün haline getirilebilecektir. MTA Genel Müdürlüğü ile bir yabancı firmanın 1981 yılında hazırladığı fizibilite etüdünün ekonomik olduğu ortaya çıkmıştır. Hasançelebi Peletleme tesisinin 1/3 maliyetine gerçekleştirilebilecek böyle bir projenin günümüz şartlarına uyarlanarak hayata geçirilmesi gerekmektedir.

4- Cevher yataklarının değerlendirilmesi amacıyla yatırım yapılabilmesi ve bu konuda karar verilebilmesi için ilk şart rezerv ve cevher özellikleri hakkındaki bilgilerin doğru olmasıdır. Ancak bu çalışma sırasında söz konusu bu bilgilerin kişiden kişiye ve kuruluştan kuruluşa değişebildiği ve oldukça farklılaştığı görülmüştür.

Bu durumun sakıncalarını gidermek amacıyla yataklar ve rezervleri hakkındaki bilgilerin toplandığı bir bilgi bankası oluşturulmalıdır. Gerek yeni yataklar, gerekse işletilmekte olan yataklarla ilgili olarak toplanan bilgiler, MTA ve TDÇİ gibi kamu kuruluşlarından katılacak yetkili uzmanların oluşturduğu "Komisyon"un süzgecinden geçerek bilgi bankasına girmeli ve bu komisyon sürekli olmalıdır. Bilgi bankasında yer alan bilgiler, üzerinde tartışılmayacak biçimde bilimsel bir baza oturtulmalı, değişken şartlarda sürekli olarak yenilenmeli ve resmi bir nitelik kazanarak istenildiğinde tek elden verilmelidir.

55 nolu resim

5- Hem yerli cevherlerin, hem de ithal cevherlerin, hem de bunların çeşitli karışımlarının  metalurjik ve diğer teknolojik özelliklerinin belirlenmesi ve buna bağlı olarak optimum yerli+ithal cevher paçal yada paçallarına karar verilebilmesi amacıyla daha önceki yıllarda bazı cevherler için ODTÜ tarafından başlatılmış olan proje çalışması daha da geliştirilmeli ve bu amaçla MTA‘nın laboratuar imkanları da devreye sokulmalıdır. Hatta gerekirse üniversite bünyesinde "Demir Araştırma-Geliştirme Enstitüsü" şeklinde yeni bir organizasyon oluşturulmalıdır. Enstitünün ilk kuruluş finansmanı ise demir cevheri üreten ve tüketen kuruluşlarca karşılanmalıdır.

6- Cevherler hakkında edinilen bilgiler yardımıyla "Demir Cevheri Ana Üretim ve Dağıtım Planı" çıkarılmalı ve yatakların üretim programları tespit edilmelidir.

Tüm bunların sonucunda gerek üretim arttırmaya yönelik kırma, eleme, stoklama ve harmanlama tesisleri, gerekse bağlantı yolları, yükleme istasyonları, limanlar vb. altyapı yatırımları konusunda, fizibiliteleri hazırlanarak doğru kararlar oluşturulmalı ve ekonomik olanların yatırımına başlanmalıdır.

7- İşletilmekte olan sahaları geliştirmek, tüketilenin yerine yeni cevher rezervleri eklemek ve görünür rezerv tespitlerini doğru yapabilmek için TDÇİ Genel Müdürlüğü‘ne de sondajlı arama yaptırma imkanları sağlanmalı ve yeterli ödenek verilmelidir.

8- Arama çalışmalarında TDÇİ, özel sektör ve MTA‘nın işbirliği yapması sağlanmalı ve arama yapılacak sahalar için öncelik sıraları belirlenmelidir.

9- Bilinen direkt şarjlık cevher yataklarından en büyük ikisi olması ve birçok altyapı sorunlarının çözülmüş bulunması nedeniyle, arama çalışmalarında öncelik, Divriği ve çevresi ile Attepe ve çevresine verilmeli ve bu iki bölge "Havza" şeklinde ele alınmalıdır. Bu amaçla hazırlanacak "Ana Arama Planları" çerçevesinde söz konusu iki havzanın arama çalışmaları tamamlanarak üretim arttırma ve altyapı için gerekli yatırımlar hızla tespit edilmeli ve uygulamaya konulmalıdır.

10- Gerek etüt ve aramaya, gerekse de üretime yönelik kamu ve özel sektör yatırımlarının genişlemesini engelleyen durumlar, gözden geçirilerek düzeltilmeli ve yatırımlar teşvik edilmelidir. Bu amaçla, TDÇİ Genel Müdürlüğü ile madenci özel sektör firmaları arasında yapılan sözleşmeler gözden geçirilerek ülkemiz demir madenciliğinin uzun vadeli çıkarlarını koruyacak şekilde düzenlenmeli ve yatırımların gelişmesini teşvik edecek şekilde sözleşmeler hazırlanmalıdır.

11- Maden ocaklarını yükleme istasyonlarına bağlayan yolların büyük bir bölümü taşıma yapmaya müsait olmayan standart dışı yollardır. Bu yolların yapım ve bakım işlerini üstlenen bir kuruluş mevcut değildir. Bu yollar mutlaka karayolu şebekesine dahil edilmeli, karayolları veya köy hizmetleri tarafından bakım ve onarım işlerini üstlenmelidir.

12- Türkiye‘nin en büyük demir çelik üreticisi durumundaki ERDEMİR (şimdi İSDEMİR‘ide bünyesinde barındırmaktadır.) kendi üzerinde demir madeni ruhsatı bulunmayan dünya üzerindeki ender fabrikalardan biridir. Bu kadar büyük demir çelik kapasitesine sahip (2000 yılı çelik üretimi 2.400.000 ton) bir fabrikanın demir madenciliği konusunda yatırım yapmayarak ithalat yolunu seçmesi hayli düşündürücüdür. ERDEMİR‘in öncelikli olarak demir madeni işletmeciliği konusunda yatırımlar yapması ve geleceğini planlaması şarttır.

13- TCDD taşımalarının desteklenerek, taşıma fiyatlarının makul seviyede tutulmasını sağlamak üzere; 31.12.1999 tarih ve 99/12651 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı‘nın devamının sağlanmalıdır.

14- 3213 sayılı Maden Kanunu gereğince; madencilerin diğer sektörlere göre ilave bir vergi ödemesi ve bu durumun cevher ithalatında haksız rekabete neden olmasından, ithal demir cevherinden alınan gümrük vergisi miktarının % 2,5 yerine % 5‘e çıkarılması gerekmektedir.

15- Demir cevheri üreticilerinin, uzun vadeli yatırım yapabilmeleri için entegre demir çelik tesislerinin yurt içinden üretilecek cevherleri uzun vadeli kullanımlarının teşvik edilmelidir.

16- Ülkemiz demir çelik sektöründeki sorunların temelinde yapısal dengesizlikler bulunmaktadır. Türkiye demir çelik sanayiindeki yapılanma Dünyanın tam tersine bir oluşum içindedir. Yassı çelik mamul üretiminin toplam üretime oranı Dünya‘da % 47 iken Türkiye‘de % 18‘dir. Bu yapısal bozukluğun sonucunda ülkemiz iç piyasasında talep fazlası olan yaklaşık 5 milyon ton uzun ürünü ihraç etmeye çalışmakta, yassı üründe iç piyasadaki talebi yılda yaklaşık 2 milyon ton yassı ürün ithal ederek  karşılamaktadır.

Bu durumun sonucu olarak yassı mamul üretimiyle ilgili etütler biran önce tamamlanmalı ve İSDEMİR biran önce yassı ürün üretebilir bir niteliğe bürünmelidir.Bu yatırımın gerçekleşmesi halinde İSDEMİR ürettiği sıvı çeliğin bir kısmını yassı ürüne çevirecek böylelikle iç piyasadaki uzun ürün arz fazlası düşürüldüğü gibi yassı üründeki ithalat ile karşılanan arz eksikliğinin bir kısmı karşılanmış olacaktır.

17- 1998 yılından bu yana İSDEMİR yetkililerince defalarca gündeme getirilen, tesislerin daha rasyonel ve efektif çalışabilmesi için hayata geçirilmesi gereken projeler uygulanmalıdır. Hafif Profil Haddehane Modernizasyonu, Kok ve Sinter Elek Modernizasyonu, Kuvvet Santraline Kazan ilavesi, Yüksek Fırın ve Dozajlama Modernizasyonu ve Kontinü Döküm Modernizasyonları gerçekleştirilmelidir.

18- Sinterlemede sorun yaratan kükürtlü sinterlik konsantrenin miktarını azaltmak ve yüksek fırında kolay işlenebilen ve yüksek fırın üretimini arttırmak için mevcut Divriği Pelet Tesisi‘nin kapasitesinin 2.000.000 ton/yıla çıkartılması gerekmektedir.

19- Hurdanın alternatifi sünger demirin üretim ve kullanım imkanları araştırılarak ekonomik ise üretim için gerekli yatırımlara hızla başlanmalıdır. Bu amaçla, ulaşım güçlükleri ve maliyetleri nedeniyle hurda temininde karşılaşacağı sorunlar, limanlara uzak olması ancak demir cevheri ve Divriği Konsantrasyon ve Pelet Tesisi‘ne yakınlığı bu tesislerin sünger demir hammaddesi olan "sünger pelet" üretecek şekilde dizayn edilmiş olması gibi nedenlerle Sivas Demir Çelik Tesisleri‘nin hammadde ihtiyacının karşılanması öncelikle ele alınmalı ve etüt edilmelidir.

 

Okunma Sayısı: 32767